
8 Mart bir kutlama günü değildir.
8 Mart bir hesaplaşma günüdür.
Kadınların öldürüldüğü bir ülkede çiçek dağıtmak değil, gerçeği konuşmak gerekir.
Bugün dünyanın birçok yerinde mesajlar yayınlanacak.
Törenler yapılacak.
Kadınlara kırmızı karanfiller uzatılacak.
Ama asıl soru şudur:
Bugün hayatta olmayan kadınlar nerede?
8 Mart yalnızca yaşayan kadınların günü değildir.
Bugün aynı zamanda öldürülen kadınların günüdür.
GERÇEK EMEKÇİ KADINLAR
8 Mart’ın adı Dünya Emekçi Kadınlar Günü’dür.
Bu günün kökeni bir kutlamaya değil, bir mücadeleye dayanır.
1857 yılında New York’ta tekstil işçisi kadınlar daha iyi çalışma koşulları ve eşit ücret talebiyle greve çıktı.
1910 yılında Kopenhag’da toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart, kadınların eşitlik mücadelesinin sembol günü olarak kabul edildi.
8 Mart’ın tarihi bir çiçek hikâyesi değildir.
Bir emek ve eşitlik mücadelesidir.
Emekçi kadın yalnızca fabrikada çalışan kadın değildir.
Evinde çalışan kadındır.
Tarlada çalışan kadındır.
Hastanede gece nöbeti tutan kadındır.
Sabahın ilk ışığında işe giden işçidir.
Toplumun görünmeyen yükünü taşıyan milyonlarca kadındır.
Ama bugün bu ülkede bazı kadınlar artık hiçbir yerde değildir.
Çünkü öldürüldüler.
Bazıları boşanmak istediği için öldürüldü.
Bazıları çalışmak istediği için öldürüldü.
Bazıları yalnızca “hayır” dediği için öldürüldü.
Bir kadının hayatının bu kadar kolay sona erdiği bir yerde 8 Mart yalnızca bir takvim günü olamaz.
KADIN CİNAYETLERİ: RAKAMLARIN ANLATTIĞI GERÇEK
Kadın cinayetleri artık münferit olaylar değildir.
Bu cinayetler süreklilik gösteren bir toplumsal krizdir.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre
2023 yılında en az 315 kadın öldürüldü.
Aynı yıl 248 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti.
2025 yılında tablo değişmedi.
En az 294 kadın öldürüldü.
297 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.
2026 yılının yalnızca ilk ayında bile 22 kadın öldürüldü.
Bu tablo tek bir gerçeği gösteriyor:
Türkiye’de neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor.
Cinayetlerin büyük bölümü kadınların en yakınındaki erkekler tarafından işleniyor.
Eş.
Eski eş.
Sevgili.
Akraba.
Kadınların en çok öldürüldüğü yer çoğu zaman sokak değildir.
Evdir.
Toplumun en güvenli olması gereken yer.
FIRSAT EŞİTLİĞİ MESELESİ
Kadınların mücadelesi yalnızca şiddete karşı verilen bir mücadele değildir.
Bu aynı zamanda fırsat eşitliği mücadelesidir.
Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı yaklaşık yüzde 35 civarındadır.
Erkeklerde bu oran yüzde 70’in üzerindedir.
Bu tablo büyük bir eşitsizliği göstermektedir.
Birçok kadın erkeklerle aynı işi yapmasına rağmen daha düşük ücret almaktadır.
Birçok kadın terfi mekanizmalarında görünmez duvarlarla karşılaşmaktadır.
Bazı kadınlar ise çalışma hayatına girebilmek için bile mücadele vermektedir.
Fırsat eşitliği sağlanmadığı sürece kadın emeği görünmez kalmaya devam eder.
YAŞASALARDI NE OLACAKTI?
Bugün öldürülen kadınların çoğu yaşasaydı sıradan hayatlar yaşayacaktı.
Sabah işe gideceklerdi.
Çocuklarını okula götüreceklerdi.
Akşam eve döneceklerdi.
Belki öğretmen olacaklardı.
Belki bir fabrikada işçi.
Belki bir doktor.
Belki yalnızca huzurlu bir hayat süreceklerdi.
Ama onların hayatı bir anda kesildi.
Bir evde.
Bir sokakta.
Bir iş yerinde.
Bir kadının hayatı kesildiğinde yalnızca bir insan ölmez.
Bir hayatın bütün ihtimalleri ölür.
KONUŞAMAYAN KADINLAR VE SESSİZ TANIKLAR
Öldürülen kadınların artık konuşma şansı yok.
Onların hikâyelerini anlatacak sesleri susturuldu.
Ama geride tanıklar kaldı.
Anneler.
Kardeşler.
Çocuklar.
Bazıları hayatları boyunca o günü anlatmak zorunda kalacak.
Bazıları ise o acıyı hiç konuşmadan taşıyacak.
Bir de başka tanıklar vardır.
Sessiz tanıklar.
Duvarlar.
O evlerin duvarları.
O odaların duvarları.
O sokakların duvarları.
Bir kadının yardım çığlığını duyan ama cevap veremeyen duvarlar.
Bazı cinayetlerin tanığı yalnızca insanlar değildir.
Bazen bir evin duvarları bile gerçeği bilir.
BİR BAŞKA SORU: ANNELER
Kadınları öldüren erkekler de bir annenin evladıdır.
Bu gerçek ağır bir toplumsal soruyu beraberinde getirir.
Toplum erkek çocuklarını nasıl yetiştiriyor?
Kadınlara saygı duyan bireyler mi yetiştiriyoruz?
Yoksa erkek egemenliği sessizce yeniden mi üretiliyor?
Bir annenin evladının bir kadının hayatını sonlandırdığını öğrenmesi insanlık tarihinin en ağır yüklerinden biridir.
Kadın cinayetleri yalnızca bir hukuk sorunu değildir.
Bu aynı zamanda bir toplumsal vicdan sorunudur.
VİTRİNLERE SIĞDIRILAN 8 MART
8 Mart geldiğinde mağazalar indirim kampanyaları başlatıyor.
Reklamlar yayınlanıyor.
Hediye önerileri yapılıyor.
Bir gün boyunca kadınlara çiçek veriliyor.
Ertesi gün hayat aynı şekilde devam ediyor.
Oysa kadınların öldürüldüğü bir ülkede 8 Mart’ı alışveriş gününe çevirmek, gerçeği örtmenin en kolay yoludur.
Bir kadının mücadelesi vitrin süsü değildir.
Bir kadının hayatı reklam kampanyasının parçası değildir.
Gerçek sorunlar konuşulmadığında çiçekler konuşur.
Ama gerçekler çiçeklerle örtülemez.
8 Mart bir çiçek günü değildir.
8 Mart bir hesaplaşma günüdür.
Bu hesaplaşma yalnızca erkeklerle değildir.
Bu hesaplaşma aynı zamanda sistemle, ihmallerle ve sessizlikle yapılmalıdır.
Kadınların öldürüldüğü bir ülkede mesele yalnızca kadın meselesi değildir.
Bu, bir devletin insan hayatını koruyup koruyamadığının testidir.
Kadınların yaşam hakkı tartışma konusu değildir.
Bir toplum kadınlarını koruyamadığı gün uygarlık iddiasını da kaybeder.













