
Bu yazı bir kişisel eleştiri değildir.
Bu yazı, siyasal sorumluluk sorgusudur.
Çankaya bugün ciddi bir yönetim boşluğu yaşamaktadır.
Belediye başkanlığı makamı doludur.
Liderlik ise boş kalmıştır.
Hüseyin Can Güner hakkında konuşmak artık kaçınılmazdır.
Ancak asıl konuşulması gereken, onu bu koltuğa oturtan zihniyettir.
Cumhuriyet Halk Partisi bu ilçede sıradan bir tercih yapmamıştır.
Türkiye’nin siyasal kalbinde bir karar vermiştir.
Bu kararın sonuçları bugün sahada görünmektedir.
KALE REHAVETİ
CHP açısından Çankaya yıllardır bir “kale” olarak görülmektedir.
Bu algı, denetimi gevşetmiştir.
Bu algı, adayları sorgulanmaz hâle getirmiştir.
Bu algı, siyasal cesareti tali bir başlığa düşürmüştür.
- Kale rahatlığı, siyaseti küçültür.
- Kale rahatlığı, liyakati geri plana iter.
Eğer bu adaylık; genç olduğu için, dinamik olduğu için, iyi bir eğitim aldığı için tercih edildiyse, bugün görünen tablo şudur:
Kurdele kesen bir başkan.
Konserlerde görünen bir başkan.
Programdan programa, şehirden şehre dolaşan bir başkan.
Bu tabloyu başka ne tamamlıyor?
Bir sosyal sorumluluk projesinde neden yoktur?
Bir yurttaşın derdiyle yüz yüze geldiği bir sahnede neden görünmemektedir?
Bir kriz anında neden sesi duyulmamaktadır?
Ben sesinin tonunu bilmiyorum.
Toplumsal bir meselede nasıl konuştuğunu bilmiyorum.
Bir haksızlık karşısında nerede durduğunu bilmiyorum.
Bu bir tercih midir?
Bilerek mi uzak durmaktadır?
Yoksa siyasetin “ağır abileri” tarafından mı görünmez kılınmıştır?
Eğer bilerek uzak duruyorsa, bu koltuğun gereğini yerine getirmiyordur.
Eğer uzak tutuluyorsa, ortada daha büyük bir sorun vardır.
O zaman Çankaya’yı yöneten bir iradeden değil, sessizliğe razı edilmiş bir figürden söz ediyoruzdur.
Çankaya tören belediyeciliği ile yönetilemez.
Çankaya görünmeden var olma siyasetiyle taşınamaz.
Çankaya sessizlikle idare edilemez.
SAHADAN GERÇEKLER
Bugün ilçede yaşananlar soyut değildir. Somuttur. Sahadadır.
- Kentsel dönüşümde toplantılar yapılmış, dosyalar açılmış, ardından uzun süre sessizlik yaşanmıştır.
- Trafikte geçici düzenlemeler açıklanmış, kalıcı çözümler sahaya yansımamıştır.
- Yeşil alan projelerinde şeffaf bilgilendirme yapılmamıştır.
- Kültür merkezleri vardır, bütünlüklü bir kültür politikası
- Gençler etkinlik izleyicisidir, karar süreçlerinin parçası değildir.
- Kadın destekleri afişlerde kalmış, sahada süreklilik oluşmamıştır.
Sokak hayvanları meselesi ise başlı başına bir vicdan sınavıdır.
Kısırlaştırma, rehabilitasyon, sahiplendirme konusunda sürdürülebilir bir program kamuoyuna açıklanmamıştır.
Kriz anlarında belediye başkanının sahada görülmediği, sorumluluğun alt kadrolara bırakıldığı sıkça dile getirilmiştir.
Bu başlıkların hiçbirinde “hiçbir şey yapılmadı” denemez.
Ancak şunu söylemek mümkündür:
Yapılanlar, Çankaya’nın ağırlığına yakışan bir belediyecilik iradesi ortaya koymamaktadır.
Bu tablo karşısında belediye başkanından güçlü bir ses yükselmemektedir.
Kriz anlarında kamusal refleks görülmemektedir.
Toplumsal gerilimlerde görünürlük oluşmamaktadır.
- Miting meydanlarında yoktur.
- Halkın sokağa çıktığı anlarda yoktur.
- İtirazın yükseldiği alanlarda yoktur.
Açılışlarda vardır.
Kokteyllerde vardır.
Programlarda vardır.
Seyahatlerde fazlasıyla vardır.
Bu tablo kişisel tercihle açıklanamaz.
Bu tablo, aday belirleme sürecinin sonucudur.
Bir ev sahibi düşünelim.
Evi karışırken dışarıda olan.
Evin bireyleri ses yükseltirken başka şehirlerde görünen.
Bu ev sahipliği değildir. Bu, evi uzaktan izlemektir.
Çankaya da bir evdir. Türkiye’nin siyasal evi. Cumhuriyet’in hafıza mekânı. Muhalefetin omurgası.
Bu evde bulunan bir belediye başkanı, evinde durmak zorundadır. Halkının yanında görünmek zorundadır. Ses yükseldiğinde orada olmak zorundadır.
TEMEL İLKE
Belediyecilikte particilik olmaz. Belediye başkanı, parti içi dengelere göre değil, kamusal sorumluluğa göre hareket eder.
Sessizlik, “partiyi üzmemek” gerekçesiyle meşrulaştırılamaz.
Bu noktada soru açıktır:
CHP bu adayı neden Çankaya’ya layık görmüştür?
Gençlik yeterli midir? Meslek tek başına ölçüt müdür? “İyi insan” tanımı kamusal liderliğin yerini tutar mı?
Hayır.
Çankaya sıradan bir ilçe değildir.
Devlet aklının şekillendiği merkezdir.
Cumhuriyet’in kurucu mekânıdır.
Diplomatik temsillerin yoğunlaştığı alandır.
Siyasal muhalefetin vitrini konumundadır.
Bu ilçe pasif yönetimi affetmez. Bu ilçe risk almayan başkanı taşımaz.
Bu ilçe susan yöneticiyi görünmez kılar.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Çankaya’yı seçmesi bir tesadüf değildi. Burası bir karar merkeziydi. Bir irade mekânıydı. Sözün yüksek sesle söylendiği yerdi.
Bugün Çankaya Belediyesi’nde bu ruh hissedilmiyor. Bu eksiklik yalnızca başkana ait değildir. Bu eksiklik, onu aday gösteren siyasi iradeye aittir.
CHP burada yanlış bir karar almıştır. Bu yanlış zamanla düzelmemiştir. Yönetim pratiğiyle daha görünür hâle gelmiştir.
Asıl soru şudur:
Bu ilçeyle bundan sonra nasıl yol alınacaktır?
Çankaya deney alanı değildir. Çankaya vitrin süsü değildir. “İdare eder” anlayışı bu ilçede tutmaz.
Çankaya’da sorun yalnızca kimin başkan olduğu değil, bu kenti kimin sessizliğe mahkûm ettiği meselesidir.













