• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aşkım Tan: 6 Şubat zemherinin altında kalan ülke

Aşkım Tan by Aşkım Tan
6 Şubat 2026
in Yazarlar
0
Aşkım Tan: 6 Şubat zemherinin altında kalan ülke
0
SHARES
40
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

6 Subat Zemherinin Altinda Kalan Ulke

Bir Doğa Felaketi Değil, Bir Devlet Çöküşünün Raporu

6 Şubat bir takvim yaprağı değildir. Bu ülkenin vicdan fay hattıdır.

En zemheri kışta geldi: kar, çamur, karanlık ve yalnızlıkla…

Doğa yıktı; ama sistematik kurumsal ihmal öldürdü.

Soğuk dondurdu; ama organizasyon çöktü.

Enkaz kalktı; ama sorumluluk buharlaştı.

O gece yalnızca binalar değil; devletin refleksi, denetimin ciddiyeti ve kamu ahlâkı da çöktü.

Sarsıntı saniyeler sürdü. Ama zaman durdu.

Enkaz altında bekleyenler günlerce…

Bekleyen sadece bedenler değildi — bekleyen, bir ülkenin utancıydı.

…ve o gecede 53 bin kalp durdu.

53 bin insan yalnızca öldü demek yetmez — 53 bin hayat, 53 bin hikâye, 53 bin gelecek karanlığa gömüldü.

Bu rakam bir istatistik değildir; bir devletin vicdan bilançosudur.

MEZARSIZ KAYIPLAR: SAYILMAYAN ÇOCUKLARIN DOSYASI

Bu ülkede insanlar öldü. Ama bazıları kayboldu.

Resmî makamlar hiçbir zaman şu soruya net cevap vermedi:

“6 Şubat’ta kaç çocuk kayıp?”

Bunun yerine parçalı açıklamalar, çelişkili rakamlar ve suskunluk gördük.

Aileler kapı kapı dolaştı; hastane listelerini tek tek taradı; mezarlıkları gezdi; savcılıklara başvurdu.

Devlet ise bütünlüklü, şeffaf ve kamuya açık bir kayıp çocuk listesi yayımlamadı.

Bu, teknik bir eksiklik değildir. Bu, kayıt tutma ahlâkının çöküşüdür — ve bu çöküşün bedelini aileler ödedi.

Somutlaştırılmış Kayıp Çocuk Dosyası

(Tekil hikâye değil, sistematik bir soruna işaret eden örneklerdir.)

 

  • Hatay – Antakya (9 yaşındaki M.A.): Enkazdan çıkarıldığı söylendi; farklı hastanelere götürüldüğü iddia edildi. Ailesi iki ayrı hastanede iki farklı “çocuk cesedi” fotoğrafıyla karşılaştı; DNA eşleşmesi aylarca sonuçlanmadı. Bugün hâlâ resmî kaydı “netleşmemiş” durumda.

 

  • Kahramanmaraş (7 yaşındaki Z.K.): “Başka bir aileye teslim edildiği” yönünde tanıklıklar var. Ancak Aile ve Sosyal Hizmetler kayıtlarında açık bir iz bulunmuyor. Ailesi hâlâ çocuklarının devlet korumasında mı, yoksa kayıp mı olduğunu bilmiyor.

 

  • Adıyaman (11 yaşındaki S.B.): Ambulansla götürüldüğü söylenen çocuk, hiçbir hastane kayıt listesinde yer almadı. Dosya “araştırılıyor” denilerek kapatılmadı ama ilerletilmedi.

 

  • Hatay – Defne (5 yaşındaki A.Y.): Çadır kentte görüldüğü söylendi; sonra ortadan kayboldu. Aile aylarca çadır alanlarını tek tek dolaştı; hiçbir kurum net bilgi vermedi.

Bu örnekler istisna değildir — buzdağının görünen kısmıdır.

Gerçek şu:

Binalar çöktü; ama ondan önce kayıt tutma ahlâkı çöktü.

Bir toplum kayıp çocuklarını sayamıyorsa, yalnızca enkaz altında değil; vicdanın altında da kalmıştır — ve bu utanç zamanaşımına uğramaz.

İLK 72 SAAT: ORGANİZASYONSUZLUKTAN ÖLÜME

İlk 24 saat… İlk 48 saat… İlk 72 saat… Bunlar zaman dilimi değil; hayatla ölüm arasındaki çizgiydi.

AFAD geç kaldı.

Koordinasyon çöktü.

Yardım kamyonları günlerce yolda kaldı.

Gönüllüler kendi başlarına enkaza koştu.

Bu gecikmenin acı bir örneği de sağlıkçılardı. Deprem bölgesine ulaşmak isteyen doktorlar AFAD tarafından durduruldu; ardından kendi imkânlarıyla karlar içinde yollar açarak enkazlara ulaştı. Elbistan’ın ücra noktalarında, can kurtarmaya çalışan hekimler hiçbir resmî yardım ekibine rastlamadı. Bu yalnızca koordinasyon hatası değil; hayatla ölüm arasındaki farkın bürokrasiye kurban edilmesiydi.

Bir ülkede insanlar kaderleriyle baş başa bırakılıyorsa, buna “afet” denmez — buna terk ediliş denir.

Enkaz altından yükselen “Anne!” çığlıkları, bürokrasiye çarpıp geri döndü. Bu, doğanın değil; organizasyon yoksulluğunun katliamıydı.

Devletin refleksi aksarken, toplumun vicdanı ayakta kaldı.

AKUT başta olmak üzere birçok arama–kurtarma ekibi ve gönüllü kuruluş, bütün olumsuz hava koşullarına rağmen sahaya indi.

Kar, yağmur, don, karanlık ve yıkım onları durdurmadı.

Resmî koordinasyon zayıflarken, sivil dayanışma enkazın üzerinde dimdik durdu.

İMAR AFFI: ÖLÜME DAVETİYE — AYRINTILI ZAMAN ÇİZELGESİ

Deprem doğal bir olaydı. Ama felaket insan yapımıydı.

1999–2017 (Marmara sonrası dönem):

  • Riskli yapı dönüşümü için sınırlı adımlar atıldı.
  • Yerel yönetim baskısı, müteahhit lobisi ve rant politikaları ağır bastı.
  • Denetim kültürü kökleşmedi.

2018 – Büyük İmar Affı:

  • Yaklaşık 10 milyon bağımsız bölüm “imar barışı” kapsamına alındı.
  • Yapı güvenliği incelenmeden para karşılığı kayıt verildi.
  • Deprem riski yüksek bölgelerde bile kaçak katlar meşrulaştı.

2019–2021:

  • Riskli yapı tespitleri yetersiz kaldı.
  • Kolon kesme vakaları arttı; yaptırımlar caydırıcı olmadı.
  • Yerel yönetimler çoğu zaman siyasi baskıyla geri adım attı.

2022:

  • Bilim insanları ve meslek odaları “yaklaşan büyük deprem” uyarılarını yineledi.
  • Hükümet ulusal bir dönüşüm seferberliği başlatmadı.

6 Şubat 2023:

  • Sonuç: Toplu çöküş.

İmar affı kader değildir; cinayete davetiyedir.

…ve bugün, kolonlarını keserek binaları çöktüren bazı müteahhitler mahkemede kendilerini şöyle savundu:

“Yönetim istedi.”

“Maliyet baskısı vardı.”

“Ruhsat sonradan verildi.”

Yani sorumluluğu üstlenmediler — paylaştırıp kaçırdılar.

Bu noktada hafızaya kazınan bir söz var.

AKP’li Mustafa Elitaş’ın Murat Kurum için kurduğu şu cümle:

“Mimar Koca Murat’ın takdir edilmesi lazım.”

O halde soruyorum: Neyi takdir edeceğiz?

İmar affıyla “kayıt altına alınan” kaçak katları mı?

Denetimsizlikle büyüyen riskli yapı stokunu mu?

Yoksa 53 bin duran kalbin üstüne söylenen bu cümleyi mi?

Eğer bu ülke 6 Şubat’tan bir ders çıkaracaksa, konuşmamız gereken şey takdir değil, hesap olmalıydı. Reklamın dili değil, yargıya uzanan sorumluluğun dili konuşmalıydı.

Bu yüzden 6 Şubat’ta ölenlerin bir kısmı yalnızca depremin kurbanı değildi; “depreme dayanıklı” denilerek satılan binalarda ölüme kandırılan yurttaşlardı. Rantın dili güven vaat etti; gerçeği ise enkaz oldu.

DEPREMDEN DERS ALMAMAK: ASIL FELAKET

…ve işte en can yakıcı nokta: Bu felaketten gerçek anlamda ders almadık.

Kentsel dönüşüm planlarında hâlâ:

  • Parklar ve toplanma alanları yeterince ayrılmadı.
  • Mevcut alanlar çoğu yerde imara açıldı.
  • Afet anında insanların güvenle toplanacağı geniş meydanlar yerine, daha fazla beton tercih edildi.

Birçok yeni projede:

  • Binalar 5 kat yerine 10 kat olarak planlandı.
  • Zemin etüdü yerine kâr hesabı öne geçti.
  • “Daha yüksek = daha değerli” anlayışı, “daha güvenli”nin önüne geçti.

En basit gerçeği unuttuk: Basit şeyler hayat kurtarır.

  • Güçlü zemin,
  • Açık toplanma alanları,
  • Düşük katlı yerleşim,
  • Sağlam kolon,
  • Etkili denetim,
  • Şeffaf kayıt.

Bunlar lüks değil; yaşam hakkıdır. Ama biz hâlâ aynı hataları tekrarlıyoruz.

BUGÜN: KÜÇÜK ŞEHİRLER KADAR KONTEYNER KENTLER

Bugün deprem bölgesinde, kimi yerlerde küçük bir şehir nüfusu kadar insan, “geçici” diye kurulan ama fiilen kalıcılaşan konteyner kentlerde yaşıyor.

Bir yıl geçti, iki yıl geçti… Ama insanlar hâlâ çamurun içinde yaşıyor. Konteynerler nemli, soğuk ve güvensiz. Çocuklar çadır kokusuyla büyüyor. Gençler umutsuzlukla uyuyor.Yaşlılar hatıralarının enkazında yalnız.

Vaad edilen kalıcı konutlar ya gecikti ya yarım kaldı. “Bir yıl içinde her şey düzelecek” diyenler sustu.

Dahası:

Birçok depremzedeye verilen kira yardımları kesildi.

Evleri yıkılan insanlar hem barınaksız hem parasız bırakıldı.

Bu manzaraya rağmen iktidar dili başka bir gerçeklikten konuşuyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, “455 bin ev yaptık, bir mucize gerçekleştirdik” diyerek herkesten teşekkür bekledi. Dahası, “herkes diline dikkat etsin, siyasi polemik yapılmasın” çağrısı yaptı.

Oysa asıl soru şu:

Eğer bu gerçekten bir mucizeyse, neden hâlâ on binlerce insan çamurlu konteynerlerde yaşıyor? Eğer gerçekten 455 bin ev yapıldıysa, bu insanlar neden evlerine geçemedi?

Bu tartışmanın bir de parası var.

Deprem sonrası toplanan vergiler, bağışlar ve kamu kaynaklarıyla yaklaşık 70 milyar doların harcandığı söylendi.

Ancak yurttaş hâlâ şu basit soruya net cevap alamıyor:

“Bu 70 milyar dolar tam olarak nereye gitti— ve neden hâlâ on binlerce insan konteynerde?”

Buna karşılık iktidar dili, hesap vermekten çok övünmeyi seçti. Cumhurbaşkanı’nın, “Biz yaptık, bizden başkası yapamazdı” ve “Dünyada kimse bunu yapamazdı” sözleri, dayanışma içindeki bir halka uzanan bir el değil; tepeden bakan, uzaklaştırıcı ve kutuplaştırıcı bir hitaptı.

Oysa depremzedelerin beklediği şey övgü değil, hesaptı.

Takdir değil, şeffaflıktı.

Mesafe değil, omuz omuzaydı. Çünkü felaket günlerinde bu ülkeyi ayakta tutan şey, sarayın dili değil — halkın dayanışmasıydı.

Bu tablo yalnızca çadır ve gıda satışlarıyla sınırlı kalmadı.

Yurtdışından çalışan Türklerin gönderdiği yardım malzemeleri bazı noktalarda getirenlerin elinden alındı.

…ve birçok yurttaş, resmi engeller ve keyfi uygulamalar yüzünden yardımı bile ormanların, dağ eteklerinin arkasından gizlice yapmak zorunda kaldı.

Bu, dayanışmanın değil; yönetimin utancıdır. Dayanışma, bürokrasiye takıldı; vicdan, prosedüre yenildi.

KIZILAY ÇADIRI VE KONSERVESİ: YARDIMDAN TİCARETE — NET ZAMAN ÇİZELGESİ

6–9 Şubat 2023:

  • Halk seferber oldu; milyonlarca liralık bağış toplandı.
  • Dünya çapında yardım yağdı.

10–13 Şubat 2023:

  • Depremzedeler hâlâ çadırsızken, Kızılay’ın bir ticari şirkete çadır sattığı ortaya çıktı.
  • Satışın deprem bölgesine gitmesi gereken stoktan yapıldığı anlaşıldı.

Şubat ortası 2023:

  • Yalnızca çadır değil, deprem için toplanmış konservelerin de satışa çıktığı ortaya çıktı.
  • Yani açlıktan titreyen insanlara gitmesi gereken gıda, rafta fiyat etiketiyle yer aldı.

Şubat sonu 2023:

  • Kamuoyu baskısı büyüdü.
  • Kızılay yönetimi “yasal ama etik değil” savunması yaptı — hesap vermedi.

Mart–Nisan 2023:

  • Sorumlular istifa etmedi; ciddi yaptırım uygulanmadı.
  • Kurum güven kaybetti.

2023–2024:

  • Tartışmalı bağış ilişkileri sürdü; şeffaflık artmadı.

Bu bir hata değil.

Bu bir ahlâk çöküşüdür.

Bir yardım kurumu felaketi ticarete dönüştürürse, o kurum yardım kurumu olmaktan çıkar — rant makinesine dönüşür.

…ve biz bunu unutmayacağız.

ACIDAN RANT EDENLERİN ADI

 

Bazıları ağladı. Bazıları kazandı.

Müteahhitler zenginleşti.

Denetimsiz binalar yükseldi.

İmar affı dağıtıldı.

Kâr uğruna can satıldı.

…ve bugün o isimlerin çoğu hâlâ serbest.

Hâlâ koltuklarında.

Hâlâ güçlerinde.

Doğa öldürmedi —

İhmal öldürdü.

Rant öldürdü.

Denetimsizlik öldürdü.

Bu bir kaza değil; düzen suçudur.

ADALET GELMEDİĞİ SÜRECE YAS BİTMEZ

6 Şubat takvimden düşen bir gün değildir.

Her konteynerde bir çığlık,

Her enkazda bir hesap,

Her kayıp çocukta bir utanç vardır.

Adalet gelmediği sürece, yas bitmez. Sorumlular yargılanmadığı sürece, acı dinmez.

Unutursak tekrar eder. Susarsak ortak oluruz.

6 Şubat’ta toprağın altına gömülenler yalnızca insanlar değildi.

Devletin sorumluluğu, kurumların ciddiyeti ve toplumun güveni de gömüldü.

53 bin kalp sustu — ama bu borç susmadı. Bağımsız ve gerçek hesap verilene kadar bu ülke huzur bulmayacak.

 

 

Önceki Yazı

Tesadüfle başlayan hikaye…’’Palamut Zamanı’’

Aşkım Tan

Aşkım Tan

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
Aşkım Tan: 6 Şubat zemherinin altında kalan ülke

Aşkım Tan: 6 Şubat zemherinin altında kalan ülke

6 Şubat 2026
Tesadüfle başlayan hikaye…’’Palamut Zamanı’’

Tesadüfle başlayan hikaye…’’Palamut Zamanı’’

5 Şubat 2026
Aşkım Tan: TÜİK’in tablosu değil, halkın cebi yanıyor

Aşkım Tan: TÜİK’in tablosu değil, halkın cebi yanıyor

5 Şubat 2026
Halden Anlayan Lider: İyi işler, önce iyi ilişkilerle başlar

Halden Anlayan Lider: İyi işler, önce iyi ilişkilerle başlar

5 Şubat 2026

Son Yazılar

Aşkım Tan: 6 Şubat zemherinin altında kalan ülke

Aşkım Tan: 6 Şubat zemherinin altında kalan ülke

6 Şubat 2026
Tesadüfle başlayan hikaye…’’Palamut Zamanı’’

Tesadüfle başlayan hikaye…’’Palamut Zamanı’’

5 Şubat 2026
Aşkım Tan: TÜİK’in tablosu değil, halkın cebi yanıyor

Aşkım Tan: TÜİK’in tablosu değil, halkın cebi yanıyor

5 Şubat 2026
Halden Anlayan Lider: İyi işler, önce iyi ilişkilerle başlar

Halden Anlayan Lider: İyi işler, önce iyi ilişkilerle başlar

5 Şubat 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

Aşkım Tan: 6 Şubat zemherinin altında kalan ülke

Aşkım Tan: 6 Şubat zemherinin altında kalan ülke

6 Şubat 2026
Tesadüfle başlayan hikaye…’’Palamut Zamanı’’

Tesadüfle başlayan hikaye…’’Palamut Zamanı’’

5 Şubat 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.