
Emekliden yenidoğana, hekimden sahipsize: sağlıkta görünmeyenlerin dosyası
Önce açık konuşalım:
Sigara içmenin de, kumar oynamanın da karşısındayız.
Bu tartışma burada bitsin.
Kimse meseleyi başka yere çekmeye kalkmasın.
Ama bir ülkede öncelikler ters yüz edilmişse, asıl itiraz da tam oradan yükselir.
Çünkü sağlık, ertelenebilecek bir başlık değildir.
Türkiye’de bugün asıl mesele, sigaranın görünürlüğü değil; halkın sağlığının görünmez hale getirilmesidir.
EMEKLİ, YAŞAM HAKKINI ECZANE TEZGÂHINDA ARIYOR
Bugün Türkiye’de yüz binlerce emekli:
- Doktorun yazdığı ilacı eczanelerde bulamıyor,
- Bulduğunda “SGK karşılamıyor” cevabıyla karşılaşıyor,
- “Muadil al” denilerek tedavisiyle kumar oynamaya zorlanıyor,
- İlacını mı alacak, yoksa mutfağına mı gıda koyacak diye hesap yapıyor.
Bu tabloya sağlık sistemi denmez; bu, yoksulu ve yaşlıyı sessizce eleyen bir düzendir.
Soruyorum:
İlacı olmayan bir ülkede,
sağlık politikası kimi korur?
SGK’NIN ÖDEMEDİĞİ HER İLAÇ, DEVLETİN GERİ ÇEKİLDİĞİ BİR HAYATTIR
“Geri ödeme listesinde yok” denilen her ilaç,
hasta için biraz daha erken vazgeçilmek demektir.
- Kanser hastaları
- Nadir hastalıklarla yaşayanlar
- Parkinson, MS, KOAH, kalp hastaları
Parası olan tedavi oluyor.
Olmayan bekliyor.
Bekleyen çoğu zaman kaybediyor.
Bu bir teknik ayrıntı değil.
Bu, bilinçli ve sınıfsal bir sağlık tercihidir.
“GİDERLERSE GİTSİNLER” DENİLEN HEKİMLER GİTTİ
Yıllar önce hekimlere “giderlerse gitsinler” denildi.
…ve gittiler.
Bugün o hekimler:
- Avrupa’da, Amerika’da, Körfez ülkelerinde
- Bilimsel çalışmalara imza atıyor
- Başarılarıyla gurur kaynağı oluyor
Peki Türkiye’de ne kaldı?
- Artan doktor açığı
- Tükenmiş sağlık çalışanları
- MHRS’de aylarca bulunamayan randevular
- Şiddet korkusuyla çalışan hekimler
Bir ülke hekimini kaybederse,
sadece personel kaybetmez.
Geleceğini kaybeder ve bu kayıp tesadüf değildir.
SOKAKTA KALAN, SİSTEMDE YOK SAYILAN İNSANLAR
Sağlık sisteminin dışında kalanlar sadece emekliler değil.
Bu ülkede sağlık, kâğıt üzerinde herkes için var.
Ama sokakta kalan, ucuz otellerde günü kurtaran, sosyal güvencesi olmayan insanlar için fiilen yok.
Adresleri yok.
Aile hekimleri yok.
Düzenli tedavileri yok.
Psikolojik destekleri yok.
Genel Sağlık Sigortası “var” deniyor ama:
borcu olan kapıdan dönüyor, ilacı yazılsa alamıyor, kronik hastalığı takip edilmiyor.
Bu insanlar sistemin dışına düşmüş değil; bilerek sistemin dışında bırakılmış durumda.
Çünkü bu sistem, kaydı olmayanı hasta saymıyor.
Koruyucu sağlık, bu insanlar için bir kavram.
Hayatlarında bir karşılığı yok.
YENİDOĞAN SKANDALI: DEVLETİN EN KÜÇÜĞÜ KORUYAMADIĞI YER
…ve en ağır dosya…
Yenidoğan ünitelerinde yaşananlar bir “aksaklık” değildir.
Bu bir skandaldır.
Bebekler:
- Zamanında müdahale edilmedi
- Denetimsiz sistemlerin içinde hayatlarını kaybettiler
- Sorumlular netleşmeden dosyalar kapandı
Sorular hâlâ ortada:
- O üniteler kimlere emanet edildi?
- Denetimler neden göstermelikti?
- Kaç bebek hayatını kaybetti?
- Kim görevden alındı?
- Kim hesap verdi?
Cevap yok.
Ama açılış törenleri var.
Yatak sayıları var.
Reklam dili var.
Bebekler ölürken,
hiçbir “başarı hikâyesi” meşru değildir.
SAHİPSİZ CANLAR: SAĞLIK SİSTEMİNİN TAMAMEN DIŞINDA
Devletin koruyamadığı en küçük insanın ardından, hiç korumadığı canlar var.
Bir ülkede insan sağlığı aksıyorsa, hayvan sağlığı zaten yoktur.
Sokak hayvanları için Sağlık Bakanlığı’nın, barınaklar dışında doğrudan hiçbir sağlık politikası yok.
Tedavi belediyelerin insafında.
Kısırlaştırma bütçeye bağlı; süreklilik yok, denetim yok.
Evcil hayvanlar için de tablo farklı değil.
Veteriner hizmetleri tamamen ücretli.
Sosyal destek yok.
Devlet güvencesi yok.
Bu ülkede sahipsiz hayvanlar, kamusal sağlık sisteminin tamamen dışında.
…ve bu da bize şunu söylüyor:
Sağlık, yalnızca kayıtlı ve görünür olanlar için var.
PANDEMİ: KAYIPLAR VAR, HESAP YOK
Pandemi sürecinde binlerce insanı kaybettik.
Aşı politikaları uygulandı.
Yan etkiler tartışıldı.
Veriler sınırlı paylaşıldı.
Ama bugün hâlâ şu sorular yanıtsız:
- Kaç gerçek kayıp verdik?
- Aşı yan etkileri neden şeffaf biçimde açıklanmadı?
- Bilim Kurulları vardı ama hesap veren kim oldu?
Pandemi, sadece bir sağlık krizi değil;
aynı zamanda şeffaflık ve sorumluluk sınavıydı.
…ve bu sınavdan yüz akıyla çıkıldığını hiç kimse vicdanla iddia edemez.
SAĞLIKTA RANT: KAMU GERİ ÇEKİLİRKEN ÖZEL BÜYÜDÜ
Yıllardır aynı tablo:
- Kamusal sağlık zayıflatıldı
- Özel hastaneler büyütüldü
- Şehir hastaneleriyle gelecek nesiller borçlandırıldı
- SGK, özel sağlık zincirlerinin finansman aracına dönüştürüldü
…ve sorulması gereken ama hep ertelenen sorular:
- Sağlık politikalarını belirleyenlerin özel sağlık yatırımları var mı?
- Kamu gücü ile özel kazanç arasında çıkar çatışması yaşandı mı?
- Neden kamu geri çekilirken özel sektör güçlendirildi?
Bunlar iddia değil.
Bunlar kamunun sorma hakkıdır.
Bu ülkede asıl sorun,
sigaranın görünmesi değil.
Asıl sorun:
- İlacın bulunmaması
- Emeklinin tedaviye erişememesi
- Hekimin kaçırılması
- Bebeklerin korunamaması
- Pandeminin hesabının sorulmaması
- Sağlığın rant alanına çevrilmesidir
Sağlık, reklamla düzelmez.
Afişle iyileşmez.
Törenle korunmaz.
Sağlık,vicdanla, şeffaflıkla ve hesapla yönetilir.
Bunların hiçbiri kader değildir.
Hepsi tercihtir ve bu tercihlerin bedelini, her gün toplum ödüyor.
Aşkım Tan
Gazeteci – Araştırmacı Yazar
Editoryal Not | Aşkım Tan
Bu yazı; sigara ya da kumar gibi başlıkların arkasına saklanarak,
Türkiye’de sağlık alanında biriken asıl ve hayati sorunların üzerinin örtülmesine itirazdır.
Emeklinin ilacından yenidoğanın hayatına, hekim göçünden pandemi kayıplarına kadar cevap bekleyen sorular yanıtlanmadan, hiçbir “başarı” anlatısı toplum vicdanında kabul edilemez.













