
Bu ülkede herkes şunu bilmek zorundadır:
Türk Bayrağı bir bez parçası değildir.
Bir sembol hiç değildir.
O bayrak; sınırdır, egemenliktir, devlettir.
Suriye hattında yaşanan ve Türk Bayrağı’nın gönderden indirilmesiyle sonuçlanan olay, “protesto” denilerek geçiştirilemez. Bu ne ifade özgürlüğüdür ne de demokratik bir tepki. Bu, doğrudan devletin egemenlik alanını test etme girişimidir.
Bayrağa uzanan el, yalnızca bir direkteki kumaşa değil;
Anayasa’ya, sınıra, millet iradesine uzanmıştır.
Bugün mesele birkaç kişinin taşkınlığı değildir.
Asıl mesele, bu cüreti mümkün kılan siyasi iklimdir.
Bir yanda Türk Bayrağı hedef alınırken,
diğer yanda terörle arasına açık ve net bir mesafe koyamayan yapılarla kurulan “normalleşme”, “aynı masa”, “diyalog” cümleleri…
Bu ülke Abdullah Öcalan gerçeğini,
on binlerce evladının toprağa düşmesiyle öğrenmiş bir ülkedir.
Bu hafıza bu kadar tazeyken,
her muğlak siyasi dil,
her yuvarlatılmış cümle,
sahada bayrağa uzanan el olarak karşımıza çıkar.
Bu bir tesadüf değildir.
Bu, siyasetin dilinin sahadaki karşılığıdır.
Devlet; konuşur, müzakere eder, dinler.
Ama meşruiyet devşirtmez.
Demokrasi; bayrağa uzanan eli “ama” ile savunmak değildir.
Şunu artık açıkça söylemek zorundayız:
Türk Bayrağı’na yönelik her saldırı,
aynı zamanda devlet otoritesinin test edilmesidir.
…ve devlet, test edilmez.
Test edilirse sonuçları olur.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Sadece bayrağı indirenleri mi kınıyoruz,
yoksa onları cesaretlendiren siyasi zemini de sorguluyor muyuz?
Çünkü bayrak bir kez indirilmez.
İlkinde sessiz kalınır.
İkincisinde normalleştirilir.
Üçüncüsünde “ifade özgürlüğü” denir.
…ve işte tam orada,
devlet geri çekilmeye başlar.
“Bağımsızlık benim karakterimdir.”
Mustafa Kemal Atatürk
İşte bu yüzden Türk Bayrağı, sadece dalgalanan bir kumaş değil;
bağımsızlığı karakter edinmiş bir milletin namusudur.
Türk Bayrağı bu milletin sinir ucudur.
Kimsenin ideolojik hesabına,
kimsenin siyasi pazarlığına,
kimsenin sokak provokasyonuna kurban edilemez.
Bayrağa uzanan el, karşısında devleti bulur.
Bulmuyorsa, sorun bayrakta değil,
devlet aklındadır.
Bu millet çok şeyi affeder.
Ama bayrağına uzanan eli asla affetmez.
KAYIT DÜŞÜLEN GERÇEK
Olayın ardından DEM Parti, Türk Bayrağı’nın gönderden indirilmesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Toplumun ortak değeri olan bayrağa saygısızlığı kabul etmiyoruz. Partimizin bayrakla ilgili herhangi bir sorunu yoktur. Haklı bir protesto yürüyüşünü provoke eden bu tür davranışları kesinlikle tasvip etmiyoruz” denildi
Bu açıklama, siyasi bir pozisyon beyanı olarak kayda geçirilmelidir.
Ancak burada asıl mesele, kimin ne dediğinden çok;
bu tür eylemlerin hangi siyasal ve toplumsal zeminde mümkün hale geldiğidir.
Provokasyonlar, boşlukta ortaya çıkmaz.
Toplumsal gerilim, muğlak dil ve sınırları net çizilmeyen siyaset alanı;
provokasyonların en verimli zeminidir.
Dolayısıyla tartışılması gereken, yalnızca bayrağı indiren el değil;
O elin neden ve nasıl cesaret bulabildiğidir.
Devlet, bu tür olaylarda sadece “kınama” ile yetinmez.
Siyasi iklimi de, kullanılan dili de, oluşturulan alanı da sorgular.
Çünkü bayrak söz konusuysa,
niyet beyanları değil, sonuçlar konuşur.













