Herkesi bilemem ama her yurtdışına gittiğimde bir kez daha bir kez daha bir kez daha kendi topraklarımın ve insanlarımın değerini görüyorum.
Evet, kötü insanlarımız var lakin Avrupa’nın birçok ülkesindeki Amerika’daki ve Ortadoğu’daki kötülerin sayısı kadar değil! İyi insanlarımız daha fazla…
Bu kez rota Kıbrıs’tan sonra New York’tu. Yolculuk uzundu ve THY’nin hizmeti diğer yabancı hava yollarına göre oldukça iyiydi. Uçaktan inip pasaport geçişe geldiğimizde inanılmaz uzun bir kuyruk vardı. Polislerin rahatlığı ve sanki özellikle bekletir gibi davranmaları sinir bozucuydu. Bizim pasaportlara bakan polisin yakasında Hassan yazıyordu ama kendini Amerika’ya adamışçasına davranıyordu. “Sen ne çabuk Amerikalı oldun Hassan?” diyeceğim de daha giriş yapmadan başımı derde sokmayayım dedim.

New York ve İstanbul’u kıyasladığımda nüfus olarak;
New York City: 10.800 kişi/km²
İstanbul: 3.000 kişi/km²
New York, daha küçük alanda daha fazla insan barındırdığı için çok daha yoğun bir şehirdir.
Kentsel yapı farkı olarak:
New York → dikey büyüme (gökdelenler)
İstanbul → yatay + karma büyüme
Evet, inanılmaz gökdelenler vardı. Manhattan’da, gökyüzü görünmüyordu neredeyse.
Yüzölçümü olarak:
New York City: Yaklaşık 783 km²
İstanbul (il geneli): Yaklaşık 5.343 km²
İstanbul’un yüzölçümü, New York City’den yaklaşık 6–7 kat daha büyük olmasına rağmen İstanbul’un daha temiz ve bakımlı bir şehir olduğunu fark ettim. New York’u siz düşünün artık!
Times Square Meydanı ışıl ışıldı. Devasa ekranlar 24 saat yayın yapıyordu ve özellikle geceyi gündüz gibi aydınlatıyordu. Sokaklar, esrar marihuana kokusundan geçilmiyordu. Özellikle siyahi ırkın yanından geçerken buram buram koku yayılıyordu ellerindeki sarma sigaralardan.

Sonradan Amerikalı olanlar inanılmaz agresifti. Sanki ezilmişliklerinin verdiği öfkeyi kusuyorlardı her fırsatta. Metro ile Brooklyn’e geçerken metroda bizim Türkçe konuştuğumuzu duyan bir kadın nereden geldiğimizi sordu. Türkiye İstanbul dediğimizde gözleri parladı. Konya’ya gitmek istiyorum deyince Mevlana, Şems Tebrizi dediğim anda başladı anlatmaya. Mevlana hayranıymış ve özellikle İstanbul sonra Konya’yı görmek istiyormuş. Bize yardımcı olmak için elinden geleni yaptı.
Bir akşam Central Parka gidelim dedik ama inanılmaz yorulmuştuk. Bizim Büyükada’da bir zamanlar olan faytonları burada görünce binelim dedik. Faytoncu Türkleri çok seviyormuş. Bizi faytonla otele kadar bıraktı. Ama manzara şöyleydi; Manhattan caddelerinden faytonla geçiyorduk, kraliyet ailesi gibi bizi izleyenleri fotoğraf video çekenleri selamlıyorduk. Türkleri çok seven çılgın faytoncu, bir ilke imza attı bize jest yapmak için. Ekstra ücret vermek istediğimizde kabul de etmedi.

New York öyle bir haftada gezilecek bir şehir değil, daha uzun zamana ihtiyaç var. Daha önceki gidişlerimde müzeleri gezdiğimiz için bu sefer farklı yerlerini gezdik.
Hem ziyaret hem ticaret amacıyla gittiğimiz New York’tan az daha ülkeme dönemeyecektik. : )
Son gün uçak saatimize dek meydanda oturalım dedik. Meydanda sandalyeler ve sahne hazırlıklarını görünce konser mi var acaba deyip o tarafa yürüdük. Meğer Ermeniler, Türkiye soykırımı tanısın diye gösteri yapacaklarmış. Bunu duyunca ben de “yıllardır aynı uyduruk masal, bu nedir ya, bir bitmediler. Türkiye’ye düşmanlık hainlik yapan herkes yok olsun artık!” dememle, bir kadın ağzı köpürerek Türkçe, “siz yok olun” diye bağırmaya başladı. O bağırıyor, ben bağırıyorum. Arkamdan bizimkiler, Türkiye Türkiye diye bağırınca meydan karıştı.
İyi ki Amerika’da başımı derde sokmayayım dedim ilk girişte : )
Ama insan tutamıyor kendisini, Ermenistan dışında yaşayan Ermenilerden para toplamak için kullandıkları sözde soykırım masalını kendi tarihçileri dahi yalanlıyor ve soykırım yoktu diyor ama bunlar kiliselerde para toplamak uğruna her yıl aynı sahne tekrarlanıyor.

İstanbul’da gerçekten sevdiğim kıymetli Ermeni arkadaşlarım var. Bir kez ağızlarından soykırım kelimesini duymadım. Hep birlikte yaşıyoruz ama bir Türk gidip Ermenistan’da yaşayamıyor. Olayın bu tarafı hiç sorgulanmıyor!
Sadece bu durumdan dahi soykırımı kimin kime yaptığı anlaşılabilir. Dünya genelinde yaşayan toplam 10–12 milyon Ermeni, her yıl Anadolu’da yaptıkları katliamı tecavüzleri çarpıtıp göçe zorlandıkları bahanesine sığınarak olay çıkarıyorlar. Karşılarında binlerce yıllık bir millet, tarih boyunca onlarca devlet kurmuş ve dünya genelinde yüksek nüfusa sahip Türklere dalaşıyorlar.
Barış yolunu seçseler coğrafyada çok daha iyi konumda olacaklar. Ticareti gelişecek Türkiye ile ama inatla kavgayı seçmeleri gerçekten şaşırtıcı.
Bir hikâye vardır; kartallar kargalarla kavga etmez. Kargalar, kartalın sırtına çıkar ve sürekli didiklemeye başlar fakat kartal sakince yükseğe doğru uçar. Öyle yükselir ki karga dayanamaz ve aşağıya düşer. Türkiye’ye dalaşan bir avuç toplulukları gördükçe aklıma hep bu hikâye gelir.
Ve bu bir avuç kindar toplulukların güçleri yetmediği için hep arkadan kalleşçe saldırırlar.
Times Square meydanında Ermenilerin karşına geçen Türk toplulukları bayrakları sallayarak İstiklal marşı okuyarak cevap verirken, onlar Türkçe inanılmaz pis küfürler ederek tahrik etmeye çalıştılar. Türkler saldırırsa yine ağlayıp Türkler bize saldırdı demek için bayağı uğraştılar.
Bilmezler ki eski dünyanın sahibi olan Türkler, gün gelir yenidünyanın da sahibi olurlar.

Ve bizim Amerika maceramız, çok ilginç olaylarla dolu dolu geçti.
Şu Amerika’nın artık yalnızca kendisiyle ilgilenmesinin vakti geldi. Dünyayı rahat bırakmalı. Her ülke kendi kaderini yaşamalı, Amerika’nın çıkarları için ülkelere müdahale edememeli.
Ve her yurt dışı seyahatimden Türkiye’ye sevgim büyüyerek dönüyorum. Bu topraklara düşmanlık eden herkese daha fazla düşman oluyorum.
TÜRKLER BARIŞ İÇİNDE YAŞAMAYI DA, SAVAŞMAYI DA İYİ BİLİR. TERCİH KARŞISINDAKİLERİNDİR.
Bakalım benim yeni rota ne tarafa olacak?












