“Serlerin Kaybı” ve “Sizi Cehennem Bile Kabul Etmeyecek” romanlarının yazarı Mehmet Ali Özler, gurbetten edebiyata uzanan yolculuğunu ve sert üslubunun arkasındaki düşünceyi anlattı. Polisiye ve gerilim türünde kaleme aldığı romanlarında tarihsel gerçekleri insanın karanlık yönleriyle harmanlayan Özler, “Benim kitaplarımı okumaya başlayanlar emniyet kemerini sıkı bağlasın” diyor.
Kendinizden biraz bahseder misiniz? Nerede doğdunuz, eğitim hayatınız nasıl geçti?
Adım Mehmet Ali Özler. Açıkçası kendimden çok bahsetmeyi seven biri değilim; bana göre sanatın ön plana çıkması gerekir. Türkiye’de ilkokul üçüncü sınıfa kadar okudum. Daha sonra yaklaşık 10 yaşındayken gurbetçi olan ailem beni Almanya’ya götürdü.
Orada iki kültür arasında büyüdük diyebilirim. Ne Türkçeyi tam öğrenebildik ne de Almancayı başta rahat konuşabildik. Yıllar geçtikçe Almanca hayatımızın bir parçası oldu ama bir süre sonra rüyalarımı bile Almanca görmeye başladığımı fark ettim.
Almanya’da yaklaşık 32 yıl Stuttgart’ta yaşadım. Eğitim anlamında büyük hedeflerimiz yoktu. O dönem gurbetçi ailelerin bakış açısı genelde çalışıp para kazanmak üzerineydi. Otomotiv mekanik alanında meslek eğitimi aldım. Daha sonra bilgisayar programcılığı eğitimi de gördüm ama hayatımın yönü sonunda edebiyata döndü.
Edebiyata ve yazmaya ilginiz ne zaman başladı?

Küçük yaşlardan itibaren yazmayı severdim. O zamanlar ne yazdığımı çok bilmezdim ama masallar uydurur, küçük hikâyeler yazardım.
Gerçek anlamda yazmaya başlamam ise 30’lu yaşlarımı buldu. O dönemde çok fazla kitap okuyordum. Bir süre sonra kendi kendime “Ben de yazabilirim” dedim. Ama bunu Almanca yapmak istemedim. Almanca bana çok mekanik ve soğuk bir dil gibi geliyordu. Türkçe ise benim için tutkuya dönüştü.
Türkçeye olan bu tutkunuz nasıl gelişti?
Almanya’da yaşarken bir süre sonra Türkçemi yeterince bilmediğimi fark ettim. Türkçe kitaplar elime geçmeye başladığında dilin güzelliğini gördüm.
Yanımdan sözlüğü hiç eksik etmezdim. Almanca bildiğim kelimelerin Türkçe karşılıklarını öğrenmeye çalışırdım. Bu süreçte Aziz Nesin ve Yaşar Kemal gibi yazarların eserleri beni çok etkiledi. Hatta bir dönem Aziz Nesin ile mektuplaştık. Yazdığım metinlere kısa da olsa dönüş yapması benim için çok değerliydi.
Romanlarınız daha çok polisiye ve gerilim türünde. Bu tarzı özellikle mi seçtiniz?
Aslında tamamen tesadüf diyebilirim. Ben doğaçlama yazan biriyim. Bir hikâyeye başlarken sonunun ne olacağını çoğu zaman ben de bilmiyorum.
Bir gün Almanya’daki bir seri katille ilgili bir makale okudum. Bu konu ilgimi çekti ve araştırmaya başladım. Araştırdıkça hikâye büyüdü ve romanın temelini oluşturdu. Ama yazarken hikâye bambaşka bir yöne gitti.
Romanlarınızda tarihsel gerçekler de önemli bir yer tutuyor. Bu konuda nasıl çalışıyorsunuz?

Benim için en önemli şeylerden biri hikâyenin geçtiği dönemin gerçeklerine sadık kalmak. Günler, tarihler, şehirler, o dönemde yaşayan insanlar… Bunların doğru olması gerekiyor.
Araştırmaya başladığınızda hikâye zaten kendiliğinden gelişiyor. O dönemin gazetelerine, olaylarına baktığınızda hikâyenin parçaları ortaya çıkıyor.
İki kitabınızda da seri katil karakterleri var. Bu bilinçli bir tercih mi?
Hayır, tamamen tesadüf. İlk romanda bir çocuğun yaşadığı zulmün onu nasıl bir seri katile dönüştürdüğünü anlatmaya çalıştım. Yani insanın gördüğü kötülüğün onu nereye götürebileceğini göstermek istedim.
İkinci romanda ise hikâye zaten bir seri katil üzerinden başladığı için öyle görünüyor ama aslında olaylar yazdıkça şekillendi.
Romanlarınız okuyucuya ne vaat ediyor?
Ben hep şunu söylüyorum: Benim kitaplarımı okumaya başlayanlar emniyet kemerini sıkı bağlasın.
Çok fazla romantizm ya da mutlu aile hikâyeleri beklemesinler. Ben hayatın karanlık ve sert tarafını yazıyorum. Çünkü hayatın kendisi de çoğu zaman böyle.
Benim amacım okuyucuya güçlü bir hikâye sunmak. Sadece bir olay örgüsü değil; içinde şehirler, tarih, dönem atmosferi olan bir hikâye olsun istiyorum.
Sadece boş bir hikâye yazmak bana cazip gelmiyor. Okuyan insan hem heyecan duysun hem de bazı şeyler öğrensin istiyorum.
Romanlarınızda +18 uyarısı da var. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Kitaplarımda pornografi yok. Ama hayatın gerçekleri var. O dönemde insanlar ne yaşadıysa onu yansıtmaya çalışıyorum.
“Sizi Cehennem Bile Kabul Etmeyecek” sert bir kitap. Bu yüzden +18 ibaresi var. Kültür Bakanlığı bir dönem ambalajlı satılmasını istemişti ama avukatlarımız bunun müstehcenlikten değil, hikâyenin sertliğinden kaynaklandığını anlattı.
Yeni bir roman üzerinde çalıştığınızı söylüyorsunuz. Konusu ne olacak?
Yeni romanım da Almanya’da geçecek. Bu kitapta çocuk kaçakçılığı ve karanlık suç ağları gibi konular yer alacak.
Bir yıldır üzerinde çalışıyorum ama bu tür hikâyelerde çok ciddi araştırma yapmak gerekiyor. Hangi şehirlerde bu suçlar daha yaygın, kimler bu işlerin içinde… Bunların hepsini araştırmak gerekiyor.













