Geçtiğimiz günlerde Bodrum’da Manifest grubunun konseri vardı. Konser görüntülerine ve seyirci profiline baktığımda dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı oldu: Seyircilerin büyük bölümü oldukça gençti. Çocuklar, ergenler, genç kızlar…
İşte benim meselem tam da burada başlıyor.
Manifest grubunu tartışırken asıl sorulması gereken soru bence şu:
Bu danslarla ne anlatılmak isteniyor? Hangi duygu, hangi düşünce, hangi mesaj izleyiciye aktarılıyor?
Çünkü sanat yalnızca görünmek değildir. Sanat bir şey anlatır.
İyi bir şarkı yıllarca aklınızdan çıkmaz. Bir film hayata başka türlü bakmanıza neden olur. Bir tiyatro oyunu günlerce düşündürür. Sanatın gücü de buradadır: İnsanı düşündürür, duygulandırır, hayal kurdurur, bazen de sarsar.
Peki bu sahne gösterilerinden geriye ne kalıyor?
Şarkı mı, söz mü, müzik mi, bir hikâye mi?
Yoksa izleyicinin zihnine kazınan erotik bir dans figürü mü?
ERGENLER SADECE İZLEMEZ
Ben bir psikolog olarak meselenin özellikle bu tarafıyla ilgileniyorum.
Çocuklar ve ergenler hayran oldukları kişileri yalnızca izlemez; onları model alırlar. Giyimlerini, davranışlarını, bedenlerini kullanma biçimlerini, hatta hayata karşı duruşlarını gözlemlerler.
Özellikle ergenlik, “Ben kimim?” sorusunun yoğunlaştığı bir dönemdir.
Nasıl görünmeliyim? Nasıl beğenilirim? Nasıl dikkat çekerim?
Eğer gençlerin karşısına sürekli “Görünür olmak ve dikkat çekmek için bedenini kullanmalısın” mesajı çıkıyorsa, bunun üzerinde düşünmek zorundayız.
Benim itirazım dansa değil; bedenin, özellikle genç kadınlar için giderek bir değer ve görünürlük ölçüsüne dönüşmesine.
MESELE KADIN BEDENİNİ YASAKLAMAK DEĞİL
Dans sanattır. Beden de sanatın en eski ifade araçlarından biridir.
Burada kadınların nasıl giyineceğine ya da nasıl dans edeceğine karar vermekten söz etmiyorum. Ancak sanatsal özgürlüğü savunurken, sahnede sunulanın özellikle çocuklara ve gençlere ne bıraktığını da konuşabilmeliyiz.
Çünkü bugün popüler bir sanatçı yalnızca şarkı söylemiyor. İstemese bile bir rol modele dönüşüyor.
Ve rol model olmanın beraberinde getirdiği bir etki alanı var.
Çocuklarımız artık yalnızca anne babalarını değil; şarkıcıları, influencerları ve sosyal medyada gördükleri insanları da örnek alıyor.
Gençlere sürekli beden üzerinden görünür olmayı gösterirsek bir süre sonra “Ne ürettin?” sorusunun yerini “Nasıl görünüyorsun?” almaya başlayabilir.
Bir genç kız kendi değerinin zekâsından, yeteneğinden, emeğinden ve kişiliğinden değil; bedeninin ne kadar ilgi çektiğinden geldiğine inanabilir.
Asıl üzerinde durmamız gereken nokta budur.
SANAT BUNDAN DAHA FAZLASI OLMALI
Elbette sanatın görevi yalnızca eğitmek değildir. Sanat bazen eğlendirir, kışkırtır, sınırları zorlar, hatta erotik de olabilir.
Ama sanatın çok daha güçlü bir tarafı vardır:
İnsanın hayal dünyasını büyütmek.
Çocuklarımız sahneye baktıklarında yalnızca beden görmesinler.
Yetenek görsünler.
Emek görsünler.
Yaratıcılık görsünler.
Müzik görsünler.
Bir genç kız sahnedeki bir kadına baktığında yalnızca “Ben de böyle görünmeliyim” diye düşünmesin.
“Ben de böyle üretebilirim” diyebilsin.
Bu nedenle tartışmayı yalnızca “özgürlük” ya da “müstehcenlik” üzerinden yürütmek yerine şu soruyu sormamız gerektiğini düşünüyorum:
Bu sahne gençlerin zihninde ne bırakıyor?
Bir düşünce mi?
Bir duygu mu?
Bir hayal mi?
Yoksa yalnızca erotik bir görüntü mü?
Çocuklarımızın rol model olarak erotizmin gücünü değil, sanatın gücünü görmeye ihtiyacı var.
Çünkü sanat insanın yalnızca gözünü değil, zihnini de açmalıdır.












