10 Eylül, Dünya İntiharı Önleme Günü’dür. Eylül ayı boyunca dünyanın pek çok yerinde intiharı önlemeye yönelik farkındalık çalışmaları gerçekleştiriliyor. Amaç; intiharı tek bir olay olarak görmek yerine, ardındaki ruhsal, sosyal ve toplumsal nedenleri daha doğru anlayabilmektir.
Basında sık sık intihar haberleriyle karşılaşıyoruz. Birkaç satırla anlatılan bu haberlerin ardında ise çoğu zaman uzun süredir taşınan bir acı, görülmeyen bir yalnızlık ve çözülmemiş pek çok mesele vardır.
Her intiharın kendine özgü nedenleri olabilir. Ekonomik zorluklar, işsizlik, borçlar, aile içi çatışmalar, ayrılıklar, sevilen birini kaybetmek, şiddet, dışlanma, ağır hastalıklar, bağımlılıklar, travmalar ve ruhsal hastalıklar kişinin hayatla bağını zorlayabilir. Ancak intiharı yalnızca “ekonomik neden” ya da “aşk acısı” gibi tek bir sebebe indirmek, insan ruhunun karmaşıklığını görmezden gelmek olur.
İntihar eden insanların ortak noktası bilinçsizlik değildir. Çoğu zaman ortak olan şey; kişinin kendini çok sıkışmış, çaresiz, yalnız ve çözümsüz hissetmesidir. O an insanın düşünce alanı daralır. Yaşadığı sorunlar büyür, çıkış yolları görünmez hâle gelir.
Freud’a göre intihar, insanın kendine yönelttiği bir şiddet biçimidir. Freud, Yas ve Melankoli adlı çalışmasında; kaybedilen, kırgınlık duyulan ya da öfke hissedilen bir kişiye yönelmesi gereken duyguların, bazen kişinin kendi benliğine dönebileceğini anlatır. Kişi farkında olmadan dışarıya duyduğu öfkeyi kendine yöneltebilir.
Freud’un ifadesiyle; yasta yoksullaşan dünya iken, melankolide yoksullaşan benliğin kendisidir. İnsan bazen bir kişiyi değil; hayallerini, saygınlığını, işini, sağlığını, eski yaşamını ya da geleceğe dair umudunu kaybeder. Bu kayıplar konuşulmadığında, kişi kendini değersiz ve çıkışsız hissedebilir.
Nietzsche’nin söylediği gibi:
“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıl’a katlanabilir.”
İntiharı önlemenin önemli yollarından biri, insanın o “nedenini” yeniden bulmasına destek olmaktır. Bazen bu neden bir çocuk, bir dost, bir sorumluluk, yarım kalmış bir hayal ya da yeniden kurulabilecek bir yaşam olabilir. Bazen de yalnızca bir insanın samimiyetle söylediği “Yanındayım” cümlesidir.
Camus’nün sözü de umudu hatırlatır:
“Kışın ortasında, içimde yenilmez bir yaz olduğunu öğrendim.”
İnsan en karanlık döneminde bu gücü tek başına bulamayabilir. İşte bu yüzden çevremizdeki insanların sözlerine ve davranışlarına dikkat etmek gerekir. “Artık dayanamıyorum”, “Her şey anlamsız”, “Bensiz daha iyi olurlar” gibi cümleler duyduğumuzda, bunları geçiştirmemeliyiz.
“Güçlü ol”, “Bunu düşünme”, “Herkesin derdi var” demek yerine; “Seni dinliyorum”, “Yalnız değilsin”, “Birlikte yardım bulabiliriz” demeyi seçmeliyiz.
İntihar düşüncesi ya da girişimi hiçbir zaman “numara”, “şantaj” veya “ilgi çekme çabası” olarak değerlendirilmemelidir. Bu, ciddiye alınması gereken bir yardım çağrısıdır.
Unutmayalım: Bir insanın hayatını değiştiren şey bazen büyük konuşmalar değil, gerçekten dinlenmiş olduğunu hissetmesidir.












