Satırların arasında kalan, kitapların yazmadığı, kimsenin sormadığı taraflarınızı merak ederek “Ahmet Ayık kimdir?” diye soracak olursam, kendi cümlelerinizle nasıl cevap verirsiniz?
Ahmet Ayık:
Bizde gizli saklı pek bir şey yoktur, her şeyi konuşabiliriz. Ama şunu söyleyebilirim; benim hayatım, zorlukların içinden azimle çıkmaya çalışan bir çocuğun hikâyesidir. Küçük yaşta büyük acılar yaşadım; ailemin çoğunu depremde kaybettim. O enkazın altından hem fiziksel olarak hem de ruhen yeniden doğdum diyebilirim.
Çalışarak, inat ederek, pes etmeden… Sonra mindere çıktım, orada da aynı inatla devam ettim. Ben kendimi en çok “mücadeleyi hiç bırakmayan bir Anadolu çocuğu” olarak tanımlarım.

Aşkım Tan:
Güreş için “ata sporumuz” denir. Ama artık günümüzde bu bazen sadece söylenen bir cümle gibi kalıyor. Benim kızım da bir sporcu ama yelken yapıyor mesela… Yani güreşin dışında da sevdiğimiz başka branşlar var. Bir yandan “ata sporumuz güreş” diyoruz, diğer yandan buz hokeyinden jimnastiğe kadar onlarca branş gelişiyor.
Sizce güreşi “ata sporumuz” diye öne çıkarmak, diğer branşlara haksızlık mıdır, yoksa bu tanımı hâlâ sonuna kadar hak ediyor muyuz?
Ahmet Ayık:
Şimdi ülkelerin, tarihsel ve kültürel olarak çok kabiliyetli olduğu bazı sporlar vardır. Türkiye için bu, tartışmasız güreştir.
Dünyaya baktığınızda, özellikle serbest güreşte şampiyonların çok önemli bir kısmının Türk kökenli olduğunu görürsünüz. Sadece Türkiye sınırları içinde değil; Dağıstan’a gidin, Balkanlara gidin, Orta Asya’ya gidin… Hep aynı damar, aynı genetik, aynı kültür çıkar karşınıza. Bu binlerce yıllık bir gelenek.
O yüzden “ata sporumuz” demek, diğer branşları küçümsemek anlamına gelmemeli. Tam tersine, “Biz bu alanda tarihsel olarak çok güçlüyüz, bu mirası koruyalım.” demektir. Elbette diğer sporlarımız da gelişsin, ama güreşin bizdeki yeri bambaşkadır.
Aşkım Tan:
Siz anlattıkça, yabancıların gözünden Türkiye’yi ve Türk güreşini merak ediyorum. Yurt dışında karşılaştığınız, aklınızda kalan bir anınız var mı?
Ahmet Ayık:
Elbette, çok var. Mesela bir yerde, uluslararası bir organizasyonda bir profesörle tanışmıştık. Bizi izlemiş, bütün maçları seyretmiş.
“Dünyayı ikiye ayıran iki süper güç var; Amerika ve Rusya.” dedi.
Sonra da “Ama güreşte bakıyorum, küçücük Türkiye bu iki devin ortasında, birincilik kürsüsünde, birini sağına, birini soluna alıyor. Bu nasıl oluyor?” diye sordu.
Biz de anlatmaya çalıştık: Güreş bizim milli sporumuzdur, ata sporumuzdur. Tarihimizde, kültürümüzde, karakterimizde var. Türk insanı cengâverdir, mücadeleci ruhu güçlüdür. Yani mesele sadece antrenman değildir; soyda, gelenekte, hayata bakışta gizli bir şey var.
Aşkım Tan:
Siz hem sporcu hem yönetici hem de hoca olarak güreşin çeşitli dönemlerine tanıklık ettiniz.
Sizce 1960’lardan bugüne güreş nereden nereye geldi?

Ahmet Ayık:
Bizim zamanımızda güreş daha uzun soluklu bir mücadeleydi. Puanlar yüksek olurdu; 18–16, 14–12 gibi skorlarla biten maçlar… Bir güreşçi gerçekten güreşir, teknik üstüne teknik dener, oyun kurardı.
Şimdi süreler kısaldı, kurallar değişti, puan farkları 1–2 sayıya düştü. Müsabaka bitiyor ama seyir zevki eskisi kadar tatmin edici olmayabiliyor. Bu sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde böyle.
Tabii teknoloji gelişiyor, yayıncılık değişiyor, minderi bile teknoloji etkiliyor ama şuna inanıyorum:
Teknoloji minderi değiştirebilir ama pehlivanın kalbini asla.
Pehlivanlık dediğin şey; yürekte, ahlakta, mücadele azminde, rakibe saygıda gizlidir. Bu tarafını koruyabildiğimiz sürece güreş de güreşçi de ayakta kalır.
Aşkım Tan:
Altyapı ve kulüp sistemi de çok tartışılan konulardan biri. Sizin döneminizde ligler, kulüpler, güreş eğitim merkezleri nasıldı; bugünle kıyasladığınızda ne görüyorsunuz?

Ahmet Ayık:
Bizim zamanımızda ligler gerçekten “lig” gibiydi. İstanbul Demirspor kalkar Erzurum’a giderdi, Erzurum Şekerspor İstanbul’a gelirdi. Deplasmanlı lig, yolculuk, seyirci, atmosfer…
Sonra güreş eğitim merkezleri vardı; adı üstünde, tamamen güreşe ait yerlerdi. Gençler orada yetişirdi, disiplinli bir ortam olurdu.
Şimdi pek çok yerde “spor eğitim merkezi” dendi ve her branş aynı çatı altında toplandı: Atlet var, boksör var, basketbolcu var… Her sporun disiplini, çalışma şekli, kuralları farklı. Hepsini bir çatı altında birleştirince ister istemez bir karışıklık doğuyor.
Ben diğer spor dallarına kesinlikle karşı değilim, yanlış anlaşılmasın. Ama güreşin kendine ait bir sistemi, eğitim anlayışı ve disiplini olmak zorunda. Eğer bunu karıştırırsanız, verim düşer. Gerekirse güreş eğitim merkezlerini yeniden gözden geçirmek, güçlendirmek lazım.
Bölüm-3 Devam edecek…













