[11:04, 22.09.2026] Duygu Sengul: Gürültünün ortasında sessizliğe tutunup,
suskunluğun derininde aradım kendimi.
İncelip bükülen zamanın kıyısında,
yarım kalan ne varsa “yine de” yaşadım.
Eğreti bir oyunun içinde kendim kalmak yordu beni,
benliğimden taviz vermezken biri beni uçuruma sürükledi.
Aşkı heyecandan ibaret sanan bir yabancı,
beni koşullara boğup sadakatini esirgedi.
Oysa aşk; sadakatti, sevmenin en saf hali…
Unuttum sanırken,
yine de karanlığa fısıldanan bir başkaldırıdır aşkın sızısı.
Aşk uçucu bir lahza gibi geçse de silinmez kolayca izi,
bütün hesaplaşmalardan sonra hakikatte bulmak varmış bizi.
Sonunda eksik bir ömrün sınırına varınca,
ışık tutup karanlığa, yaraları sararak;
kelimelerin bittiği o son eşikte bile,
oyunda kaldım “yine de” aşka inanarak.
Duygu Şengül
[11:05, 22.09.2026] Duygu Sengul: ZAMANIN SARMALINDA HAKİKAT
Gece sökülürken renginden, dikiş tutmaz hiçbir alaca karanlık.
Sessizlik, gövdesinde biriktirir sabahsız telaşları.
Biz ki teraziye düşen kırık birer yüreğiz,
ibresi hiçi gösteren.
Sular akar, kendi dengesini siler avuçlarımızdan.
Yüreğimin ortasında unutulmuş sarı sıcak bir pencere.
Bir kalbin atışı ile yıkanır o dar sokaklar.
Işıktan kaçan kuşlar çizer zihnin karartısına,
o kendi eceliyle büyüyen soğuk azabı.
Yedi basamaklı bir merdiven iner içimin kuyusuna,
akıl almaz yaradılışta.
Arzular ki dopdolu bir tren kompartımanı,
Vicdan; eski bir saatin o dinmeyen tik takları.
Bütün mağrur gövdeler çözülür zamanın eşiğinde,
Bir istasyon kalır geriye, adı fısıltıyla söylenen.
Günahlar istasyonunda inecek ne çok yolcu var.
Hiçbir leke karşılıksız kalmaz o derin sesinde düdüğün,
Zaman, sabrın sarmalında ortaya çıkarır en yalın hakikati.













