Yansır yüzleri darağacının gölgesinde sallanan ilmeğe, Ulucanlar’ın, Mamak’ın, Diyarbakır’ın soğuk duvarlarına… Yüzler hep aynı yüzler… Karanlıktan çıka geldiler; Maraş’ta, Çorum’da, Sivas Madımak’ta, JİTEM sorgularında ve kontrgerilla pusularında uyanıp katlettiler… Bildik oyunu, Bahçelievler’de yedi genci öldürürken, Beyazıt Meydanı’nda bomba atarken, Taksim Meydanı’nı kana bularken, Susurluk’un gizli ajandalarını imzalarken göstere göstere yine sergilediler… Abdullah Çatlı’yı, Haluk Kırcı’yı, Ogün Samast’ı kahraman ilan edenlerle aynı coğrafyayı paylaşmanın ne acı, ne ağır bir yük olduğunu hissettire hissettire…
Görünmez bir el değil üzerimizdeki yüreğim; seni parçalayıp kanlar içinde koyan, Metin Göktepe’yi gözaltında döverek öldüren, Sabahattin Ali’yi dağ başında kurşunlayıp unutturmaya çalışan… Bıçaktaki, tetikteki, sorgudaki yüzler bildik, arsız arsız sırıtan… Kurşunlanıp, kaldırımla baş başa bırakılan Hrant Dink’in ardından, katilini el üstünde tutup bayraklar önünde kahraman ilan eden, o arsız vesikalıklardan gözlere yansıyan aynı ölüm ışığı. Uğur Mumcu’nun patlayan arabasından, Ahmet Taner Kışlalı’nın enkazından, Sivas’ın yangınında Metin Altıok’un, Behçet Aysan’ın, Asım Bezirci’nin, Hasret Gültekin’nin duman çöken dizelerinden gözlere yansıyan aynı çelik körlüğü…
Tomurcuk güller tanıdık toprağımızda açan; Mahirler, İbrahimler, Taylanlar, Erdal Erenler, Ankara’nın soğuk Mayıs sabahında ölüme yürüyen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan… Parklarda, sokaklarda özgürlük fısıldarken düşen canlar; Ali İsmailler, Berkinler, Ethemler, Ahmetler… Eller görünmez değil gülleri henüz gencecik yaşlarında, bir sokak arasında ya da bir bağ evinde kuşatıp koparan… Seyirciler, alkışlar, ağıtlar aynı;
1 Mayıs 77’de Taksim’de ezilen, Sivas’ta alevler içinde semaha duran, Gezi’nin gaz bulutunda son nefesini veren, Gar önünde ve Suruç’ta patlayan bombaların ardından saçılan tomurcuk güllerin ardından…
İzlediğimiz oyunu ruhum, hiç unutmadın ki… Göstere göstere yine sahnelediler Ulucanlar’ın koridorlarında, işkencehanelerin sessiz gecelerinde, Madımak Oteli’nin merdivenlerinde, sokak aralarındaki tekmelerde, devletin derin mahzenlerinde tomurcuk güllerin üzerinde… Hesaplar aynı hesaplar… Bildik derin çelik körlüğü, duyulduk faili meçhul pusularının, gizli talimatların mermi hızı… Teslimiyet aynı…
Ruhum, terk edişin beni manidar değil… Dedim hep, tomurcuk gülleri ezberlenmiş iddianamelerle, gizli tutanaklarla, kurşunlarla, gaz fişekleriyle ezip geçişleri çok aşikâr… Kanlı ellerle mahkeme salonlarında, gazete manşetlerinde alkış tutanlar başrollerde; ağızları köpürür “asmayalım da besleyelim mi” diye, zihniyet hep aynı kalır. Aynı kiralık replikler ezilen fidanların; asılan gençlerin, kuyularda asitle yok edilenlerin, sokak ortasında düşen çocukların, faili meçhullerin, arkalarında hiçbir iz bırakmadan kaybolanların, adsız sansız kimsesizler mezarlıklarında yatanların sayıları üzerine… Kimin gerçekten umrunda?
Yolda ve yolun solunda tam bağımsızlık adına, adalet, barış ve özgürlük adına da yürüyenleri benzer sonlar izler… Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in omuzladığı o üç fidanlık miras, otuz üç kurşun, 17 yaşında yaş kararıyla darağacına gönderilen Erdal, güvercin ürkekliğiyle aramızda gezerken katili kahramanlaştırılan Hrant, Sivas’ta sazıyla, kalemiyle yakılan ozanlar, Gezi’de düşleri yarım kalan Ali İsmail ve Berkin, Cizre’de, Ankara’da, Abdi İpekçi Caddesi’nde vurulmuş yahut işkencede kalbi durdurulmuş, gizli belgelerin karanlığına gömülmüş bedenler aynı tarihsel yolun yolcusudur…
Yine de bilinsin ki; çeliğin soğukluğu yüreğin sıcağını yutmaya yetmez. Kolektif bir unutuşun, sistemli bir hafızasızlığın karanlığına gömülmek istensek de bizler unutmanın sıradanlaşan suçuna ortak olmayacağız; çünkü anımsamak, aynı karanlık döngünün bir daha tekrarlanmaması için vicdanın ve geleceğin ilk barikatıdır.
Onlar tomurcukları kopardıkça baharı tamamen bitireceklerini sanan beyhude bir telaşa mahkûmdur; oysa toprağa düşen her beden, köklerini hakikatin derininde birleştirip adaletin o kaçınılmaz sabahını bekler. Ve tarih, geçmişin üzerini örtenlerin değil, unutmama ısrarıyla hafızayı diri tutanların adını kazır yarının sarsılmaz göğüne…













