Bir toplumun çocuklarına bakarak geleceğini tahmin edebilirsiniz. Ama bazen çocuklara baktığınızda yalnızca geleceği değil, geçmişin hâlâ bitmediğini de görürsünüz. Bazen bir çocuğun başka bir çocuğa vurduğunu gördüğümde aklıma sadece o an gelmiyor. Daha geriye gidiyorum. Görmediğimiz, konuşmadığımız, üstünü örttüğümüz şeylere… Çünkü hiçbir çocuk durduk yere bu kadar sert olmaz. Bir yerde bir şeyler kırılır önce.
Maraş’ta, Urfa’da yaşananları sadece tarih kitaplarına koyup kapattığımızı sanıyoruz. Oysa bazı acılar kapanmıyor. Evlerin içinde kalıyor, cümlelere dökülmeden aktarılıyor, bazen bir suskunlukla, bazen bir öfkeyle çocuklara geçiyor. Kolektif travma dediğimiz şey tam olarak budur. Sadece yaşayanları değil, sonraki kuşakları da etkileyen, görünmeyen ama hissedilen bir yük. Bir yerde adalet tam anlamıyla sağlanmamışsa, o olay kapanmaz; yalnızca şekil değiştirir. Bazen bir bakışta, bazen bir öfkede, bazen de bir çocuğun başka bir çocuğa yönelttiği şiddette kendini gösterir.
Bugün çocuklar arasındaki artan şiddeti yalnızca disiplin sorunu ya da eğitim eksikliği olarak açıklamak bu yüzden yetersiz kalır. Çünkü mesele yalnızca okulda yaşanan bir problem değil; evde, sokakta ve toplumun genelinde üretilen bir davranış biçimidir. Çocuk şiddeti öğrenmez; görür, hisseder ve tekrar eder. Bir çocuk neden vurur diye sorduğumuzda aslında sormamız gereken şey şudur: Bu çocuk ne gördü, ne yaşadı ve neyi içinde taşıyor?
Çünkü bir çocuk çoğu zaman konuşamadığını davranışıyla anlatır. Görülmemiştir, duyulmamıştır, değersiz hissetmiştir. Evde baskı varsa, sevgisiz bir iletişim varsa ya da sürekli eleştiri varsa, çocuk kendini başka bir yerde güçlü hissetmeye çalışır. Okulda zorbalık yapan çocuk çoğu zaman “kötü” olduğu için değil, içindeki eksikliği kapatmaya çalıştığı için bunu yapar. Psikolojide buna güç kompansasyonu denir. Yani çocuk, içsel kırılganlığını dışsal bir güç gösterisiyle örtmeye çalışır.
Ama mesele sadece çocuk da değildir. Belki de en zor kabul edilen gerçek şu: Çocuklar bize rağmen değil, bizden öğrenerek böyle oluyor. Evde ses yükseliyorsa, sokakta insanlar birbirine tahammülsüzse, sosyal medyada herkes birbirini aşağılıyorsa… çocuk başka ne öğrensin? Biz yetişkinler birbirimize nasıl davranıyorsak, çocuklar onu büyütüyor sadece.
Bazen düşünüyorum… Bir çocuğun kalbi ne kadar dolarsa, başka birine bu kadar kolay zarar verebilir? Ve en acısı şu: Şiddet artık çocuklar için şaşırtıcı bir şey değil. Normal. İşte en tehlikeli nokta da bu. Çünkü bir toplumda yanlış olan şeyler normalleştiğinde, kimse kendini düzeltmeye ihtiyaç duymaz. Herkes birbirine bakar, herkes birbirini haklı çıkarır. Ama çocuklar… onlar sadece görür ve tekrar eder.
Eğitim sistemi ise çoğu zaman bu davranışı sadece ceza ile çözmeye çalışır. Oysa ceza, davranışı bastırır ama nedeni ortadan kaldırmaz. Disiplin anlayışı, çocuğun neden şiddete başvurduğunu anlamadığında sorunu sadece erteler. Ailede sınır koyamayan ya da aşırı sert sınırlar koyan yapılar da çocuğun dengesini bozar. Sevgi ile sınırın dengesi kurulamadığında çocuk ya içine kapanır ya da dışa vurur. Ve biz çoğu zaman sadece dışa vurulan kısmı görürüz.
Oysa mesele daha derindedir. Maraş’ta, Urfa’da yaşananlar geçmişte kalmadı. Birazı hâlâ bizimle. Dilimizde, davranışlarımızda, sabrımızda… Travma yalnızca yaşanmaz; aktarılır. Eğer bir toplum geçmişiyle sağlıklı bir şekilde yüzleşmezse, o travma farklı biçimlerde tekrar eder. Bugün bir çocuğun öfkesi, dünün konuşulamamış acısının devamı olabilir.
Ama bu böyle devam etmek zorunda değil. Ve belki de burası en önemli yer. Çünkü çözüm var. Ama çözüm çocukları “düzeltmekte” değil. Çözüm, onları anlamakta. Bir çocuğun elini kaldırdığı yerde sadece “neden yaptın?” demek yetmez. “Ne oldu?” diye sormak gerekir. Bir çocuğun öfkesinin altında ne olduğunu görmek gerekir. Ona sınır koyarken aynı zamanda güven vermek gerekir.
Eğitimde duygusal gelişim en az akademik başarı kadar önemsenmeli. Empati öğretilmeli, iletişim öğretilmeli, sınır koymak öğretilmeli. Aileler sadece çocuk büyütmeyi değil, çocukla bağ kurmayı öğrenmeli. Ve belki de en önemlisi, biz yetişkinler kendi dilimizi değiştirmeliyiz. Çünkü çocuk dediğin şey, anlatılanı değil yaşananı öğrenir.
Bir çocuk iyileşirse, bir toplum iyileşir. Bu cümle klişe değil, gerçek. Çünkü çocuklar geleceği kurmaz; bugünü büyütür.
Ve belki de en sade haliyle gerçek şu:
Çocuklar kötü değil.
Sadece gördükleri dünyanın aynası.
Dr. Bahar Zeynep Barut
Tüm yazılarım telif hakkı kapsamındadır.
beyondtohuman.com













