Futboldan hiç anlamadığım gibi ilgimi de çektiğini söyleyemem. Kendimi hiç stadyumda hayal edemediğim gibi bir taraftar da değilim.
İlkokula İskoçya’da (Edinburgh) başladığım için ülkemizdeki Fransız eğitimine de hayli uzaktım. Ancak babamdan dolayı köklü eğitim kurumlarımızın kuruluşundan itibaren olumsuz yönde değişmeden devamı yanlısıyım.

Bu nedenle; Galatasaray spor konusunda, özellikle dünyada ülkemizi başarı ile temsil etmesi ve bunun bir eğitim kurumundan çıkması önemli ve nadir bir konu. Yani saygımın nedeni açık: Bir eğitim kurumunun devamı olması.
Babam ailesi ile birlikte Beşiktaş’ta yaşamış. Kabataş Erkek Lisesi’ni de “Şeref Talebesi” olarak bitirmiş, her okulunu olduğu gibi. Çerkes kökenli babaannesi de Balatlı Seher Hanım’dı. Bu şartlarda koyu BJK’li olması doğaldı tabii. Futbola meraklıydı, ilgili ve bilgiliydi. Gece maçlarını bile kaçırmazdı. Evde maç izlediğinde odaya girmez, rahatsız etmezdik. Tıpkı anneannem namaz kılarken olduğu gibi. Babam fakültenin futbol takımında imiş. Fakülteden dönem arkadaşı Prof. Dr. Nihat Uluocak amca “Beşiktaşlı sol açık Şükrü’den sonra Faik gelirdi” demişti bir sempozyumda, kayıtlara da geçmişti.
Babam çok güzel ping pong da oynardı. Almanya’da öğrenmiş, fakülte son sınıftaki yaz stajında. Asistan olduğunda masa tenisini fakülteye kurdurtmuşlar. Öğlen ya da ders aralarında ping pong oynarlarmış. Ben birkaç kez tanık oldum.
İskoçya’da British Council’ın lokalinde de oynardı. Babam solaktı ve araba kullanmasını da Londra’da öğrendi, malum trafik kuralları sol. Küçüklüğümden itibaren ping pong beyaz küçük toplar evimizde olurdu, hep hoşuma giderdi. Markaları da önemli idi anladığım kadarıyla. Bezik takımı da arşivimde, zevkle oynardı.
“Değerli Faik hocamız ile haftanın ilk dersinde ki bu hep pazartesi gününde olurdu. Derse başlamadan önce yaklaşık 10-15 dakika, hafta sonunda oynanan futbol maçlarının değerlendirmesini, tartışmasını yapardık. O hafta Beşiktaş yenildiyse doğrudan derse başlar fakat biz Galatasaray ve Fenerbahçeliler tartışmayı başlatırdık. Tartışma bugünkü gibi kırıcı olmaz, karşılıklı saygı, hoşgörü içinde olurdu. Bu değerlendirme, tartışmalar çok neşeli, zevkli, esprili olurdu. Işıklar içinde uyusun sevgili hocamız.” Ayhan Numanoğlu öğrencisinin ifadeleri gibi idi o dönem.
Babamın vefatına yaklaşan dönemi zor bir süreçti. O her okulunu şeref talebesi olarak bitiren,
RBGE’ye Dr. Zohary’nin yerine sınavla seçilen, ödüller almış Prof. Dr. Faik Yaltırık, ne yazık ki
Alzheimer olmuştu. Alzheimer’a rağmen gerek VKV Hastanesi’ndeki doktoru gerek
Galatasaraylılar Florya sağlık kurumundaki yetkililer “Böyle bir beyin nadirdir” diyorlardı.
Florya’da (Galatasaraylılar Yurdu – ülkemde böyle kuruşların artmasını dilerim) Turgay Şeren Bey de tedavi ediliyordu. “Baba, Turgay Bey de burada” dediğimde “Beşiktaşlı olduğumu söylemeyeyim” demişti gülerek. O nesil gerçekten beyefendi, saygılı bir nesildi.
Galatasaray – Liverpool maç öncesi internette bazı söyleşiler dikkatimi çekti. Liverpool’un kazanmasını isteyen başka takım taraftarlarının sözlerini şaşkınlıkla, dikkate birkaç kez izledim.
“Şaka mı?” diye düşündüm.
“Ülke içindeki rekabet başka dışındaki rekabet bambaşka. Birlik zamanında renkler önemli olmaz” diyen babamı andım.
Babam koyu bir Beşiktaşlı olduğu halde yabancı takımlarla oynayan Türk takımlarının kazanmasını arzu ederdi. Yenildikleri zaman “Bizim çocuklar koşamıyor” diye üzülürdü. Hele Millî maçlarda.
Liverpool taraftarlarına da teşekkür ederim. “Peace at Home. Peace in the World.” Mustafa Kemal Atatürk pankartı için. Böylece Simon Kuper yine haklı çıktı. “Futbol asla, sadece futbol değildir”. Kitabı RE Books Arts Kitaplığı’na kayıtlı.
Şimdi çalışma odamda Grigoriy Petrov”un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” (Atatürk’ün Önerdiği Kitap) incelememi bitirip, kitap girişlerine devam edeyim RE Books Arts Kitaplığı için.
Fotoğraf açıklaması: “Flora of Turkey and the East Aegean Islands” 1. cilt. ve içinde olan bazı Dr. Davis ve RBGE belgeleri, fotoğrafımız.












