
Bu soru artık bir temenni ya da siyasi öngörü değildir. Bu soru, bu ülkede yaşayan herkesin kapısına dayanan açık bir tehdittir.
Bugün Ahmet Özer hakkında verilen karar, bir mahkeme kararından ibaret değildir. Bu karar; Türkiye’de kimin konuşabileceğine, kimin seçilebileceğine, kimin itiraz edebileceğine dair verilmiş açık bir siyasi talimattır.
Altını kalın çiziyorum: Ahmet Özer bir suçlu değildir. Bir akademisyendir. Bir kent yöneticisidir. …ve her şeyden önce halkın oyuyla seçilmiş bir belediye başkanıdır.
Bugün Ahmet Özer şahsında cezalandırılan bir kişi değil; sandık, yerel irade ve seçilme hakkıdır.
Bu karar şunu söylemektedir:
“Seçilirsen yargılanırsın.
Konuşursan cezalandırılırsın.
İtaat etmezsen hapsedilirsin.”
AYNI DEVLET NEREDE YOK?
Aynı devlette;
- 55 bin adli suç hükümlüsü affedilirken,
- Depremde insanlar soğuktan ölürken satılan çadırlar için takipsizlik verilirken,
- Yolsuzluk dosyaları kapatılırken ya da “usul” kılıfıyla meşrulaştırılırken,
- Kamu kaynakları liyakatin değil, sadakatin ödülü olarak dağıtılırken,
bir akademisyen belediye başkanı ceza alıyor.
Burada durup sormak zorundayız:
Bu ülkede ceza, çalana mı kesiliyor, yoksa itiraz edene mi?
Bu tabloda adalet yoktur.
Bu tabloda hukuk yoktur.
Bu tabloda sadece sadakat vardır.
BUGÜN AHMET ÖZER, DÜN BAŞKALARI
Bu ülkede hâlâ cezaevinde tutulanlar (alfabetik):
Ahmet Özer
Seçilmiş belediye başkanıyken cezalandırılan akademisyen.
Çiğdem Mater
Kültür ve sanat alanında çalışan bir yurttaşken “örgüt” yaftasıyla içeride.
Mehmet Murat Çalık
Seçilmiş belediye başkanı; yerel iradenin cezalandırılmasının bir başka örneği.
Ahmet Özer kararıyla aynı zihniyet çizgisinde
Yani Murat Çalık:
- Ne “unutulmuş” bir isim,
- Ne de tali bir detay.
Merdan Yanardağ
Gazeteci ve yayıncı; sözleri nedeniyle tutuklanan, ifade özgürlüğünün sembol isimlerinden biri.
Mine Özerden
Gezi Parkı’nda bulunmak suç sayıldığı için cezaevinde.
Osman Kavala
Delilsiz, tanıksız, ağırlaştırılmış müebbetle içeride.
Selahattin Demirtaş
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen yıllardır tutuklu.
Tayfun Kahraman
MS hastası bir şehir plancısı; kent hakkını savunduğu için cezaevinde.
Bu isimlerin ortak noktası şudur:
Hiçbiri yolsuzluk yapmadı.
Hiçbiri kamu malı satmadı.
Hiçbiri depremden rant devşirmedi.
Ama hepsi konuştu.
Hepsi itiraz etti.
…ve bu yüzden cezalandırıldı.
DEVLETİN TERAZİSİ ÇOCUKLAR VE KADINLAR İÇİN DE ÇALIŞMIYOR
Bu ülkede devlet tedbir almadığı için çocuklar ölüyor.
Ahmet Minguzi cinayetinin üzerinden bir yıl geçti.
Katiller yargılanıyor ama indirimler konuşuluyor. Çocuğu koruyamayan devlet, faili “anlamaya” çalışıyor.
Atlas öldürüldü.
Bir çocuk daha, önlenebilir bir cinayetin istatistiğine eklendi.
Bu ülkede çocuklar öldürülüyor çünkü:
- Koruma yok,
- Caydırıcılık yok,
- Gerçek ceza yok.
Aynı tablo kadın cinayetleri için de geçerli.
Kadınlar öldürülüyor. Fail kravat takınca indirim alıyor. “Pişmanım” diyen hafifletiliyor.
…ve adalet terazisi bir kez daha failden yana eğiliyor.
BU DÜZEN SADECE HAPSETMİYOR, ÖLDÜRÜYOR
Cezaevleri bu ülkede yalnızca özgürlüklerin değil, hayatların da sona erdiği yerlere dönüştü.
Cezaevinde hayatını kaybedenler alfabetik sırayla:
Ebru Timtik – “Adalet” dediği için
Engin Çeber – devlet gözetiminde işkenceyle
Garibe Gezer – cezaevinde şüpheli biçimde
Mehmet Fatih Traş – cezaevinde
Mustafa Koçak – adil yargılanma talebiyle
Bu ölümler tesadüf değildir.
Bu ölümler münferit değildir.
Bu ölümler, çalışmayan bir adalet sisteminin sonucudur.
MANİFESTO: BU BİR HUKUK DEĞİL, DEVLET SORUNUDUR
Türkiye’de artık sorun “suç var mı?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Bu ülkede suç, iktidara itaat etmemek midir?
…ve bu ülkede hayat neden korunmuyor?
Eğer bir ülkede;
- Seçilmişler hapse atılıyor,
- Çocuklar korunmuyor,
- Kadınlar yaşatılamıyor,
- Hırsızlar affediliyorsa…
Orada adalet yoktur.
Orada hukuk yoktur.
Orada sadece cezasızlık düzeni vardır.
Ben bu metni yazıyorum çünkü susarsam yarın sıra bana da gelecek.
Ama asıl korkunç olan şudur:
Biz susarsak yarın bir çocuk daha ölecek.
Bir kadın daha toprağa girecek.
Bir seçilmiş daha cezaevine konacak.
Ahmet Özer bugün cezalandırıldı.
Ama gerçekte yargılanan,
adaletin kendisidir.
Bu yüzden bu bir köşe yazısı değildir.
Bu bir itirazdır.
Bu bir kayıttır.
Bu, tarihe düşülen bir nottur.
…ve o not şudur:
Bugün Ahmet Özer.
Dün başkalarıydı.
Yarın kim?













