
ORTADOĞU’DA AKAN KANIN ASIL SEBEBİ
Bu coğrafyada savaş çıkmaz.
Bu coğrafyada savaş üretilir.
Mermi tetiğe sonradan dokunur.
İlk temas zihinde başlar.
Bugün yaşanan gerilimler harita üzerinden okunmaya çalışılıyor.
Oysa mesele sınır değildir.
Mesele, insanın kendini diğerinden üstün görme hastalığıdır.
Bu hastalık yayıldığında,
coğrafya yalnızca sahneye dönüşür.
ÜSTÜNLÜK KURULDUĞU ANDA İNSANLIK BİTER
Tarih boyunca yıkımın formülü değişmedi:
Bir grup kendini ayrıcalıklı ilan eder.
Diğerlerini daha az değerli görür.
Sonrası kendiliğinden ilerler:
Önce dil değişir.
Sonra kavramlar.
En sonunda hayatlar.
İnsan artık “insan” olarak değil,
etiket olarak görülür.
Bu noktadan sonra yapılan hiçbir şey suç olarak algılanmaz.
Çünkü zihin çoktan kararını vermiştir:
“O zaten bizden değil.”
ÖLÜMÜN KİMLİĞİ OLMAZ
Bugün en sert kırılma burada yaşanıyor:
Bir ölüm haberi geldiğinde ilk refleks şudur:
“Kimden?”
Bu soru sorulduğu anda insanlık biter.
Çünkü o andan itibaren acı bile ayrıştırılır.
Birine ağıt yakılır.
Diğeri için gerekçe üretilir.
Gerçek nettir:
Ölen herkes insandır.
Öldüren zihniyet aynıdır.
TÜRKİYE’DE ÜRETİLEN TEHLİKELİ DİL
Son dönemde yayılan bazı cümleler sıradan değildir.
“Bu mesele bizi ilgilendirmez.”
Bu bir görüş değildir,
bir kopuşun başlangıcıdır.
Bu söylem:
- Ortak vicdanı parçalar
- Toplumsal bağı zayıflatır
- İnsanları görünmez duvarlarla ayırır
En tehlikeli ayrışma sessiz olandır.
Sessiz olduğu için fark edilmez.
Fark edilmediği için yayılır.
Fark edilmeden yayılır.
İNANÇ GÜÇ ARACINA DÖNÜŞTÜĞÜNDE
İnanç bireysel bir alandır.
Güç kamusal bir alandır.
Bu iki alan karıştığında ortaya değer çıkmaz.
Hegemonya çıkar.
O noktadan sonra:
- Kavramlar anlamını kaybeder
- Değerler araç haline gelir
- İnsanlar pozisyona indirgenir
Toplum en kritik refleksini kaybeder:
Sorgulama.
KARŞIT GİBİ GÖRÜNEN AYNI ZİHNİYET
Dışarıdan bakıldığında farklı kutuplar var gibi görünür.
Gerçekte aynı düşünce kalıbı tekrar eder:
Kendini merkeze koyan
ve diğerini değersizleştiren zihniyet.
Kimliği değişir.
Yöntemi değişmez.
Sonuç her zaman aynıdır:
Şiddet.
EN TEHLİKELİ AŞAMA
Toplumlar bir anda çökmez.
Önce alışır.
Sonra kabullenir.
En sonunda savunur.
En tehlikeli aşama budur:
Yanlışın normalleşmesi.
Bu noktadan sonra sorun dışarıda değildir.
İçeridedir.
ÇIKIŞ NOKTASI
Bu döngüyü kırmanın tek yolu:
Kimliğe göre değil,
ilkeye göre bakmak.
- Kime ait olduğuna değil, ne olduğuna bakmak
- Kim söylediğine değil, ne söylediğine odaklanmak
- Kimin başına geldiğine değil, neyin yaşandığını görmek
Bu bakış kaybedildiğinde,
toplum kendi zeminini kaybeder.
En büyük tehlike yanlış fikirler değildir.
En büyük tehlike, yanlış fikirlerin sorgulanmamasıdır.
Bu noktada Ali Şeriati’nin uyarısı çarpıcıdır:
“Liderler tehlikeli değildir.
Asıl tehlikeli olan, her şeye inanan, sorgulamayan ve menfaatleri uğruna her haksızlığa sessiz kalan kitlelerdir.”
Sessizlik büyüdükçe adaletsizlik güçlenir.
Adaletsizlik güçlendikçe hedef genişler.
Bu yazı burada bitmez.
Mesele bir coğrafya meselesi değildir.
Mesele bir dönem meselesi değildir.
Mesele, insanın nerede durduğudur.
Bugün başkasına bakıp susan,
Yarın kendisine bakıldığında yalnız kalır.
Bugün ayrıştıran,
Yarın ayrıştırılan olur.
Bugün görmezden gelen,
Yarın görünmez olur.
Bu düzenin tek bir kuralı vardır:
Sessizlik bulaşıcıdır.
Bulaştığı yerde önce vicdanı öldürür.
Ardından aklı susturur.
En sonunda insanı sıradanlaştırır.
Sıradanlaşan kötülük,
En tehlikeli hale gelir.
Bugün başkasına yapılanı izleyen herkes,
Yarın kendisine yapılacak olanın provasını izliyordur.












