
“Milli parklar yalnızca doğa alanı değildir; Cumhuriyet’in gelecek kuşaklara bıraktığı tapu kayıtlarıdır. Bu tapunun statüsünü değiştirmek, yalnızca toprağı değil, devletin koruma iradesini de değiştirmektir.”
Bir ülke bazen savaşla kaybetmez. Bir ülke, bir yasa maddesiyle kaybedilebilir.
Harita aynı kalır. Bayrak aynı kalır.
Ancak o haritanın içindeki orman, su, vadi ve yaşam, fark edilmeden el değiştirir.
Bugün Türkiye’de milli parkların statüsünü ve kullanım esaslarını yeniden düzenlemeye yönelik girişimler, teknik bir mevzuat değişikliği gibi sunuluyor. Gerçekte yaşanan, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana yürürlükte olan mutlak koruma ilkesinin, kullanım ve işletme mantığıyla değiştirilmesidir.
Bu bir çevre tartışması değildir. Bu bir turizm tartışması değildir.
Bu, egemenlik meselesidir. Bu, bu ülkenin tapusudur.
1937: CUMHURİYET’İN İLK KARARI — DOĞA SATILACAK BİR NESNE DEĞİLDİR
Cumhuriyet kurulduğunda Anadolu’nun ormanları tükenmişti. Sanayi yoktu. Kaynak yoktu. Kalkınma ihtiyacı büyüktü.
Ormanları kesmek en hızlı çözümdü. Cumhuriyet bu yolu seçmedi.
1937 Orman Kanunu ile ormanlar devlet güvencesine alındı. Alınan karar ekonomik değil, egemenlik kararıydı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Atatürk Orman Çiftliği’ni devlete devrederken söylediği cümle, bu anlayışın temelidir: “Bu tesisler milletindir.”
Bu cümle bir bağış cümlesi değildir. Bu cümle, mülkiyetin sahibini tanımlayan devlet ilkesidir.
Devlet malik değildir. Devlet emanetçidir.
Emanet korunur.
1956: ORMANLAR HUKUKİ GÜVENCEYE ALINDI
6831 sayılı Orman Kanunu, ormanların daraltılmasını istisnai hale getirdi.
Devlet açık bir sınır koydu: Doğa, ekonomik kullanım alanı değildir. Doğa, ulusal varlıktır.
Bu karar, geleceğin korunması kararıydı.
1958: TÜRKİYE’NİN İLK MİLLİ PARK KAVRAMININ DOĞUŞU
1958 yılında Yedigöller Milli Park ilan edildi.
Devlet ilk kez şu hükmü fiilen uyguladı: Bazı alanlar kullanılmak için değil, korunmak için vardır.
Uludağ, Manyas Kuş Cenneti, Göreme, Munzur Vadisi, Kaçkar Dağları ve Köprülü Kanyon aynı anlayışla koruma altına alındı.
Bugün Türkiye’de 49 milli park bulunmaktadır.
Bu alanlar yalnızca doğa değildir. Bu alanlar Cumhuriyet’in yüz yıl boyunca koruma altına aldığı milli varlıklardır.
1983: MİLLİ PARKLAR KANUNU — DEVLETİN KENDİNE KOYDUĞU DOKUNULMAZ SINIR
2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, milli parkları şöyle tanımladı: Korunarak gelecek kuşaklara devredilecek alanlar.
Bu cümle, Cumhuriyet’in doğa politikasının özüdür.
Devlet burada işletmeci değildir. Devlet, sınır koyan otoritedir.
Devlet şu kararı verir: Buraya dokunulmayacak.
Bu karar, yalnızca bugünü değil, henüz doğmamış kuşakları da korur.
2000’LERDEN SONRA: KORUMA YERİNE KULLANIM KAVRAMI GETİRİLDİ
Son yirmi yılda kritik bir kavram değişikliği yapıldı. Koruma yerine, “kullanım-koruma dengesi” kavramı yerleştirildi.
Bu değişiklik teknik görünür. Sonucu yapısaldır.
Sit alanları daraltıldı. Koruma sınırları yeniden çizildi. Madencilik ve turizm projeleri koruma alanlarına yaklaştı.
Koruma mutlak olmaktan çıkarıldı.
Koruma, idari takdire bağlı hale getirildi.
BİR MİLLİ PARK NASIL KAYBEDİLİR?
Hiçbir milli park bir sabah “satıldı” başlığıyla el değiştirmez.
Statüsü değiştirilir. Kullanım hakkı verilir. Uzun süreli kiralama yapılır. Yapılaşma başlar.
Tapu devredilmez. Mülkiyetin anlamı değiştirilir.
Kâğıt üzerinde milletin olan alan, fiilen başka bir gücün kullanımına girer.
BU ALANLARDA YAŞAM VAR
Uludağ’da vaşak yaşar. Munzur’da su samuru yaşar. Kaçkar’da boz ayı yaşar. Manyas’ta yüz binlerce göçmen kuş konaklar.
Kazdağları’nda yalnızca o coğrafyada var olan bitkiler büyür.
Bu canlıların tapusu yoktur. Mahkemeye başvurma hakları yoktur.
Tek güvenceleri, Cumhuriyet’in koyduğu koruma sınırıdır.
Koruma kaldırıldığında, ilk yok olan sessiz olandır.
Türler kaybolur. Su azalır. Toprak ölür.
Sonuçta insan kaybeder.
BU BİR AĞAÇ MESELESİ DEĞİL, SU MESELESİDİR
Orman su üretir. Orman iklim üretir.
Orman kaybolduğunda kuraklık başlar.
Milli park kaybedildiğinde yalnız doğa kaybedilmez. Yaşam altyapısı kaybedilir.
Bu bir çevre sorunu değildir. Bu bir varlık sorunudur.
DÜNYA NE YAPTI?
ABD, 1872’de Yellowstone’u koruma altına aldı. Bugün o park, ülkeye milyarlarca dolar kazandırmaktadır.
Almanya, savaş sonrası yıkımda bile milli parklarını genişletti.
Kosta Rika, ormanlarını kesmek yerine koruma altına aldı. Bugün ekonomisinin temel direği milli parklarıdır.
Hiçbir güçlü devlet, milli parklarını zayıflatarak güçlenmedi.
KORUMAYAN ÜLKELER NE KAYBETTİ?
Amazon’da orman kaybı yağmur rejimini değiştirdi. Kuraklık başladı.
Endonezya’da orman kaybı sel felaketlerini artırdı. Kaybedilen ekosistem geri gelmedi.
Doğa yeniden üretilemez.
TÜRKİYE NEYİ KAYBETME NOKTASINA GETİRİLİYOR?
Uludağ yalnızca bir dağ değildir. Kazdağları yalnızca bir orman değildir. Munzur yalnızca bir vadi değildir.
Bunlar su rezervidir. Bunlar iklim sigortasıdır. Bunlar Cumhuriyet’in gelecek kuşaklara bıraktığı tapudur.
Tapu yalnızca satışla kaybedilmez.
Statü değişikliği de kayıptır.
SON SORU
Devlet, Cumhuriyet’in emanetini koruyacak mıdır? Devlet, kendi koyduğu sınırı kaldıracak mıdır?
Bu soru bir çevre sorusu değildir. Bu, bir devlet sorusudur.
Bir ülke bazen toprak kaybetmeden de vatan kaybeder.
Koruma kaldırıldığında mülkiyetin anlamı değişir.
Bugün yapılan yalnızca bir mevzuat değişikliği değildir.
Bugün yapılan, Cumhuriyet’in tapu defterinden bir sayfa koparmaktır.
Bir devlet, kendi tapusunu kendi elleriyle silebilir.
Tarih, tapusunu koruyanları da, silenleri de kaydeder.













