
Bu ülkede suçlular indirim alıyor.
Ama asıl indirim, vicdana uygulanıyor.
Failin cezası düşüyor, toplumun tepkisi yumuşuyor, devletin sorumluluğu sessizce geri çekiliyor, biz hâlâ buna “hukuk devleti” diyoruz.
Oysa yaşanan şey hukukun işlemesi değil; sosyal devlet iddiasının adım adım tasfiyesidir.
Failin Değil, Toplumun İyi Hâli Sorgulanmalı
Mahkeme salonlarında tanıdık kelimeler dolaşıyor: “İyi hâl.” “Haksız tahrik.” “Pişmanlık.” “Toplumsal algı.”
Ama kimse şunu sormuyor:
Bu toplum neden artık öfke üretmiyor?
Bir çocuk öldürüldüğünde “kaç yıl aldı?” diye soran, bir kadın cinayetinde “zaten sabıkası varmış” diyerek omuz silken, failin cezasını banka faizi hesaplar gibi tartışan bir topluma dönüştük.
Bu bir ruh hâli değil.
Bu, cezasızlığın öğrettiği bir davranış biçimi.
Sosyal Devlet Nerede Biter? Cezasızlıkta
Sosyal devlet, yurttaşının yaşam hakkını güvence altına alır.
Bugün Türkiye’de bu güvence fiilen ortadan kalkmıştır.
Devlet, korumadığı yaşamların ardından hesap sormak yerine susmayı, önlem almak yerine indirim yapmayı seçmektedir.
Bu tablo, sosyal devletin zayıflığı değil; sosyal devlet ilkesinin terk edildiğinin kanıtıdır.
Diğer tarafta ise;
- Aynı suçtan defalarca işlem görmüş failler serbesttir.
- Denetimli serbestlik fiilen tahliyeye dönüşmüştür.
- Af, istisna olmaktan çıkmış; rutin bir siyasal araç hâline gelmiştir.
Her af, her infaz düzenlemesi, her indirim şunu söyler: Fail için anlayış, mağdur için sabır.
Bu bir hukuk tercihi değildir. Bu, iktidar menfaatleriyle şekillenmiş bir düzen tercihidir.
(İÇ MONOLOG – ACILI YAKININ SESİ)
“Benden sürekli sakin olmam isteniyor.
Çocuğum toprağın altında, faili ise ‘iyi hâlli’.
Bana ‘hukuk var’ diyorlar.
Ben her duruşmada aynı korkuyla yaşıyorum:
bugün indirimi var mı?
Benim çocuğum bir hata yapmadı.
Ama bu ülkede hatasız olmak, hayatta kalmaya yetmiyor.”
Bu ülkede acılı yakınlar sadece yas tutmaz.
Devletin yapmadığını yapmak zorunda bırakılır.
Bu bir utançtır.
…ve toplum buna alıştıysa, bu artık ortaklıktır.
Seçici Adaletin Fotoğrafı: Kim Korunuyor?
Adaletin nasıl çalışmadığını görmek için uzun teorilere gerek yok.
Kime dokunulmadığına bakmak yeterli.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre; örgütlü suçlarla anılan, hakkında çok sayıda isnat bulunan Aziz İhsan Aktaş, etkin pişmanlık kapsamında ifade veriyor; ardından etkili bir adli sonuçla karşılaşmıyor.
Yetmiyor. Devlet koruması altında, elini kolunu sallayarak hayatına devam ettiği iddiaları kamuoyunda yer buluyor.
Burada mesele bir kişi değil.
Mesele şudur:
Hukuk, kimin için hızlanıyor; kimin için duruyor?
Etkin Pişmanlık mı, Etkin Dokunulmazlık mı?
Etkin pişmanlık, hukukun istisnai bir aracıdır.
Ama Türkiye’de bu mekanizma:
- Güçlü ilişkileri olanlar için koruma zırhına,
- Sıradan yurttaş için erişilemez bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda.
Bir yanda yıllarca tutuklu kalanlar, diğer yanda ise dosyalara girip adliyeye hiç değmeyenler…
Bu tabloya adalet denmez.
Bu, kayırmacılığın kurumsallaşmasıdır.
Başka Ülkelerde Bu Suçlar Nasıl Cezalandırılıyor?
Bu tabloyu “kaçınılmazlık” diye anlatmak kolay.
Ama gerçek şu:
Bu her ülkede böyle değil.
Birçok hukuk devletinde;
- Çocuklara karşı işlenen ağır suçlarda ömür boyu hapis tartışmasızdır.
- Kadına yönelik şiddette iyi hâl indirimi uygulanmaz.
- Tekerrür eden suç, indirim nedeni değil ağırlaştırıcı sebeptir.
- Failin pişmanlığı değil, toplumun güvenliği esas alınır.
Oralarda mahkeme şunu sorar:
“Fail bir daha suç işler mi?”
Bizde ise:
“Bir şans daha versek mi?”
Af Kimin İçin Çıkarılır?
Af, hukukta istisnai bir araçtır.
Ama Türkiye’de af, olağan bir siyasal refleks hâline gelmiştir.
Toplumsal tepkinin yükseldiği dönemlerde, seçim öncelerinde, cezaevleri dolduğunda…
Af paketleri devreye girer.
Bu paketlerde mağdur yoktur.
Fail vardır.
Oy hesabı vardır.
Sistemi rahatlatma vardır.
Af, toplumsal barış için değil; iktidarın yükünü hafifletmek için kullanıldığında, adalet değil denge siyaseti üretilir.
Uluslararası Hukukta Af Ne Zaman Gündeme Gelir?
Hukuk devletlerinde af;
- İç savaş ya da kitlesel siyasal çatışmalar sonrası,
- Geçiş dönemlerinde,
- Toplumsal barışın yeniden kurulması amacıyla,
- Mağdur hakları gözetilerek gündeme gelir.
Af;
- Sürekli olmaz,
- Faili ödüllendirmez,
- Cezasızlık üretmez.
En önemlisi:
Af, adaletin yerine geçmez.
Bir Ülke İnsanını Nasıl Görür?
Bir ülkede her cinayet sonrası nüfus yalnızca sayısal olarak azalmaz.
O insanla birlikte bir boğaz eksilir.
Ama bu düzenin dili şudur:
Bir boğaz eksilirse, bir sorumluluk da eksilir.
İşte bu yüzden cinayetler, insani bir yıkım değil, yönetilebilir bir istatistik gibi ele alınıyor.
Bu cümle acımasız değil.
Bu, sistemin soğuk gerçeğidir.
Bir ülkede hukuk, kimin korunacağına göre şekilleniyorsa; orada adalet değil, sadakat sistemi vardır.
Her af, her indirim, her suskunluk…
Bir sonraki cinayetin ön sözüdür.
Bu ülkede insanlar yalnızca öldürülmüyor.
Öldürüldükten sonra, cezasızlıkla temize çekiliyor, unutuldukça bir kez daha gömülüyor.
Biz her sessizlikte şunu söylüyoruz:
“Bu düzen böyle gitsin.”
Oysa gerçek şu:
Vicdanın indirim aldığı bir ülkede, hiç kimse güvende değildir.













