
Bir Toplum Suçla Nasıl Yaşamayı Öğrenir?
SUÇ KİME YARAR?
Her cinayetten sonra aynı cümle kurulur:
“Hesabı sorulacak.”
Bu cümle artık bir söz değildir.
Bir ritüeldir.
Tekrarlanır.
Yayılır.
Unutturur.
Bir çocuk kaybolur.
Günlerce aranır.
Ekranlar dolar.
Saatler akar.
Aynı görüntüler döner.
Sonra bir isim kazınır hafızaya:
Leyla.
Bir süre geçer.
Başka bir dosya açılır:
Eylül.
Başka bir şehirde başka bir arama başlar:
İkranur.
Bir yayın biter.
Yeni bir yayın başlar.
Bir çocuk daha kaybolur:
Ecrin.
İsimler değişir.
Acı değişmez.
Dosyalar kapanır.
Soru kapanmaz:
Bu çocuklar neden korunamadı?
Bazı dosyalarda cezalar verilir.
Bazılarında süreç uzar.
Bazılarında gerçek geç ortaya çıkar.
Bazılarında hiç çıkmaz.
Bu fark tesadüf değildir.
Bu bir sistem göstergesidir.
Çünkü suç çoğu zaman bir anda başlamaz.
Uyarılarla başlar.
Şikâyetlerle başlar.
Dikkate alınmayan başvurularla başlar.
Bir kadın defalarca korunma ister.
Bir çocuk için ihbar yapılır.
Bir dosya açılır.
Eksik olan bellidir:
Zamanında müdahale.
Müdahale geciktiğinde suç büyür.
Suç büyüdüğünde açıklamalar gelir:
“İnceleniyor.”
“Soruşturma sürüyor.”
“Hesabı sorulacak.”
Toplum bu cümleleri duyar.
Bir süre inanır.
Sonra başka bir cinayet olur.
Aynı cümle yeniden kurulur.
İşte o noktada gerçek değişir:
Adalet bir sonuca değil, oyalama düzenine dönüşür.
Gerçekleşmeyen bir vaade.
Suç yalnız karanlıkta büyümez.
Göz önünde büyür.
Herkesin bildiği
kimsenin durduramadığı alanlarda büyür.
Gündüz kuşağı programları bu ülkenin en karanlık dosyalarını saatlerce ekrana taşır.
Kayıp çocuklar.
Cinayetler.
Parçalanmış hayatlar.
Her şey görünür hale gelir.
Ama başka bir şey daha olur:
Suç tüketilir.
Bir dosya izlenir.
Bir dosya tartışılır.
Bir dosya unutulur.
Sonra yenisi gelir.
Bu bir yayın akışı değildir.
Bu bir normalleşme düzenidir.
İzlenen suç, olağanlaşır.
Olağanlaşan suç sorgulanmaz.
Sorgulanmayan suç, durmaz.
İşte bu noktada soru değişir:
“Fail kim?” sorusu yetmez.
Asıl soru şudur:
Bu suçtan kim yarar?
Cezasızlıktan yararlanan.
Denetimsizlikten yararlanan.
Geciken adaletten yararlanan.
Sessizlikten yararlanan.
Bir dosya rafta beklediğinde
bir başvuru görmezden gelindiğinde
bir tehdit ciddiye alınmadığında
ortada yalnız ihmal yoktur.
Bir tercih vardır.
Bu tercih açıkça söylenmez.
Ama sonuçları açıktır:
Bazı hayatlar korunur.
Bazıları korunmaz.
Bu eşitsizlik hissi büyüdüğünde adalet yalnız zayıflamaz.
İnandırıcılığını kaybeder.
Bir toplum adalete inanmayı bıraktığında suç yalnız artmaz.
Serbest kalır.
Sosyolog Zygmunt Bauman modern dünyada trajedilerin yok olmadığını söyler.
Trajediler görünür hale gelir.
Ama aynı anda uzaklaşır.
İnsanlar acıyı görür.
Acıya dokunmaz.
İşte bu mesafe en tehlikeli eşiktir.
Çünkü o noktada suç yalnız işlenmez.
Üretilir.
Her geciken adalet
bir sonraki suça zemin hazırlar.
Her cezasızlık
yeni bir fail yaratır.
Her sessizlik
yeni bir mağdur doğurur.
Bu nedenle bazı toplumlarda suç yalnız bir olay değildir.
Bir düzenin parçasıdır.
O düzen değişmediği sürece
suç yalnız devam etmez.
Kendini üretir.
İşte bu yüzden asıl soru şudur:
Bu suçtan kim yarar?
Cevap rahatsız edicidir.
Ama nettir:
Suçun durdurulmadığı her yerde
birileri yalnız kazanç sağlamaz—
birileri korunur.
… devam edecek













