
Savaş cephede başlamaz. Savaş, çıkar insan hayatının önüne konulduğu anda başlar.
20. yüzyıl iki büyük dünya savaşı gördü.
On milyonlarca insan öldü.
Şehirler yakıldı.
Haritalar yeniden çizildi.
Avrupa’nın ortasında yerle bir edilen kentler insanlığa “bir daha asla” dedirtti. Pasifik kıyılarında tek bir bombayla yok edilen şehirler modern çağın utancına dönüştü.
Balkanlar’da kazılan toplu mezarlar, kıtanın göbeğinde insanlığın nasıl çöktüğünü gösterdi.
Bir daha olmayacağı söylendi.
Oldu.
Ortadoğu’da cetvelle çizilen sınırlar çatışmayı kalıcılaştırdı.
Enerji yataklarının bulunduğu topraklar sürekli müdahale alanına dönüştü.
Sömürge sonrası coğrafyalar istikrarsız bırakıldı.
Bir daha olmayacağı söylendi.
Oldu.
Bugün ABD İran’ı vuruyor.
Bugün İsrail Beyrut’u bombalıyor.
Bugün Doğu Avrupa’da şehirler yıkılıyor.
Bugün Gazze’de sivil alanlar hedef alınıyor.
Coğrafya değişiyor.
Ölen çocukların yaşı değişmiyor.
Birleşmiş Milletler verilerine göre zorla yerinden edilen insan sayısı 120 milyonu aşmış durumda.
Bu, insanlık tarihinin en yüksek zorunlu göç seviyesi.
Küresel askeri harcamalar 2,4 trilyon doların üzerine çıktı.
Bu, tarihin en yüksek savunma bütçesi.
Bu tablo savunma refleksi değildir.
Bu tablo ekonomik ve jeopolitik tercih zinciridir.
- yüzyıl sömürge savaşları gördü. Soğuk savaş vekâlet çatışmaları üretti.
- yüzyıl enerji koridorları ve nüfuz alanları için yürütülen bölgesel savaşlar üretiyor.
ABD’nin İran’a yönelik saldırısı yalnızca iki devlet arasındaki gerilim değildir.
Bu saldırı bölgesel dengeleri sarsan bir adımdır.
Bu adım küresel güç rekabetinin askeri ifadesidir.
İsrail’in Beyrut’u vurması yalnızca bir güvenlik operasyonu değildir.
Bu saldırı sivilleri hedef alan bir gerçekliktir.
Bu gerçeklik uluslararası hukukun sorgulanmasıdır.
Hiçbir füze soyut değildir.
Hiçbir bomba tarafsız değildir.
Yağan her mühimmat bir üretim hattından çıkar.
Her üretim hattı bir bütçe kalemidir.
Her bütçe kalemi bir siyasi tercihtir.
Yıkım maliyet üretir.
Yeniden inşa kazanç üretir.
Kazanç yeni bağımlılık yaratır.
Bu döngü kapitalist-emperyalist düzenin matematiğidir.
Evinde rahat oturan dünya vatandaşları için savaş bir ekran görüntüsüdür.
Bir haber başlığı.
Bir analiz programı.
Oysa Beyrut’ta düşen her bomba bir annenin hayatını değiştirir.
İran’da hedef alınan her tesis bir bölgesel yangını büyütür.
Gazze’de yıkılan her bina bir çocuğun geleceğini yok eder.
Konfor alanında üzülmek yeterli değildir.
Sessizlik tarafsızlık değildir.
Sessizlik, güçlüden yana pozisyondur.
Yağan her füze görmezden gelinemez.
Hayatını kaybeden siviller görmezden gelinemez.
Açılan mezarlar görmezden gelinemez.
Her değişen sınırın bir sorumlusu vardır.
Her açılan mezarın bir faili vardır.
Her yerinden edilen milyonun arkasında bir politika vardır.
Türkiye bu coğrafyanın ortasındadır.
Sınırların nasıl değiştiğini bilen bir hafızaya sahiptir.
Bölgesel savaşların dalga etkisini yaşamış bir ülkedir.
Bu hafıza romantizme değil, sorgulamaya çağırır.
Hiçbir stratejik çıkar çocuk mezarını meşrulaştıramaz.
Hiçbir güvenlik gerekçesi sivil ölümü açıklayamaz.
Hiçbir devlet, hiçbir blok, hiçbir güç masum değildir.
Savaşa neden olanlar savunulamaz.
Savaşı planlayanlar mazur görülemez.
Savaşı finanse edenler tarafsız sayılamaz.
- yüzyıl mezarlıklarla doldu.
- yüzyıl aynı sınavdan geçiyor.
Yağan her bomba bu yüzyılın utancıdır.
Açılan her mezar insanlığın siciline kazınmıştır.
Savaş kader değildir; organize edilmiş çıkar düzenidir.
Bu yüzyıl, çocuk mezarlarıyla anılmak istemiyorsa, savaşı başlatan iradeyi mahkûm etmek zorundadır.
Aksi halde 21. yüzyıl, insanlığın değil; mezarlıkların yüzyılı olarak tarihe geçecektir.













