
Kadınları öldürenleri salan, adaleti isteyenleri hapseden bir düzende sorun “olay” değil — düzendir.
Dün birçok haber geldi. Ama dün bitmedi. Takvim bir gün ileri aktı; vicdan yerinde kaldı.
Dün sevilen oyuncu Kabolat Görkem Arslan 45 yaşında ani bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybetti.
Dün Ayşe Barım hakkında kesinleşmiş ceza konuşuldu.
Dün Özgecan Aslan’ın katledilişinin 11. yıldönümüydü.
Dün, Sedef Güler cinayeti davasında 7. duruşmadan da karar çıkmadı.
Dün, Amasya Suluova’daki biyogaz tesisinde üç işçi gaz zehirlenmesi sonucu hayatını kaybetti.
Bu artık “haber” değil. Bu bir tablo.
…ve o tablo şunu söylüyor: Bu ülkede ölüm hızlı, adalet yavaş; sorumluluk flu, ceza seçici.
Özgecan: Bir milat olmadı
Özgecan Aslan Türkiye’de öldürülen ilk kadın değildi. Ama toplumsal vicdanda kırılma yaratan bir isimdi.
Aradan 11 yıl geçti.
Son 10 yılda her yıl ortalama 300–400 kadın erkek şiddeti sonucu öldürüldü. Sadece geçen yıl 300’ün üzerinde kadın öldürüldü; buna erkekler, çocuklar ve diğer şiddet vakaları dahil değil.
Bu bir münferit tablo değil; bu süreklilik kazanmış bir şiddet düzenidir.
Eğer Özgecan bir dönüm noktası olsaydı, mezarlıklar bu kadar dolu olmazdı.
Sedef Güler: 615 gündür adalet bekleniyor
7 Haziran 2024. Büyükçekmece Mimar Sinan Sahili.
Eller ve ayaklar bağlanmış, halıya sarılmış, ağırlık bağlanarak denize atılmış bir beden bulundu. O beden 24 yaşındaki Sedef Güler’e aitti.
615 gündür ailesi adalet bekliyor. Dün görülen 7. duruşmada yine karar çıkmadı. Dava 29 Nisan’a ertelendi.
Sanık Fırat Baykara, suçunu itiraf ettiğini ancak Sedef ile hiçbir bağlantısının olmadığını savundu. “İsmini ilk kez mahkemede duydum” dedi.
Bir insan hem suçunu itiraf edip hem de maktulle bağını inkâr edebiliyorsa, orada yalnızca bir çelişki değil, bir hukuk sorunu vardır.
Adalet geciktiğinde yalnızca karar ertelenmez; toplumun güveni de aşınır.
Geciken adalet, adalet değildir.
Suluova: Üç işçi ve metan gazı
Dün Amasya Suluova Besi OSB’de faaliyet gösteren bir biyogaz tesisinde üç işçi gazdan zehirlenerek hayatını kaybetti.
Temizlik amacıyla sisteme giren bir çalışandan haber alınamaması üzerine iki kişinin daha içeri girdiği ve onların da gazdan etkilendiği bildirildi.
“Gerekli adli ve idari tahkikat başlatıldı” denildi.
Bu ülkede bu cümleyi kaç kez duyduk?
Bu bir kaza mı? Yoksa denetim eksikliğinin, maliyet hesabının ve iş güvenliği zafiyetinin sonucu mu?
İşçiler çalışırken ölüyorsa, sorun sadece gaz değildir.
Torba kanun ve tersine adalet
Bir yanda ağır suç işleyenler torba kanunlarla, indirimlerle serbest kalıyor. Diğer yanda hukuku hatırlatanlar yıllarca içeride tutuluyor.
Aziz İhsan Aktaş’a 700 yıl ceza isteniyor ama tahliye talep edebiliyor.
MS hastası Tayfun Kahraman dört yıldır cezaevinde.
Bu bir hata değil; tercihtir. Bu bir sapma değil; politikadır.
Şiddeti uygulayan korunuyor, adaleti savunan cezalandırılıyor.
Bu, siyasi sadakat hukukudur. …ve bu hukuk, hayatı korumuyor.
Ayşe Barım: Cezanın esnekliği
13 yıl 6 ay ceza.
8 ay cezaevi.
Kalp pili ve elektroşok cihazı.
İtiraz sonrası yurtdışı yasağıyla serbestlik.
Yargı işliyor mu? Yoksa şekil mi alıyor?
Eğer düzen değişmezse, isimler gider — düzen kalır.
Beş değil, sayısız başlık — tek düzen
Dünün fotoğrafı nettir:
- Özgecan: Süreklilik kazanmış şiddet.
- Sedef Güler: Geciken adalet.
- Suluova: Denetimsiz çalışma koşulları.
- Ayşe Barım: Esnek yargı.
- Tayfun Kahraman: Seçici ceza.
Bu artık tek bir toplumsal kesimin meselesi değildir; bu, adaletin kime işlediği ve hukukun kime uygulandığı meselesidir.
Bu ülkede:
Ölümler sürüyor. Duruşmalar erteleniyor. Cezalar esniyor. Denetimler eksik kalıyor.
Biz ise aynı yasları yaşıyor, aynı cümleleri kuruyor, aynı düzeni sürdürüyoruz.
Artık açık konuşalım:
Şiddet kader değildir. Adaletsizlik tesadüf değildir. Ölüm sıradanlaşmışsa, sorumluluk da sıradan değildir.
Torba kanunlarla ağır suçluları serbest bırakan, adaleti yıllarca bekleten, denetimi göstermelik yapan bir sistem hukuk devleti değildir.
…ve eğer bu düzen değişmezse, artık yalnızca insanlar değil — vicdan da ölmeye devam edecektir.













