
“Bazı ölümler unutulmaz.
Unutan toplum, aynı kararı yeniden verir.”
30 Mart 1972.
Kızıldere.
Bu yazıya başlamadan önce…
Önce isimleri yazalım.
Çünkü bu ülkede en hızlı kaybolan şey
insanların adı olur.
Kızıldere’de hayatını kaybedenler:
- Erdoğan Adlı
- Hüdai Arıkan
- Ahmet Atasoy
- Saffet Alp
- Ömer Ayna
- Mahir Çayan
- Kadir Manga
- Sinan Kazım Özbey
- Ahmet Ertan Saruhan
- Nihat Yılmaz
Takvim ilerledi.
Hesap kapanmadı.
Bu isimlerin her biri
konuşularak değil
silahla susturuldu.
DEVLET NE YAPTI?
Soru net.
Cevap daha net:
Devlet konuşmadı.
Devlet müzakere etmedi.
Devlet yok etti.
Sonra bunu meşru saydı.
Bu bir güvenlik operasyonu değildir.
Bu bir tercihtir.
Karşısında kim vardı?
Mahir Çayan ve arkadaşları.
Bir cümle bıraktılar:
“Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik.”
Eylemleri tartışılır.
Yöntemleri sorgulanır.
Hiçbiri dokunulmaz değildir.
Ama şu gerçeği değiştirmez:
Devlet, kendisine karşı olanı dinlemek yerine susturmayı seçti.
BU YAZI TARAF TUTMAZ
Bu yazı bir taraf yazısı değildir.
Bu yazı bir ölçü yazısıdır.
Şu soruyu sorar:
Bir devlet, kendisine karşı olanı yok ederek mi güçlenir?
Yoksa konuşarak mı meşruiyet kazanır?
Kızıldere’de verilen cevap açıktır:
“Güç, hukukun önüne geçti.”
İşte kırılma tam burada başlar.
KIZILDERE’DE ÖLEN NEYDİ?
Sadece insanlar değil.
- Hukukun üstünlüğü öldü.
- Devletin tarafsızlığı öldü.
- Toplumun devlete güveni yara aldı.
Bundan sonrası bir süreçtir.
12 Mart sertleşti.
12 Eylül geldi.
Sistem, kendine karşı olanı bastırmayı öğrendi.
Bu bir olay değildir.
Bu bir alışkanlıktır.
BUGÜNE GELEN SORU
Bugün başka bir şey soruyorum:
Farklı düşünen hâlâ tehdit mi?
Eleştiri hâlâ suç mu?
Hukuk hâlâ güce göre mi şekilleniyor?
Eğer cevap “evet” ise…
Kızıldere bitmedi.
Kızıldere devam ediyor.
SON HÜKÜM
Tarih anlatılmaz.
Tarih yargılanır.
Kızıldere bir anma meselesi değildir.
Bir hesap meselesidir.
Devletin görevi güvenliktir.
Ama ölçüsü hukuktur.
Hukuk yoksa…
Güç, adalet değildir.
Açık yazıyorum:
Kızıldere’de sadece insanlar ölmedi.
Devletin hukukla sınanma iddiası çöktü.
Bu unutulursa…
Yarın aynı kararlar
aynı yöntemlerle
aynı rahatlıkla verilir.
Bugün susan,
yarın hedef olur.
Bugün görmeyen,
yarın görünmez olur.
Bugün kabullenen,
yarın hesap veremez.
O gün geldiğinde…
Kimse “bilmiyorduk” diyemez.
Çünkü herkes biliyordu.
Herkes sustu.













