
Deprem hafızası, İstanbul gerçeği ve yapı rejiminin anatomisi
Türkiye deprem ülkesi olduğunu 6 Şubat’ta öğrenmedi.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde resmî rakamlara göre 17.480 kişi hayatını kaybetti, 23.781 kişi yaralandı.
2011 Van Depremi’nde 604 kişi yaşamını yitirdi.
2020 Elazığ Depremi’nde 41, aynı yıl İzmir Depremi’nde 117 kişi hayatını kaybetti.
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerde ise resmî açıklamalara göre 53 bini aşkın insan yaşamını yitirdi.
Her deprem sonrası aynı cümle kuruldu:
“Ders çıkaracağız.”
Ancak çıkarılan ders ile uygulanan politika arasında ciddi bir mesafe var.
SORUN FAY HATTI DEĞİL, YAPI REJİMİ
3194 sayılı İmar Kanunu yürürlükte.
4708 sayılı Yapı Denetim Kanunu yürürlükte.
2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği yürürlükte.
Buna rağmen:
- Ruhsatlı binalar yıkılıyor.
- Denetimden geçmiş yapılar çöküyor.
- Kolon kesilmiş binalar iskân alabiliyor.
Bu tablo teknik değil; sistemiktir.
Deprem öldürmez. Denetimsizlik öldürür.
6306 SAYILI KANUN VE MALİK İRADESİ
2012’de yürürlüğe giren 6306 sayılı Kanun, riskli yapı tespiti sonrası üçte iki çoğunluk modelini getirdi. Karara katılmayan malik payını devretmek zorunda kalabilir. Gerekirse Hazine adına tescil mümkündür.
Anayasa’nın 35. maddesi mülkiyet hakkını korur.
Ancak uygulamada çoğunluk kararı, azınlığın mülkiyet tasarrufunu fiilen sınırlayabilmektedir.
Deprem güvenliği amacıyla çıkarılmış bir düzenleme, malik iradesini daraltan bir araca dönüşmüşse burada uygulama değil, rejim tartışılır.
GÜÇLENDİRME NEDEN İSTİSNA?
Bilimsel olarak her riskli yapı yıkılmak zorunda değildir. Güçlendirme birçok durumda mümkündür.
Ancak uygulamada:
- Güçlendirme nadiren teşvik edilir.
- Yıkım ve yeniden yapım modeli baskındır.
- Finansman yükü malik üzerine bırakılır.
Soru nettir:
Deprem güvenliği mi önceliklidir, yoksa yeniden üretim ekonomisi mi?
BORÇLANDIRILMIŞ MALİK MODELİ
Borçsuz malik, yeni projede borçlu hale gelir.
Emsal artışı yapılır.
Yoğunluk yükselir.
Satılabilir alan artar.
Ancak değer artışı eşit paylaşılmıyorsa, kamu gücü aracılığıyla değer transferi gerçekleşiyor demektir.
Bu dönüşüm değil, ekonomik yeniden dağılımdır.
REZERV ALAN VE MERKEZİLEŞME
Rezerv alan uygulaması:
- Yerel iradeyi daraltır
- Proje modelini merkezileştirir
- Hak sahibinin seçenek alanını sınırlar
Deprem mağduru vatandaşın tercih hakkı daralıyorsa, sosyal devlet ilkesi zedelenir.
TOKİ VE İHALE HUKUKU
Afet sonrası hız gereklidir. Ancak hız, şeffaflığın alternatifi değildir.
“KONTROLLÜ YIKIM” MI, KONTROLSÜZ RİSK Mİ?
Asbest raporları kamuya açık mı?
Çevresel etki ve titreşim analizleri bağımsız mı?
Yıkım sırasında oluşan iş kazaları hangi veri tabanında yer alıyor?
Depreme karşı önlem alınırken yeni riskler üretiliyorsa, bu afet yönetimi değil; idari zaafiyettir.
DEPREM VERGİLERİ: HESAP VERME ZORUNLULUĞU
1999’dan bu yana deprem başlığı altında toplanan milyarlarca lira var.
Deprem vergisi toplayıp, ardından vatandaşa “ya imzala ya çık” demek planlama değildir; zorunlu rızadır.
Deprem doğaldır. Hazırlıksızlık tercihtir.
YAPI DENETİM SİSTEMİ GERÇEKTEN BAĞIMSIZ MI?
Denetimin finansmanı denetlenen tarafından sağlanıyorsa, çıkar çatışması riski vardır.
Deprem ülkesi bir ülkede denetim modeli tartışmasız, bağımsız ve şeffaf olmalıdır.
İSTANBUL: BEKLENEN MARMARA DEPREMİ
Bilim insanları Marmara Denizi’nde 7 ve üzeri büyüklükte bir deprem olasılığını yıllardır dile getiriyor.
Bu bir öngörü değil; jeolojik veri.
İstanbul’da yaklaşık 1,2 milyon riskli veya riskli olma ihtimali bulunan yapı olduğu resmî açıklamalarda yer aldı.
Bu sayı bir istatistik değildir. Bu sayı, potansiyel bir toplumsal yıkımın envanteridir.
Hayati soru şudur:
Kentsel dönüşüm gerçekten riskli yapı stokunu azaltıyor mu, yoksa seçilmiş bölgelerde değer üretimi mi yapıyor?
Marmara depremi henüz yaşanmadı. Ancak risk biliniyor.
Bilinen bir riske rağmen öncelik güvenlik değilse, bu artık kader değil, tercihtir.
RİSK HARİTASI İLE YATIRIM HARİTASI ÖRTÜŞÜYOR MU?
Risk haritası başka, yatırım haritası başka ise; buna dönüşüm değil, seçici müdahale denir.
Deprem bilimsel bir gerçektir. Dönüşümün yönü ise siyasi ve ekonomik tercihtir.
SONUÇ: FAY HATTI MI, YÖNETİM HATTI MI?
Ancak vergiler toplanmış, denetimler bağımsız değilse, raporlar kamuya açık değilse, vatandaş sözleşmeye mahkûm bırakılıyorsa —
Sorun yalnızca fay hattında değildir. Sorun yönetim hattındadır.
Beton çatlar.
Bina çöker.
Denetim çatlar.
Toplum çöker.
Deprem doğaldır.
İhmal değildir.
Şeffaflıktan kaçış değildir.
Hesapsızlık değildir.
Bilinen bir riske rağmen öncelik güvenlik değilse, bu artık kader değil, tercihtir.
Kentsel dönüşüm bilimin ve hukukun rehberliğinde yürütülmezse, adı dönüşüm olur.
Sonucu mülkiyet kayması olur.
Unutulmamalıdır:
Yıkılan sadece bina değildir.
Güven yıkılırsa devlet zayıflar.












