
Gülistan Doku’nun kaybolmasının ardından uzun süre intihar ihtimali üzerinde duruldu.
Barajda aramalar yapıldı.
Teknik çalışmalar yürütüldü.
Ancak yıllar sonra soruşturmanın cinayet şüphesi üzerinden derinleştirilmesi, geçmişteki kabullerin de yeniden sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.
İntihar ihtimali hangi somut delillere dayanıyordu?
Bu ihtimali destekleyen bilimsel bulgular var mıydı?
Diğer ihtimaller aynı ciddiyetle araştırıldı mı?
Bir genç kadının özel hayatına, ruh hâline veya ilişkilerine ilişkin yorumlar maddi delillerin önüne mi geçirildi?
Aramalar neden belirli bir alana yoğunlaştırıldı?
Başka güzergâhlar, araçlar ve kişiler aynı titizlikle incelendi mi?
Barajda yürütülen arama çalışmalarının yöntemine ilişkin olarak İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin de inceleme yaptığı ve kullanılan bazı yöntemlerin tartışma konusu olduğu bildirildi.
Burada mesele, intihar ihtimalinin araştırılmış olması değildir.
Her ihtimal elbette araştırılmalıdır.
Mesele şudur:
Bir ihtimal, diğer ihtimallerin araştırılmasını engelleyecek kadar erken bir kabule dönüştürüldü mü?
Çünkü bir soruşturmada yanlış kurulan ilk cümle, yıllarca yanlış yere bakılmasına neden olabilir.
Bir genç kadının “intihar ettiği” varsayımı ne kadar erken kabul edilirse…
Onunla son görüşen insanlar o kadar az sorgulanır.
Dijital kayıtlar o kadar az önemsenir.
Araçlar o kadar geç incelenir.
Kurumların işlemleri o kadar az denetlenir.
Dosya o kadar çabuk normalleştirilir.
Bu nedenle intihar anlatısı yalnızca bir ihtimal olarak değil…
Soruşturmanın yönünü belirleyen bir tercih olup olmadığı açısından da incelenmelidir.
Kim söyledi?
Kim benimsedi?
Hangi delile dayanıldı?
Kimleri soruşturmanın odağından uzaklaştırdı?
Kimleri rahatlattı? Devam edecek…













