
Dün ve önceki gün yazılanların altına gelen yorumları bir kez daha okudum.
Artık tek tek değil.
Bir bütün olarak.
…ve şunu gördüm:
Bu ülkede sorun artık “kimse bir şey yapmıyor” cümlesi değil.
Sorun, o cümlenin arkasına saklanma hali.
Bir okur çok yerinde bir hikâye paylaştı:
Herkes, Birisi, Herhangi Biri ve Hiç Kimse…
Herkes yapılması gerekeni biliyor.
Birisi yapar sanılıyor.
Herhangi biri yapabilir deniyor.
Ama Hiç Kimse yapmıyor.
Sonra herkes, birisini suçluyor.
Bu bir masal değil.
Bu, bizim zihinsel modelimiz.
“HİÇ KİMSE” BİR KİŞİ DEĞİL, BİR KONFOR ALANIDIR
“Kimse bir şey yapmıyor” dediğimiz anda,
kendimizi sorumluluk alanının dışına alıyoruz.
Çünkü “kimse” dediğimizde:
- Ben yokum
- Sen yoksun
- Biz yokuz
Ortada sadece belirsiz, adı konmamış bir boşluk var.
…ve o boşlukta:
- Liyakat eriyor
- Ahlak aşınıyor
- Hukuk zayıflıyor
- Gençlik yönsüzleşiyor
- Hafıza siliniyor
Sonra dönüp “bu nasıl oldu?” diyoruz
TOPLUMLAR ZORLA DEĞİL, ALIŞTIRILARAK DÖNÜŞTÜRÜLÜR
Bir okur çok önemli bir tespitte bulundu:
Toplumun formatlanması, sosyal ve kültürel dokunun parçalanması…
Bu, bir günde olmaz.
Bağırarak hiç olmaz.
Bu;
yavaş yavaş,
sessizce,
“normal” denilerek olur.
Yanlışlara alışılır.
Tehlikeler sıradanlaşır.
Doğru ertelenir.
…ve bir gün,
okul karnesinden Atatürk’ün resminin çıkarılması
“küçük bir detay” gibi sunulur.
Oysa mesele bir resim değildir.
Mesele;
bir toplumun çocuklarının hafızasından
kurucu aklın sessizce çekilmesidir.
HUKUK YOKSA, HİÇBİR ŞEY YOKTUR
Bir başka okur çok net bir ilkeyi hatırlattı:
Bağımsız yargı olmadan özgür, demokratik bir yapı olmaz.
Bu cümle, tartışmanın kilididir.
Çünkü:
- Liyakatın güvencesi hukuktur
- Ahlakın kurumsal karşılığı hukuktur
- Bağımsızlığın iç dayanağı hukuktur
Hukuk yoksa,
herkes bilir ama kimse yapamaz.
Çünkü bedel, doğruyu yapana kesilir.
GENÇLİK VE NORMALLEŞTİRME
En tehlikeli olan da budur:
Tehlikenin normalleştirilmesi.
Bir toplum,
yanlışa alıştığında değil;
yanlışı doğruymuş gibi yaşamaya başladığında çözülür.
Bu yüzden gençlik hedef alınır.
Bu yüzden hafıza silinmek istenir.
Ama şunu da not düşelim:
Atatürk’ü silmeye çalışmak,
onu zayıflatmaz.
Sadece kimin neyle derdi olduğunu görünür kılar.
SON NOKTA
Bu ülkede sorun:
- Bilgi eksikliği değil
- Analiz yoksunluğu değil
- Farkındalık hiç değil
Bu ülkede sorun:
Sorumluluğun “hiç kimse”ye havale edilmesi.
Oysa gerçek şudur:
Hiç kimse diye bir şey yok.
Herkes var.
…ve bir ülkede “herkes” susuyorsa,
sorun artık başkalarında değil,
bizdedir.
Son soru şudur:
Biz neyi kaybettiğimizde değil,
hangi noktada “artık yeter” diyeceğiz?













