SORU:
Siz bir Türk Albayı olarak cezaevine girdiniz. Bu ülkede teröristler dışarıdayken, askerlerin içeride olduğu bir tabloyu nasıl açıklıyorsunuz?
YANIT:
Benim bu tür takıntılarım yok. Ortada bir adaletsizlik var ve bununla da mücadele etmem gerekir.
SORU – APO’ya Açılan Dava:
APO’ya dava açtığınızda size açık ya da örtülü şekilde “bunu yapma” denildi mi? Devletin hangi katmanları bu davadan rahatsız oldu?

YANIT:
APO’ya açtığım dava için hiç kimse “yapma” demedi. Rahatsız olanlar tabii ki var. Bunlar kim mi?
Bir kayada öten malum iki keklik.
SORU – Sessiz Kalanlar:
Siz konuştunuz ve bedel ödediniz. Peki susanlar neden sustu? Korku mu, kariyer mi, yoksa sistem mi?
YANIT:
Korkaklar.
Konfor alanını kaybedecek olmanın endişesi olarak görüyorum. Tarih herkesi yazacak.
SORU – Ordu ve Siyaset:
Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri gerçekten Atatürk’ün ordusu mu, yoksa siyasetin sınırları içine hapsedilmiş bir kurum mu?
YANIT:
Ordunun başındakiler maalesef siyasetin girdabında olsa da ordu bizim ordumuz. Benim güvenim tam.
SORU – Hukuk Meselesi:
Siz hukuka başvurdunuz ama cezaevine girdiniz. Bugün Türkiye’de hukuk kimi koruyor, kimi cezalandırıyor?
YANIT:
Hukuku uygulamayan kişiler siyasilerle girift ilişkisi olanlardır. Herkes böyledir denilemez.
Ama şu bir gerçek: Ben bile mahkemede savunma hazırlarken hukuki değil, siyasi değerlendirme yapmak zorunda kaldım. Bu, sorunu yeterince anlatıyor.

SORU – Anıtkabir’de Dururken…:
27 Aralık’ta Anıtkabir’de dururken ne düşündünüz?
YANIT:
Atatürk’ü hissettim. Bugün yaşıyor olsaydı “ne yapmamızı isterdi?” diye sorguladım.
Bir asker Atatürk’ü anlatarak değil, onun gibi yaşayarak ona layık olabilir.
SORU – Kırılma Anı:
Size “artık yeter” dedirten an hangisiydi? APO’ya dava açmaya sizi iten tek olay neydi?
YANIT:
Silivri’de kendi davamı değil, bu süreci nasıl durdurabileceğimi düşünüyordum.
Silivri hayatı bu davayı açmamda yol gösterdi.
SORU – Medya ve Karanlık:
Ana akım medyanın size yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
YANIT:
“Basın özgür değil” diyorlar ya… Katılmıyorum.
Özgür olmayan basın değil, basın mensupları.
Özgür kalabilmeyi başaramıyorlar. Sonra da ağlıyorlar.
Muhalif basının bile bir kısmı sınırlı yer verebildi. Birkaç istisna hariç.
SORU – Bugünün Genç Subayları:
Bugün Harp Okulu’ndan çıkan bir teğmen, sizin yaşadıklarınızı yaşama riski taşıyor mu?
YANIT:
Birçoğunun beni rol model aldığını duyuyorum.
Milli Savunma Bakanı duymasın, küplere biner.
Orduevi yasaklarımın bitmemesi, muvazzaf personelle temasımın istenmemesi bunun göstergesi.
SORU – Vicdan / Emir / Hukuk:
Bir asker için hangisi yol gösterici olmalıdır?
YANIT:
Önce insanız, sonra asker.
Bu nedenle sıralama vicdan – hukuk – emir olmalıdır.
15 Temmuz bunun en net örneğidir.
SORU – Bugünün Türkiye’si:
Bugünkü Türkiye’ye baktığınızda sizi en çok kaygılandıran nedir, umutlu kılan ne var?
YANIT:
Siyasetçilerimizin vasfı, donanımı, ahlakı ve vatanseverliği millet ortalamasının altında.
Bu tabloyu onlar yarattı, düzeltmelerini beklemiyorum.
Milletin belirlediği yeni aktörler gelmeli.
SORU – Gençlere Mesaj:
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında gençlere ne söylersiniz?
YANIT:
Gençlere güveniyorum. Bu ülkeyi kurtaracak olanlar onlar.
Atatürk devrimleri oylamayla yapmadı; sorumluluk aldı.
Bugün bu bozuk düzene neşter vuracak olan da gençlerdir.
SON SORU:
27 Aralık günü Anıtkabir’de duran bir asker olarak, Atatürk’e tek cümle söyleme şansınız olsaydı?
YANIT:
“Komutanım sizi anlıyorum. Müsterih olun, görevimin başındayım.”

FİNAL | Aşkım Tan
Ben bu röportajı bir “kişiyi anlatmak” için yapmadım.
Ben bu röportajı, “bir dönemi kayda geçirmek için” yaptım.
Bugün bu ülkede;
Terörle mücadele etmiş askerler cezaevi kapılarında,
Hukuk metinleri siyaset cümlelerinin gölgesinde,
Vicdan ise en çok “sus” emri alıyor.
Orkun Özeller’in hikâyesi tek başına bir askerin hikâyesi değildir.
Bu; üniformanın susturulmak istendiği,
Ama susmayı reddedenlerin hâlâ var olduğunu gösteren bir kayıttır.
Anıtkabir’de dururken sorulan soru şudur:
“Biz hâlâ Atatürk’ün emanet ettiği Cumhuriyet’in neresindeyiz?”
Cevap kolay değil.
Ama şunu biliyorum:
Bu ülke, vicdanını kaybedenlerin değil,
Bedel ödemeyi göze alanların omuzlarında ayakta kalır.
Ve tarih…
Susmayanları not eder.
Susturulanları değil.













