Bu, Dünya Savaşı Korkusu Değil, Küresel Hesaplaşma Gerçeğidir.
Son günlerde sıkça sorulan bir soru var:
“ABD’nin Venezuela hamlesi, yaklaşan bir dünya savaşının ayak sesleri mi?”
Bu sorunun peşine Türkiye, Suriye ve Tayvan gibi ülkelerin eklenmesi tesadüf değil. Ama meseleyi manşetlerin gürültüsünden çıkarıp soğukkanlı bir jeopolitik okuma ile ele almak şart.
Önce netleşelim:
Bugün yaşadığımız şey, klasik anlamda bir “Dünya Savaşı” değil. Ne 1914’ün bloklaşması var, ne 1939’un topyekûn cepheleşmesi. Fakat bu, dünyanın sakin olduğu anlamına da gelmiyor. Aksine, çok katmanlı, hibrit ve sürekli kriz üreten bir güç mücadelesi içindeyiz.
Venezuela: Enerji Savaşının Arka Bahçesi
ABD’nin Venezuela üzerindeki baskısı yeni değil. Petrol rezervleri, yaptırımlar, muhalefet destekleri… Hepsi uzun süredir bilinen başlıklar. Ancak bugün Venezuela’yı yeniden gündeme taşıyan şey, enerjinin küresel siyasetin ana silahına dönüşmesi.
ABD, Rusya–Çin eksenli enerji ve ticaret bloklaşmasını zayıflatmak istiyor. Venezuela bu tabloda bir cephe değil, ama bir test alanı. Burada atılan her adım, küresel dengelere mesaj taşıyor.
Türkiye: Eşik Ülke
Bu denklemde Türkiye’nin adı neden geçiyor?
Çünkü Türkiye, savaş çıkaran değil; savaşın yönünü ve sınırını belirleyen ülkelerden biri. Boğazlar, Montrö rejimi, NATO’nun doğu kanadı, Orta Doğu–Kafkasya–Karadeniz kesişimi…
Türkiye’nin önemi, “savaş olur mu?” sorusundan çok, “kriz nereye kadar genişler?” sorusunda yatıyor.
Suriye: Büyük Güçlerin Aynası
Suriye, küresel sistemin en çıplak fotoğrafıdır. ABD, Rusya, İran ve İsrail’in aynı coğrafyada, doğrudan çarpışmadan ama sürekli temas hâlinde olduğu bir alan…
Suriye bize şunu gösteriyor: Büyük güçler, bedeli yüksek bir doğrudan savaştan kaçınıyor; vekâletler, nüfuz alanları ve sınırlı hamlelerle ilerliyor.
Tayvan: Asıl Kırılma Noktası
Eğer bir gün “küresel ölçekte sıcak çatışma” gerçekten konuşulacaksa, gözler Tayvan’a çevrilir.
Çip teknolojileri, Pasifik dengesi ve ABD–Çin rekabeti… Tayvan, bugünün dünyasında en hassas fay hattı. Burada yaşanacak bir kriz, sadece bölgesel değil, zincirleme küresel sonuçlar doğurur.
Sonuç: Savaş Değil, Sürekli Gerilim Çağı
Bugün yaşadığımız dönem, tek bir dünya savaşına doğru koşmak değil;
Sürekli kriz üreten, çok cepheli bir küresel satrançtır.
Enerjiyle, gıdayla, teknolojiyle, lojistikle yürütülen bir mücadele… Silahlar suskun olabilir ama hesaplaşma hiç durmuyor.
…ve tam da burada tarih bize şunu hatırlatıyor:
Mustafa Kemal Atatürk, emperyal rekabetlerin ortasında kalmış bir coğrafyada, bağımsızlığın ancak akıl, denge ve ulusal egemenlikle korunabileceğini gösterdi.
Bugün dünya yeniden sertleşirken, bize düşen panik değil; gerçeği görmek, doğru yerde durmak ve aklı rehber kılmaktır.
Çünkü bu çağda asıl soru şudur:
“Savaş çıkar mı?” değil;
“Bu fırtınada kim ayakta kalır, kim savrulur?”
Unutulmamalıdır ki Mustafa Kemal Atatürk,
“Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir.” deniştir.
Çünkü:
Bugünkü tablo savunma değil çıkar savaşıdır
Halkların değil, küresel güçlerin hesaplaşmasıdır
…ve Atatürk’ün bu cümlesi, bugünkü dünyanın ahlaki iflasını tek satırda teşhir eder.
Sonuç olarak, “tarih bir kez daha gösteriyor ki; savaş narası atanlar değil, bedel ödeyenler halklardır.”













