
27 Şubat tarihli “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yıl dönümünde düzenlenen etkinlikte, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi yöneticileri tarafından yapılan açıklamalarda, sürecin devamına ilişkin beklentiler dile getirildi. Bundan sonraki adımlar konusunda devletin sorumluluğuna vurgu yapıldı. Yapılan konuşmalarda, çağrının tarihsel bir eşik olduğu ifade edildi, sürecin ilerlemesi için somut adımların atılması gerektiği belirtildi ve devletin bu sürece karşılık vermesi gerektiği açık biçimde dile getirildi.
Bu açıklamalar yalnızca bir siyasi partinin değerlendirmesi değildir.
Mesele, bir çağrının içeriğinden daha büyüktür.
Mesele, devletin egemenliği, hukuki sürekliliği ve verdiği sözün tarihsel ağırlığıdır.
Devletler bazen konuşur. Devletler bazen susar.
Ancak devletler, en çok verdikleri sözlerle hatırlanır.
Bir açıklama yapılır. Bir çağrı duyurulur. Bir süreç başlatılır.
O andan itibaren mesele artık yalnızca siyasetin konusu değildir.
Mesele, devletin sürekliliği meselesidir.
Devlet, seçim dönemleriyle sınırlı bir yapı değildir. Devlet, iktidarlardan daha uzun ömürlüdür.
Devletin verdiği söz, bir hükümetin vaadi değildir. Devletin verdiği söz, devletin kendisini bağlar.
CUMHURİYET’İN TEMELİ: EGEMENLİĞİN DEVREDİLEMEZLİĞİ
1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi, yalnızca bir parlamento değildi.
O Meclis, bir egemenlik ilanıydı.
Saltanat kaldırıldı. Egemenlik, hanedandan alındı. Millete verildi.
Bu karar, yalnızca bir yönetim değişikliği değildi. Bu karar, devletin sahibinin kim olduğunu ilan etti.
Anayasa bunu tek bir cümleyle tanımladı:
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
Bu cümle, Cumhuriyet’in temelidir. Egemenlik, hiçbir kişiyle paylaşılmaz. Egemenlik, hiçbir yapıya devredilmez. Egemenlik, hiçbir siyasi sürecin konusu haline getirilemez.
Devlet bu ilke üzerine kurulmuştur.
DEVLETİN GERÇEK GÜCÜ: SÜREKLİLİK
Devletin gücü yalnızca ordusundan gelmez. Devletin gücü yalnızca yasalarından gelmez. Devletin gücü, sürekliliğinden gelir.
Hükümetler değişir. Partiler değişir. Siyasi dengeler değişir.
Devlet kalır.
Cumhuriyet’in yüz yılı aşmasının nedeni budur.
Devletin devamlılığı, kişilere bağlı değildir. Devletin devamlılığı, ilkelere bağlıdır.
Devletin verdiği söz, siyasi bir taktik haline geldiği anda, devletin sürekliliği tartışılmaya başlanır.
Bu tartışma, devletin varlığına değil, devletin ciddiyetine yönelir.
Bu, tarihin en tehlikeli eşiğidir.
BELİRSİZLİK, DEVLETİN GÜCÜNÜ DEĞİL, DEVLETE OLAN GÜVENİ AŞINDIRIR
Devletin en büyük gücü, öngörülebilir olmasıdır.
Vatandaş, devletin sınırlarını bilir. Kurumlar, devletin kararlarının kalıcılığına güvenir. Uluslararası sistem, devletin sözünün arkasında duracağını varsayar.
Belirsizlik başladığında, ilk aşınan şey güven olur.
Devlet bir günde zayıflamaz.
Devlet, güven aşındığında sorgulanmaya başlanır.
Devletin iradesi sorgulandığında süreklilik tartışma konusu olur.
Bu durum, yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların devlete olan güvenini etkiler.
DEVLET, ZAMANA BAĞLI BİR YAPI DEĞİLDİR
Devlet seçim takvimine göre hareket etmez.
Devlet, siyasi ihtiyaçlara göre tanımlanmaz.
Devlet, kendi anayasal sınırları içinde var olur.
Egemenlik, zamana yayılan bir siyasi araç değildir. Egemenlik, ertelenebilecek bir konu değildir. Egemenlik, devletin varlık tanımıdır. Cumhuriyet, egemenliğin devredilemeyeceğini ilan ederek kuruldu. Bu nedenle devletin her adımı, yalnızca bugünü değil, Cumhuriyet’in sürekliliğini de etkiler.
TARİHİN EN SERT HÜKMÜ
Tarih yalnızca yapılanları yazmaz. Tarih, ertelenen kararları da yazar. Tarih, belirsiz bırakılan süreçleri de yazar. Tarih, devletlerin kendi egemenliklerini nasıl koruduklarını da yazar.
Devletin gücü, verdiği sözün arkasında durabilme kapasitesiyle ölçülür. Devletin ciddiyeti, o sözün zamana mı bırakıldığı, yoksa tarihe mi işlendiğiyle anlaşılır.
Bir devlet, sınırlarını kaybetmeden de zayıflayabilir. Bir devlet, ordusu yerinde dururken de otoritesini tartışmaya açabilir. Bir devlet, anayasası yürürlükteyken de egemenliğinin anlamını belirsizleştirebilir.
Cumhuriyet, işgal altındaki bir coğrafyada kuruldu. O gün verilen karar nettir:
Egemenlik devredilemez.
Egemenlik ertelenemez.
Egemenlik bekletilemez.
Bugün yaşanan her gelişme, yalnızca bugünün siyasi dengelerini değil, Cumhuriyet’in egemenlik tanımının geleceğini de ilgilendirir.
Devletin verdiği söz, bir siyasi aktöre verilmiş söz değildir. Devletin verdiği söz, millete verilmiş sözdür.
Tutulan söz, devleti güçlendirir. Ertelenen söz, devleti tartışmaya açar. Belirsiz bırakılan söz, devleti zayıflatır.
Devletler bazen savaş meydanlarında değil, karar anlarında sınanır.
Tarih sonunda tek bir hüküm verir:
Devlet, egemenliğinin arkasında durdu.
Ya da egemenliğini bekletti.
Bu hükmün altına imza atan, o günün yöneticileri olur. Sonuçlarını yaşayan ise, milletin kendisi olur.
Egemenlik bekletildiği gün, yalnızca bir karar ertelenmez.
Devletin ağırlığı azalır.
Devletin millete verdiği söz bekletildiği gün, tarih yalnızca bir süreci değil, devletin kendisini yargılar.












