
Gösterilen başka, yaşanan başka
Bir ülkede diplomasi yoksa
her meslek diplomasiye dönüyor.
Bir atama yapılıyor.
Sessizce.
Terlikçilik yapan bir isim
bir ülkenin büyükelçisi oluyor.
Bu bir istisna değil.
Bu bir işaret.
Liyakat aranmıyor.
Yakınlık yetiyor.
Ortaya çıkan tablo net:
Devlet değil,
aile düzeni kuruluyor.
Bu tablo tek başına kalmıyor.
Aynı anda başka şeyler yaşanıyor.
Bu ülkede sorun sadece geçim değil.
Bu ülkede insanların dikkati yönetiliyor.
Gerçek başka.
Gösterilen başka.
Ekranlarda bir hayat akıyor.
Kavgalar büyütülüyor.
Gözyaşları sergileniyor.
Lüks hayatlar parlatılıyor.
Gerçek başka bir yerde yaşanıyor.
Hastane koridorlarında.
Randevu bulunamıyor.
Tedavi gecikiyor.
İlaçlara ulaşılamıyor.
Bir çocuk bekliyor.
Bir kadın bekliyor.
Bir insan bekliyor.
Sıra bekliyor.
Sistem sıra veriyor.
Hastalık beklemiyor.
Aynı anda başka kararlar alınıyor.
Bir madde çıkarılıyor.
Pırlanta korunuyor.
Bir tarafta hayat bekletiliyor.
Diğer tarafta lüks korunuyor.
Sofralar dana antrikotla kuruluyor.
Keşkek gösteriye dönüşüyor.
Diğer tarafta insanlar
ucuz ekmek için sıraya giriyor.
Bir tas sıcak çorba için bekliyor.
O talimatla dünyaya gelen gençler
O sofralara hiç oturamıyor.
Aradaki mesafe kapanmıyor.
Büyüyor.
Bu bir ekonomi meselesi değil.
Bu bir tercih olarak dayatılıyor.
Bir zamanlar bir çağrı yapıldı.
“En az üç çocuk.”
Yetmedi.
Daha fazlası istendi.
Bu çağrıya inanılıyor.
Devlete güven duyuluyor.
Gelecek kuruldu sanılıyor.
Kurulan gelecek değil,
ipotek altına alınmış bir yarın oluyor.
Çocuklar büyüyor.
Ama iyi beslenemiyor.
Ama iyi eğitilemiyor.
Üniversiteler çoğalıyor.
Eğitim zayıflıyor.
Müfredat değiştiriliyor.
Bilinç geriliyor.
Tarih geri itiliyor.
Cumhuriyet değerleri görünmezleştiriliyor.
Hak bilinci zayıflatılıyor.
Yurttaşlık duygusu aşındırılıyor.
Ortaya çıkan tablo açık:
Yarım bırakılmış bir nesil büyüyor.
Aynı anda başka bir kırılma yaşanıyor.
Adalet tartışmaya açılıyor.
Cezalar hesaplanıyor.
Tahliyeler sıradanlaştırılıyor.
Suç işleyen, sonucu ölçüyor:
“Ne kadar yatarım?”
Bu bir cümle değil.
Bu, zihniyetin değiştiği an.
Suç risk olmaktan çıkıyor.
Seçenek haline geliyor.
Barınacak yeri olmayan
cezaevine yöneliyor.
Dışarısı güvencesiz kalıyor.
İçerisi daha düzenli görünüyor.
Bu bir çelişki değil.
Bu bir çöküş.
Dokunulmazlığı olanlar içeride tutuluyor.
Fikirleri nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılanlar var.
Aynı hukuk
herkes için aynı işlemiyor.
Kural değişmiyor.
Uygulama değişiyor.
Adalet duygusu aşındırılıyor.
Toplum değişiyor.
Ses yükseliyor.
Dil sertleşiyor.
Nezaket kayboluyor.
İnsanlar konuşmuyor.
Bağırıyor.
Çünkü adalet zayıfladıkça
sözün değeri düşüyor.
Bütün bunlar yaşanırken
insanın önüne ne konuyor?
Gündem.
Tartışmalar büyütülüyor.
Kavgalar servis ediliyor.
Başlıklar değiştiriliyor.
Gerçek geri çekiliyor.
Gündem öne itiliyor.
Cumhuriyetin kazandırdığı değerler
unutuluyor.
Hak unutuluyor.
Hafıza siliniyor.
Yurttaş
hak sahibi olmaktan çıkıyor.
İzleyen bir kalabalığa dönüşüyor.
Sözde kontrollü yıkımlar can alıyor.
Kontrolsüz yönetim geleceği alıyor.
Bu tablo kendiliğinden oluşmuyor.
Parça parça kuruluyor.
Adım adım yerleştiriliyor.
Bütün halinde işliyor.
Toplum olmanın şartı
aynı düşünmek değil.
Aynı gerçeği kaybetmemek.
Farklılık bölmüyor.
Gerçekten kopuş bölüyor.
Birlik sloganla kurulmuyor.
Adaletle, hakla ve Cumhuriyet bilinciyle kuruluyor.
Bir zamanlar her ayın
bir öncekinden daha iyi olacağı söyleniyordu.
Bugün gerçek ortada.
İyi olan bir hayat yok.
İyi olan bir düzen yok.
İyi olan bir gelecek yok.
Söylenenle yaşanan arasındaki mesafe
artık kapanmıyor.
Gerçek şu:
Bu ülkede sorunlar çözülmüyor.
İnsanlar o sorunlara alıştırılıyor.












