
Merhametin kurumsallaşmadığı yerde adalet eksiktir.
Biz bu ülkede adalet arıyoruz.
Ertelenen davaları yazıyoruz.
Kamu sorumluluğunu sorguluyoruz.
“Geciken adalet” diyoruz.
Peki aynı yöntemi barınak sistemi için uyguluyor muyuz?
Finike’de bir barınaktan paylaşıldığı iddia edilen görüntüler gündem oldu.
Zayıflamış hayvanlar.
Deri hastalıkları.
Çamur içindeki alanlar.
İzolasyonsuz hasta canlar.
“Soruşturma başlatıldı” denildi.
Ama asıl soru şu:
Bu soruşturma sonucunda hangi yaptırım uygulandı?
Kim sorumlu tutuldu?
Kaç hayvan tedavi edildi?
Kaçı güvenli koşullara alındı?
Bugün o barınakta durum gerçekten düzeldi mi?
Bu soruların yanıtı kamuoyuna açık değilse, ortada yalnızca bir ihmal değil, bir sistem sorunu vardır.
Türkiye’de barınak gerçeği
Resmî verilere göre Türkiye’de yüzlerce belediye hayvan bakımevi işletiyor. Sahipsiz hayvan sayısına ilişkin tahminler milyonlarla ifade ediliyor.
Bu ölçekte bir popülasyonu yönetebilmek için şeffaf, merkezi ve denetlenebilir bir tablo gerekir.
Şu soruların ülke genelinde net cevabı var mı?
- Kaç barınakta tam zamanlı veteriner hekim bulunuyor?
- Kaçında ameliyathane ve izolasyon ünitesi fiilen çalışıyor?
- Yıllık kısırlaştırma kapasitesi, artış hızını karşılayacak düzeyde mi?
- Kaç barınakta kapasite aşımı var?
- Belediyelerin ayırdığı bütçe kalemleri kamuoyuna açık mı?
Bu soruların düzenli ve merkezi bir yanıtı yoksa, sistem yönetilmiyor demektir.
5199 sayılı Kanun ne diyor?
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu belediyelere açık yükümlülükler getirir:
- Bakımevi kurmak,
- Sahipsiz hayvanları kısırlaştırmak,
- Aşılamak,
- Tedavi etmek,
- Rehabilite ederek yaşam alanlarına geri bırakmak.
2021’de cezalar artırıldı.
Ancak mesele yalnızca cezanın varlığı değil, uygulamanın sürekliliğidir.
Kaç denetim yapıldı?
Kaç idari yaptırım uygulandı?
Kaç ihmal dosyası sonuçlandı?
Kanun uygulanmadığında metindir.
Hak korunmadığında temennidir.
Kısırlaştırma: Duygu değil, matematik
Sistematik ve yaygın kısırlaştırma yapılmadıkça popülasyon kontrolü mümkün değildir.
Popülasyon kontrolü yoksa barınaklar dolar. Barınaklar dolarsa kapasite aşılır. Kapasite aşılırsa hastalık, ihmal ve ölüm artar.
Bu bir duyarlılık meselesi değil; planlama meselesidir.
Plan nerede?
Sorun yalnızca barınak değil
Barınak zincirin yalnızca bir halkasıdır.
- Sahiplenilip terk edilen hayvanlar
- Kontrolsüz üretim
- Denetimsiz satış
- Ev içi şiddet vakaları
5199, sahipli hayvanların terk edilmesini yasaklar.
Ancak caydırıcılık ve takip mekanizması zayıfsa, yasak kağıt üzerinde kalır.
Hayvan hakları yalnızca belediyenin değil; yurttaşın, üreticinin, satıcının ve merkezi idarenin ortak sorumluluğudur.
Kurumsal öncelik meselesi
Türkiye’de hayvan refahı politikaları Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde yürütülmektedir.
Bu bir idari tercih olabilir.
Ancak şu soru artık ertelenemez:
Bir alan için ayrı ve doğrudan sorumlu bir kurumsal yapı yoksa, o alan siyasi öncelik listesinde geri planda kalmaz mı?
Hayvan refahı “üretim, tarım ve kontrol” başlıklarının gölgesinde yürütülecek tali bir konu değildir.
Bu başlı başına bir yaşam hakkı meselesidir.
Milyonlarla ifade edilen bir sahipsiz hayvan popülasyonundan söz ediyorsak, yüzlerce belediye bakımevi işletiyorsa, barınak sistemi ülke çapında tartışılıyorsa, neden doğrudan hayvan hakları ve refahından sorumlu, ayrı ve hesap verebilir bir kurumsal yapı yok?
Bu romantik bir talep değildir.
Bu yönetsel bir gerekliliktir.
Hayvan refahı bir genel müdürlük konusu değil; doğrudan politika konusu olmalıdır.
Şeffaflık talebi
Gerçek çözüm için şu veriler düzenli olarak açıklanmalıdır:
- İl bazında kısırlaştırma sayıları
- Tedavi edilen ve kaybedilen hayvan sayıları
- Barınak kapasite oranları
- Yapılan denetim sayıları ve uygulanan yaptırımlar
- Belediyelerin hayvan refahı bütçe kalemleri
Şeffaflık yoksa denetim yoktur. Denetim yoksa sorumluluk da yoktur.
Medeniyet ölçüsü
Bir toplumun gelişmişliği yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülmez.
En savunmasız canlıya gösterilen muamele, o toplumun ahlaki eşiğini gösterir.
Barınaklar çamur içindeyse, mesele yalnızca hayvan değildir.
Mesele yönetimdir.
Yönetim merhameti kurumsallaştıramıyorsa, adaleti de kurumsallaştıramaz.
Kurumsallaşmayan merhamet, yalnızca geçici bir vicdan rahatlatmasıdır.
Çünkü korunmayan her can, yönetilmeyen bir sistemin kanıtıdır.












