
Savaş artık yalnızca cephede yapılmıyor.
Savaş, açıklamalarla yapılıyor.
Savaş, kimin susup kimin konuştuğuyla yapılıyor.
ABD, İran’ı vurdu.
Füzeler hedefleri vurdu belki.
Ama asıl vurulan bir kez daha uluslararası hukukun kendisi oldu.
Asıl vurulan yalnızca hukuk da değil.
O füzeler…
Bir çocuğun uykusunu vurdu.
Bir annenin çığlığını vurdu.
Bir evi değil… bir hayatı yıktı.
Savaşlarda ölenlerin büyük çoğunluğu asker değildir.
Modern çatışmalarda ölümlerin yaklaşık %80-90’ı sivildir.
Yani gerçek şu:
Savaş, en çok savaşmayanları öldürür.
Birleşmiş Milletler’e kayıtlı 193 ülke var.
Bu saldırıya karşı açık ve net şekilde ABD’yi kınayan ülke sayısı yalnızca üç.
Rusya: Çünkü ABD’nin attığı her adım kendi etki alanına doğrudan müdahaledir.
Çin: Çünkü tek kutuplu dünya düzeninin kırılması, kendi yükseliş stratejisinin temelidir.
Kuzey Kore: Çünkü ABD ile doğrudan ve tarihsel bir çatışma hattının içindedir.
Bu üç ülkenin kınaması bir vicdan refleksi değildir.
Bu, çıkarın açık ifadesidir.
Geri kalanlar?
Sessiz.
Çekimser.
Ya da daha kötüsü…
Ölen çocuklara rağmen susan bir dünya.
Yıkılan hayatlara rağmen konuşmayan bir düzen.
Bu tablo bir diplomasi meselesi değildir.
Bu tablo bir bağımlılık haritasıdır.
Dünya genelinde 800’e yakın Amerikan askeri üssü bulunuyor.
Yaklaşık 70’ten fazla ülkede ABD askeri varlığı aktif durumda.
Bu üsler yalnızca askeri değildir.
Bu üsler aynı zamanda siyasi etkidir.
Bu üsler aynı zamanda ekonomik baskıdır.
Bu üsler aynı zamanda karar mekanizmalarına görünmeyen müdahaledir.
ABD’nin küresel ekonomideki payı yaklaşık %24.
Dolar, dünya rezervlerinin yaklaşık %58’ini oluşturuyor.
Uluslararası ticaretin büyük bölümü dolar üzerinden dönüyor.
SWIFT sistemi Batı’nın kontrolünde.
Yaptırım gücü Washington’un elinde.
Finansal damarlar tek merkezden yönetiliyor.
Bu ne demek?
Bağımlılık demek.
Kontrol demek.
Suskunluk demek.
ABD ile yüz milyarlarca dolarlık ticaret yapan ülkeler…
Güvenliğini NATO’ya teslim eden devletler…
Topraklarında Amerikan üssü bulunan yönetimler…
Ekonomisi dolar sistemine kilitlenmiş piyasalar…
Hiçbiri bu saldırıya “hukuksuzluk” diyemedi.
Çünkü diyemezler.
Bu bir tercih değildir.
Bu bir zorunluluktur.
Buna karşılık aynı ülkelerin önemli bir kısmı İran’ı kınadı.
Yani saldırıya uğrayanı suçladı.
Bu bir çelişki değildir.
Bu, sistemin doğal sonucudur.
Gerçek şu:
Bugün dünyada tarafsızlık diye bir alan kalmamıştır.
Taraf seçilmiyor.
Tarafa bağlanılıyor.
Savaşın kendisi zaten insanlık suçudur.
Ama daha büyük suç şudur:
Ölen çocuklara rağmen susabilmektir.
Asıl çöküş burada başlıyor.
Bir ülke bombalanırken susanlar…
Aynı yöntem başka bir aktör tarafından kullanıldığında “uluslararası hukuk” hatırlıyor.
Bir yerde siviller ölürken “denge politikası” diyenler…
Başka bir yerde aynı görüntülere “insanlık dramı” başlığı atıyor.
Bu çifte standart değildir.
Bu, sistematik bir ahlaki çöküştür.
Çünkü artık değerler evrensel değil.
Değerler, güce göre şekilleniyor.
Küresel sistem artık şunu söylüyor:
“Güçlüysen hukuk sensin.
Bağımlıysan susmak zorundasın.”
Böyle bir düzende barış, güçlülerin izin verdiği kadar vardır.
Böyle bir düzende adalet, dengeler bozulmadığı sürece hatırlanır.
Bugün mesele İran değildir.
Bugün mesele ABD değildir.
Bugün mesele şudur:
Dünya, insan hayatını değil, güç dengelerini korumaktadır.
Bu bir savaştan daha ağır bir suçtur.
Çünkü savaşlar biter.
Ama bu sessizlik…
Bir çocuğun mezarında devam etmez.
Oradan başlar.













