DÖRT OCAK…
Takvim yapraklarında sıradan bir gün gibi durur.
Oysa bu toprakların vicdanında, hâlâ buz tutmuş bir çığlıktır.
111 yıl önce bugün, yaklaşık 90 bin asker, Sarıkamış’ta düşmana değil;
ihmâle, kibire, liyakatsizliğe ve kör hırsa yenildi.
Üzerlerinde doğru dürüst bir palto yoktu.
Ayakkabıları yoktu.
Ama vatanları vardı.
Onlar donarak ölürken, kimseye sitem etmediler.
Çünkü o gün asker olmak;
sorgulamadan ölmek,
emirle susmak,
vatan için yok olmaktı.
Bugün ise soruyorum:
“Biz ne için yaşıyoruz?”
Sarıkamış’ta donan o çocukların çoğu, henüz tıraş olmayı yeni öğrenmişti.
Bugün onların torunları;
adaletsizliğe, yoksulluğa, hukuksuzluğa ve umutsuzluğa bakarak büyüyor.
O gün askerler soğuktan titriyordu,
bugün millet gelecek korkusundan.
O gün cephede komutan hatası vardı,
bugün memlekette sistematik bir akıl tutulması.
Sarıkamış bir savaş değildi.
Sarıkamış,
“Ben bilirim” diyenlerin mezarlığıydı.
…ve acı olan şu ki;
biz o mezarlıktan ders çıkarmadık.
Bugün de
– başka adlarla –
aynı anlayış sürüyor.
Liyakat yerine sadakat,
akıl yerine biat,
bilim yerine talimat…
O gün askerler donarak öldü,
bugün halk yavaş yavaş ölüyor.
Ama asıl korkunç olan ne biliyor musunuz?
Sarıkamış şehitleri bilinerek ölüme gönderildi,
bugün ise milyonlar farkında olmadan tüketiliyor.
Mustafa Kemal Atatürk, Sarıkamış’ı sadece bir cephe felaketi olarak değil, devlet aklının çöküşü olarak görüyordu.
Boşuna demedi:
“Tarih, milletlerin başına gelen felaketleri unuttukları zaman tekrarlar.”
Biz unuttuk.
O çocukların ayak parmakları donarken, biz bugün hâlâ
“bana dokunmayan yılan” rahatlığındayız.
Ama Sarıkamış bize şunu öğretmişti:
Bir gün o soğuk, herkesin kapısını çalar.
Bugün belki Allahuekber Dağları’nda değiliz,
ama adaletin donduğu,
vicdanın buz tuttuğu bir ülkedeyiz.
…ve şunu açıkça söylemek zorundayım:
Sarıkamış şehitleri sadece 1914’te ölmedi.
Onlar;
her adaletsizlikte,
her hukuksuzlukta,
her suskunlukta
bir kez daha ölüyor.
Eğer bu ülke hâlâ ayaktaysa,
o ayakta duruş;
donarak şehit düşen o çocukların
son nefesleri sayesindedir.
Bugün 4 Ocak
Başımızı eğelim.
Ama sadece yas için değil.
Hesap sormak için.
Çünkü Sarıkamış,
unutulacak bir acı değil;
unutursak,
hepimizi donduracak bir uyarıdır.













