
**KARNEDEN ATATÜRK’Ü,
ÇOCUĞUN ZİHNİNDEN VİCDANI SİLEREK**
Bir ülkeyi işgal etmek için artık askerlere gerek yok.
Bir ülkeyi çökertmenin yolu, çocukların zihnini boşaltmaktan geçiyor.
Bugün Türkiye’de, Millî Eğitim politikaları üzerinden yapılan tam olarak budur.
Atatürk’ün karnelerden silinmesi, sembolik bir ayrıntı değildir.
Bu, Cumhuriyet’le kurulan bilinç bağının koparılmasıdır.
Ama asıl tehlike, görünmeyen ve sessiz yürüyen büyük eğitim mühendisliğindedir.
ZİHİN SİSTEMLİ BİÇİMDE TÖRPÜLENİYOR
MEB müfredatından çıkarılan ya da etkisizleştirilen her ders tesadüf değildir.
- Milli güvenlik bilinci geri çekiliyor.
- Felsefe, integral düşünce ve geometri azaltılıyor.
- Soyutlama yeteneği, neden–sonuç ilişkisi ve mantık sistemli biçimde zayıflatılıyor.
Çocuk düşünmesin diye.
Sorgulamasın diye.
“Niçinini” sormasın diye.
Bu bir pedagojik tercih değil;
bilinç mühendisliğidir.
VİCDAN DA MÜFREDATTAN ÇIKARILDI
Bir zamanlar okullarda yalnızca bilgi verilmezdi.
Ahlak, empati, başkasının hakkı,
insan hayatının değeri anlatılırdı.
“Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” derslerinin içeriğinde;
- Merhamet vardı
- Sorumluluk vardı
- Kul hakkı vardı
- Şiddetin meşruiyeti değil, ayıbı vardı
Bugün ise çocuklara ne öğretiliyor?
Hiçbir şey.
…ve boş bırakılan her zihin,
mutlaka başkası tarafından doldurulur.
**KALEMİN YERİNİ SİLAH ALIYORSA,
BU TESADÜF DEĞİLDİR**
Bugün çocuk faillerden,
yaşı küçük ama suçu büyük olaylardan söz ediyorsak;
bu bireysel bir çürüme değildir.
Bu, eğitim politikalarıyla şekillendirilmiş bir sonuçtur.
Kalem tutması gereken ellerin silah tutması,
oyuncakla büyümesi gereken çocukların şiddetle tanışması,
empati kuramayan, acıyı hissetmeyen bir kuşağın ortaya çıkması…
Bunların hiçbiri “birdenbire” olmadı.
ATATÜRK NEDEN HEDEFTE?
Çünkü Atatürk’ün eğitim anlayışı;
- Aklı esas alır
- Bilimi rehber kılar
- Vicdanı merkeze koyar
- İnsanı sorumluluk sahibi birey olarak yetiştirir
Atatürk’lü bir eğitim sistemi,
itaat eden kitle değil; düşünen yurttaş ister.
İşte bu yüzden Atatürk,
sadece karneden değil, bilinçten silinmek isteniyor.
TERCİHLER TESADÜF MÜ?
Bir tabloya bakın.
İmam hatip liselerinin sayısı hızla artıyor.
Ama öğrenci sayısı neredeyse yerinde sayıyor.
Buna karşılık;
meslek liselerine,
teknik liselere,
Anadolu ve fen liselerine olan ilgi artıyor.
Peki ne oluyor?
Talep artmasına rağmen,
bu okulların sayısı azaltılıyor.
Bu bir plansızlık mı?
Yoksa MEB eliyle yürütülen bilinçli bir yönlendirme mi?
Bir ülke geleceğini;
mühendis, teknisyen, bilim insanı yetiştirerek mi kurar,
yoksa talep olmadığı hâlde okul açarak mı?
Bu soruyu sormak zorundayız.
Devam Edecek…












