Festival, son gününde iki önemli söyleşiye ev sahipliği yaptı. Natali Yeres ve Osman Özcan; filmde sanat yönetimi hakkında tecrübelerini paylaşırken Engelsiz Filmler Festivali’nin yönetmenleri Emrah Kalan ve Kıvanç Yalçıner, erişilebilir sinema için bugüne kadar yaptıklarını ve yapılması gerekenleri aktardı.
63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali 31 Ekim Cumartesi günü iki önemli söyleşiye ev sahipliği yaptı.
Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’ndaki “Bir Arada Film İzlemek Mümkün! Erişilebilir Sinema” başlıklı söyleşide Engelsiz Filmler Festivali yönetmenleri Emrah Kalan ve Kıvanç Yalçıner, engelli bireyler için erişilebilir sinema hakkında bugüne kadar yaptıklarını ve yapılması gerekenleri paylaştı. Berk Şenöz’ün moderatörlüğündeki söyleşi eş zamanlı olarak işaret diline de çevrildi.
Türkiye’deki film festivallerinde uzun zaman boyunca edindikleri tecrübeyle Engelsiz Filmler Festivali’ni hayat geçirdiklerini belirten Kalan ve Yalçıner; “Bir arada film izlemek mümkün mü?” sorusunun peşinden gittiklerini belirtti.
Bu doğrultuda görme, işitme ve ortopedik engellerin her birini aşmak için farklı yöntemleri gösterimlere entegre ettiklerini dile getiren ikili; görme engelliler için sesli betimleme, işitme engelliler için işaret dili veya ayrıntılı altyazı, ortopedik engelliler için salon şartlarının düzenlenmesi gibi opsiyonlar sunulması gerektiğine işaret etti.
Yalçıner, en büyük problemin ise ‘mekânın erişilebirliği’ olduğunu söyledi:
“Mesela burada hızlıca baktığınızda tekerlekli sandalyeyle gelen birinin erişebileceği yerlerin çok kısıtlı olduğunu görüyorsunuz. Şimdi asansörler ve rampalar var; yirmi sene önce yoktu. Hem teknik altyapıya sahip hem de ortopedik engeli olanların erişimine uygun mekân bulmak, ciddi bir problem”
Aynı zamanda sinemacıların farkındalığını artırmak için atölyeler de gerçekleştirdiklerini aktaran Yalçıner; buna neden ihtiyaç olduğunu da şöyle açıkladı:
“Mesela sesli betimleme; bir romanı veya bir şiiri bir dilden diğerine çevirmek gibi. Yönetmen bir film çekiyor, bir şey anlatıyor; sesli betimleme yapan kişi, bu filmden anladıklarını, kendi gördüklerini ve öne çıkarmak istediklerini, diyaloglar arasına sığdırabildiği kadar, her şeyi anlatamayacağı için, seçerek filmi, görmeyen birine anlatmaya çalışıyor. Burada aslında yönetmenin, yapımcının bu sürece dahil olması gerektiğini düşünüyoruz”
Dünyada engelsiz film festivalleri arasında bir ağ kurduklarını da kaydeden Yalçıner, BE IN Erişilebilir Festivaller Ağı hakkında ise şu bilgileri paylaştı:
“2013’te erişilebilir bir festival yapmaya karar verip teknik olarak nasıl yapabileceğimizi çözdükten sonra dünyada benzerleri olup olmadığını araştırdık; Atina ve Avustralya’da bulduk. Onlarla iletişime geçtik; bize, festival raporları, izleyici alışkanlıkları gibi çeşitli dokümanlar sağladılar. Avrupa’da birkaç festival var; biri Barselona’da, biri Hamburg’da. Onları ziyaret ettik ve onları da festivale davet ettik. Yıllar içinde diğer beş festivalle BE IN Erişilebilir Film Festivalleri Ağı’nı kurduk”
Festivalde günün ikinci söyleşisi; sanat yönetmenleri Natali Yeres ve Osman Özcan’ın katılımıyla gerçekleştirilen “Biz bu işe nasıl başladık- İki tasarımcının set hikâyeleri”ydi.
‘Sanat yönetmeni’nin tanımını yaparak başlayan Natali Yeres, şöyle konuştu:
“Sanat yönetmeni ne yapar, sorusunun cevabı; aslında bir filmin görsel kimliğini oluşturur. Bildiğiniz gibi bir sette yönetmen sıfatı taşıyan üç kişi bulunur: Filmin senaryo ekseninde teknik ve artistik vizyonunu oluşturan yönetmen, filmin teknik dilini oluşturan görüntü yönetmeni ve renk, obje, mekan, kostüm, saç, makyaj ve arketipler yaratan, karakter oluşturan ama o karakteri mekâna da taşıyan kişi yani sanat yönetmeni.
Bizim işimiz aslında ‘mış gibi yapmak’. Gerçekten de bazen mermer bir mezar taşı gerekmez; biz onu ‘mış gibi’ strafordan yaparız. İpekli kumaşlardan kostüm giydirmek gerekmez ama malzeme bilmek bizim işimiz. Ancak tabii ışığı da kamerayı da bilmemiz lazım”
Sanat yönetmenleri olarak; bir film yapımının, mümkün mertebe en başından itibaren yönetmenle iş birliği içinde çalıştıklarını belirten Osman Özcan ise çalışma yöntemlerini, genel hatlarıyla şöyle tarif etti:
“Başta bir soru var: Bu film nasıl bir film olacak? Yönetmenin aklında birtakım şeyler var ama bunlar hiçbir zaman birebir veriler değil. Bunun bir düşünme aşaması, tasarım aşaması oluyor. Burada da sanatsal ögeler dahil oluyor; bunu düşünmeye başlıyoruz yönetmen ve görüntü yönetmeniyle beraber. Bu dünyayı sağlamaya çalışıyoruz; bir mekâna mı ihtiyacımız olacak, bir mekân mı kuracağız? Mekânların bulunmasından ya da oluşturulmasından buraların tanzimine ve sahne aksesuarlarının ne olacağına, bunların arasındaki bütünlüğü sağlamaya… Burada dil birliğini sağlamak, önemli.













