Çin’de eğitim görürken bazı aksilikler yaşamıştım. Bunları Çinli arkadaşlarıma anlatırken hiç beklemediğim bir cümleyle karşılaştım: “Pekiyi şimdi nasılsın? Bundan sonrasını düzenlemek adına senin için ne yapabiliriz?”
Oysa ben alışık olduğum haliyle şaşkınlık nidaları, olayların detaylarına ait sorular, şanssızlık, kısmetsizlik gibi yakıştırmalar, hatta Nasreddin Hoca misali “hırsızın hiç mi suçu yok!” tepkime neden olacak yaklaşımlar bekliyordum…
Nasreddin Hoca hikayesini bilirsiniz…
Nasrettin Hoca’nın evi veya eşeği hırsızlar tarafından çalınır. Hoca derdini komşularına anlatırken, kimse hırsızı kabahatli bulmaz; tam tersine Hoca’yı suçlarlar: “Kapına iyi bir kilit taksaydın ya!” “Ahırın sağlam olsaydı hırsız giremezdi!” “Evine hırsız girerken hiç mi duymadın, kabahat sende!” Herkesin kendisini suçlamasına dayanamayan Nasrettin Hoca sonunda şöyle der: “Yahu iyi, güzel de suçun hepsi benim mi? Bu hırsızın hiç mi suçu, günahı yok?”
Karşılaştığım aksilikler etrafında sohbetin öyle ya da böyle uzayıp gitmesini bekliyordum aslında. Gördüğüm, alışkın olduğum genellikle buydu.
Çinli arkadaşlarım ise beni hemen “şu ana” getiriyor ve çözüme odaklanmam gerektiğini hatırlatıyorlardı. “Şu an” ve sonrasıydı önemli olan…
Bir an durup düşündüm. İşte doğru ve yapıcı olan da buydu. Geçen geçmişti zaten. Geçmişte takılıp kalmanın kimseye yararı yoktu ki…
Bir arkadaşım var… Geçmişi sürekli düşünüp, “keşke şöyle yapsaydım”, “seçim yaparken diğerini mi seçseydim”, “öbür tarafa mı gitseydim”… demeleri pek sever… Bunu yaparken de şimdiyi kaçırır…
Türkiye’de Rastlantının Böylesi adıyla oynayan Sliding Doors filmini çok severim. Başrollarında Gwyneth Paltrow ve John Hannah vardır.
Film Helen’in “metronun kapıları kapanmadan yetişip binebildiği” ve “birkaç saliseyle metroyu kaçırdığı” senaryolar olmak üzere ikiye ayrılır. Birinde eve erken gidip erkek arkadaşının kendisini aldattığını görür. Ve bu toksik ilişkiden çabuk kurtulup, kendini yeni baştan yaratır.
Diğerinde eve daha geç gittiği için erkek arkadaşının gerçek yüzünü görmesi biraz daha zaman alır… Sonuçta süresi uzasa da yine gerçeği anlar ve yine aynı şekilde küllerinden tekrar doğar.
Yani seçimlerimiz ve rastlantılar bize farklı şeyler yaşatsalar da yine en önemlisi hayatımızın iplerini elimizde tutmaktır.
Çünkü geçmişe yoğunlaşıp, şimdiyi kaçırmak yerine sızlanmadan çözüm üretmek bizi geleceğe taşır…












