• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

Aşkım Tan: Önünden geçip gidemediğim heykeller

Aşkım Tan by Aşkım Tan
23 Ekim 2026
in Yazarlar
0
Aşkım Tan: Önünden geçip gidemediğim heykeller
0
SHARES
40
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Bir heykeli sanat eseri yapan, üretildiği malzeme mi, sanatçının ona kazandırdığı hayat mı? Ankara ArtNouva Sanat Fuarı’nda Selahattin Ayalı’nın atık kâğıtlardan ürettiği heykellerle başlayan beklenmedik karşılaşma, sanatın sınırlarından tüketim alışkanlıklarımıza uzanan soruları beraberinde getirdi.

Bu bir geri dönüşüm yazısı değildir.

Bu, sanatın bir malzemeye nasıl hayat verdiğini ve insanın tükettiği dünyaya karşı sorumluluğunu sorgulayan bir yazıdır.

Ankara ATO Congresium’da düzenlenen ArtNouva Sanat Fuarı’na röportaj yapmak için gitmemiştim.

Davet aldığım ressamların ve galericilerin çalışmalarını görmek, sanatçılarla buluşmak ve sergileri dolaşmak istiyordum.

Sergi alanlarından birinin önünden geçerken göz ucuyla içeri baktım.

Önce duvardaki tabloları gördüm.

Sonra güvercinleri…

Hemen yanlarında, bir minderin üzerine uzanmış bir kedi vardı.

Yürümeye devam edecektim.

Başımı yeniden çevirdim.

O güvercinler nereden gelmişti?

O kedi hangi minderi bulmuş da oraya uzanmıştı?

Bir sanat fuarının ortasında, sanki kendilerine ait küçük bir yaşam alanı oluşturmuşlardı.

İçeri girdim.

Barış Manço’yla karşılaştım.

Yalnızca şarkılarıyla değil, çocuklarla kurduğu bağla, onlara diş fırçalamayı, sağlıklı beslenmeyi sevdiren anlatımıyla, dünyayı dolaşıp farklı kültürleri tanıtan programlarıyla hafızamızda yer etmiş Barış Manço…

Bir an, o tanıdık yüzün yeniden karşımıza çıktığı duygusuna kapıldım.

Barış Manço canlanmış mıydı?

Biraz ileride köpeği seven bir kız figürü vardı.

Bu kız, köpeğiyle birlikte bir ormandan çıkıp serginin ortasına mı gelmişti?

Eserlerin hepsinde aynı etkiyi yaratan bir özellik bulunuyordu.

Anatomik doğruluk, hareket ve ifade…

Fakat bunların da ötesinde, insanı yanlarına çağıran bir canlılık.

Heykeller yalnızca sergilenmiyordu. Bulundukları ortamı da canlandırıyorlardı.

Bir süre sonra ziyaret etmeye geldiğim sanatçıları bile unutmuştum.

Yaklaştım, inceledim.

Kullanılan malzemenin kâğıt olduğunu fark ettim.

Kâğıttan heykel yapılmasına yabancı değildim.

Beni etkileyen, bu tekniği ilk kez görmek değildi.

Atık kâğıtların, bir sanatçının elinde böylesine canlı, gerçekçi ve davetkâr eserlere dönüşmesiydi.

O anda bu eserlerin sahibiyle röportaj yapmak istedim.

SANATÇIYLA ESERLERİN ARASINDA

Sanatçının kim olduğunu sordum.

Karşımda ressam, heykeltıraş ve müzisyen Selahattin Ayalı vardı.

Kendisini kutladım.

Eserlerinden neden etkilendiğimi anlattım.

Röportajı başka bir gün yapmayı da konuştuk.

Sonra bulunduğumuz ortama baktım.

Sanatçı oradaydı.

Eserler oradaydı.

Soruların doğduğu yer de orasıydı.

Röportajı neden eserlerin arasında yapmayacaktık?

Fuarda bulunan fotoğraf sanatçısı arkadaşlarıma haber verdim.

Geldiler ve çekimlere başladılar.

Böylece önceden planlanmamış söyleşimiz, beni yolumdan döndüren heykellerin arasında gerçekleşti.

BİR HEYKELİ SANAT ESERİ YAPAN NEDİR?

1981 doğumlu Selahattin Ayalı, resim, heykel ve müzik alanlarında üretim yapıyor.

Resimde empresyonizmden, özellikle Claude Monet ve Paul Cézanne’ın sanat anlayışından etkilendiğini anlatıyor.

Heykel çalışmalarında ise anatomiye, hareket duygusuna ve gerçekçi ifadeye önem veriyor.

Kendisine özellikle şu soruyu yönelttim:

“Yaptığınız işi sanatın neresine koyarsınız? Nasıl adlandırırsınız?”

Bu sorunun üzerinde duruyorum.

Bir heykeltıraşın taşı, ahşabı ya da başka bir malzemeyi yontarak biçimlendirmesiyle, atık kâğıtları bir araya getirerek figür oluşturması aynı teknik süreç değildir.

Farklı malzemeler, farklı yöntemler ve farklı ustalıklar gerektirir.

Bu farklılık, sanat çevrelerinde estetik ve teknik açıdan tartışılabilir.

Bir eserin hangi yöntemle üretildiği kadar, ortaya ne koyduğu da değerlendirilmek zorunda değil midir?

Ayalı, çalışmalarının çağdaş sanat ve avangart yaklaşımlar kapsamında değerlendirilebileceğini düşünüyor.

İzleyicinin gerçeklik algısıyla kurduğu ilişkiyi özellikle önemsiyor.

Bunu şu sözlerle anlatıyor:

“Kâğıttan yapıldığını bilmenize rağmen de sizi hâlâ gerçekliğe ikna ediyor.”

Gerçekten de eserlerin önünde yaşadığım buydu.

Güvercinler hareket edecek, minderin üzerindeki kedi doğrulacak, Barış Manço konuşacak, kız köpeğini sevmeye devam edecek gibiydi.

Malzemeyi biliyordum.

Gördüğüm canlılık duygusu ise değişmiyordu.

Sanatçının bir başka cümlesi de önemliydi:

“Böyle de sanat yapılabilir.”

Bu cümle, geleneksel heykeltıraşlığın değerini azaltmıyor.

Sanatsal üretimin farklı yöntemlerle de mümkün olduğunu gösteriyor.

Bir eserin değerini kullanılan malzemenin fiyatı değil, sanatçının o malzemeyle ortaya koyduğu yaratıcı ve estetik başarı belirler.

BİR KÂĞIT NEDEN BURUŞTURULUP ATILIR?

Selahattin Ayalı’nın çalışmalarında beni etkileyen bir başka yön, geri dönüşümü üretiminin merkezine yerleştirmesi.

Burada çocukluğumdan beri taşıdığım bir düşünceyi paylaşmak istiyorum.

Bir kâğıdı buruşturup atmak hiçbir zaman içime sinmedi.

Küçük ya da büyük olması fark etmez.

Çoğu zaman kâğıtları katlayıp kayıklar yaparım.

Kendi kendime küçücük marinalar oluştururum.

Bir sakız kâğıdını bile buruşturmak yerine katlayıp cebime koyduğum olur.

Elbette sonunda o kâğıdın kullanım ömrü bitebilir.

Fakat beni düşündüren başka bir şey var.

Bir kâğıt üretiliyor.

Hammaddesi kullanılıyor.

Enerji harcanıyor.

Emek veriliyor.

Belki yalnızca bir ürünü sarmak için kullanılıyor.

Ardından buruşturulup atılıyor.

Sohbetimiz sırasında Selahattin Ayalı’nın dikkat çektiği bir nokta daha vardı.

Dünya ne kadar dijitalleşirse dijitalleşsin, kâğıdın hayatımızdaki varlığını sürdüreceğini söylüyordu.

Bu düşüncesine katılıyorum.

Dijital yayıncılık hayatımızda giderek daha fazla yer kaplıyor.

Yine de basılı yayınların bütünüyle ortadan kalkacağını düşünmüyorum.

Kitapların, gazetelerin, kâğıda dokunarak okumanın yaşamımızda bir karşılığı olmaya devam edeceğine inanıyorum.

Elbette bunun geleceğini üretim maliyetleri, ekonomik koşullar ve okuma alışkanlıkları da belirleyecek.

Kâğıt hayatımızda var olmaya devam edecekse, onu nasıl kullandığımız ve kullanım sonrasında ne yaptığımız da önemini koruyacak.

Sonunda çöpe gideceği bilinen bir ürün neden üretilir?

Atılmak için mi üretilir?

Burada her ambalajın gereksiz olduğunu söylemiyorum.

Birçok ürünün korunması, taşınması ve güvenli biçimde kullanılabilmesi için ambalaj gerekiyor.

Sorguladığım şey, bir malzemenin işlevi bittiğinde ona artık hiçbir değer taşımıyormuş gibi davranılması.

Kullanım amacı sona eren her şeyin değeri de sona mı erer?

Selahattin Ayalı’nın eserleri bu soruya alışılmışın dışında bir yanıt veriyor.

İnsanların gözden çıkardığı malzemeler, onun ellerinde yeni bir biçim ve anlam kazanıyor.

Burada geri dönüşüm yalnızca teknik bir işlem olmaktan çıkıyor.

Sanatsal bir anlatımın da parçasına dönüşüyor.

GERİ DÖNÜŞÜM KİMİN SORUMLULUĞU?

Ayalı, atık kâğıtları, mukavvaları, ambalajları ve farklı malzemeleri yeniden değerlendiriyor.

Üretiminde malzemelerin uyumuna ve çevresel etkilerine dikkat ettiğini anlatıyor.

Su bazlı yapıştırıcıları tercih ettiğini, kimyasal malzemeleri gelişigüzel kullanmaktan kaçındığını belirtiyor.

Bu yaklaşımını gelecek kuşaklara karşı duyduğu sorumlulukla açıklıyor:

“Bu dünyada ben de bir canlı olarak yer tutuyorum ve ben gittikten sonra da ardımda kalan nesillere bir dünya bırakacağım.”

Bu söz yalnızca sanatçının kişisel duyarlılığı olarak okunmamalı.

Hepimizi ilgilendiren bir sorumluluğu hatırlatıyor.

Doğal kaynakları tüketiyoruz.

Üretiyoruz.

Satın alıyoruz.

Kullanıyoruz.

Atıyoruz.

Bu döngünün neresinde durup ne yaptığımızı sorguluyoruz?

Bir ürünün yeniden kullanılması mümkün mü?

Onarılabilir mi?

Başka bir amaçla değerlendirilebilir mi?

Geri dönüşüme uygun biçimde ayrıştırılıyor mu?

Yoksa bütün bunları düşünmeden çöpe mi gönderiyoruz?

Bir malzemeyi satın almak bizim tercihimizse, onu nasıl elden çıkardığımız neden sorumluluğumuz olmasın?

Geri dönüşüm elbette yalnızca bireylerin çabasıyla çözülebilecek bir mesele değil.

Üreticilerin, yerel yönetimlerin, kamu kurumlarının ve tüketicilerin ayrı ayrı sorumlulukları var.

Daha az atık oluşturan üretim yöntemleri, yeniden kullanım olanakları, doğru ayrıştırma sistemleri ve çevre eğitimi birbirini tamamlamak zorunda.

Sanatçının yaptığı ise bu büyük sorunun bir yönünü görünür kılmak.

Çöpe gidecek bir malzemeye yeniden bakmamızı sağlamak.

ATÖLYEDEN TOPLUMA

Selahattin Ayalı’nın kâğıt heykel çalışmaları 2016–2017 yıllarında belirginleşmiş.

Enstalasyon deneyimleri ise 2008 yılına kadar uzanıyor.

Röportajımızda yirmi, belki otuzdan fazla eser ürettiğini anlatıyor.

ArtNouva’da ilk kez sergilediği dokuz çalışması bulunuyor.

Daha önce katıldığı 12. ArtAnkara Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı’nda eserlerinin ziyaretçilerden ve koleksiyonerlerden ilgi gördüğünü, satışlar gerçekleştirdiğini belirtiyor.

Sanatçının bir başka önemli yönü ise eğitmenliği.

Mamak Belediyesi Lalahan Aile Merkezi’nde çocuklarla ve yetişkinlerle atık malzemelerden sanatsal üretim çalışmaları gerçekleştiriyor.

Kâğıt, tel, poşet ve plastik gibi malzemeler bu çalışmalarda değerlendiriliyor.

Bir çocuğa yalnızca kâğıttan figür yapmayı öğretmekle, o kâğıdın neden yeniden değerlendirilebileceğini düşündürmek arasında önemli bir fark var.

İkincisi, yaşam boyu sürdürülebilecek bir bilincin başlangıcı olabilir.

Geri dönüşüm eğitimi yalnızca atığın hangi kutuya atılacağını öğretmemeli; neden bu kadar çok atık ürettiğimizi de sorgulatmalı.

Sanatın eğitimle buluştuğu yerde toplumsal sorumluluk daha geniş bir anlam kazanıyor.

HEYKELİN YANINDA ROCK MÜZİK

Selahattin Ayalı aynı zamanda rock müzik solisti.

2016 yılında Etna grubuyla başlayan müzik yolculuğunda çok sayıda konser verdiklerini anlatıyor.

Pandemi, hayatın pek çok alanında olduğu gibi müzik dünyasında da derin bir sessizlik yarattı.

Sahneler kapandı, konserler durdu, sanatçılar dinleyicilerinden uzak kaldı.

Selahattin Ayalı ve Etna grubu da bu dönemin dışında kalamadı.

Pandeminin ardından grup kadrosunda yaşanan değişiklikler, sahnelere dönüşü daha da geciktirdi.

Heykel çalışmalarının yoğunluğu da müziğin bir süre ikinci planda kalmasına neden oldu.

Müzik çalışmalarına yeniden dönmeyi planladıklarını söylüyor.

Kendisine Ankara’yı müziklerinden mahrum bırakmamalarını söyledim.

Gülümsedi.

ÖNÜNDEN GEÇİP GİDEBİLİRDİM

Röportajın sonunda Ayalı, eserlerinin farklı alanlardan insanları etkileyebilmesinin kendisi için taşıdığı değeri anlattı.

Kendisine bir eseri beğendiğimde bunu açıkça söylediğimi, beğenmediğimde de aynı açıklığı gösterebildiğimi belirttim.

Bu karşılaşma bir nezaket ziyareti değildi.

Önceden hazırlanmış bir röportaj da değildi.

Beni durduran, sanatçının eserleriydi.

O güvercinler, minderin üzerine uzanmış kedi, Barış Manço ve köpeği seven kız…

Hepsi bir sergi alanının içinde, sanki kendilerine ait bir yaşam kurmuştu.

Sanatçının ustalığı, kâğıdı biçimlendirmesinden çok daha fazlasını ortaya koyuyordu.

Figürlere hareket, ifade ve karakter kazandırıyordu.

Atık malzemelerin kullanılması ise bu sanatsal başarının yanında ayrı bir değer taşıyordu.

Çevreye karşı sorumluluk.

Kaynaklara karşı sorumluluk.

Gelecek kuşaklara karşı sorumluluk.

Bir sanatçının atık kâğıtlardan böylesine etkileyici eserler üretebilmesi, hepimizin heykel yapması gerektiği anlamına gelmiyor.

Hepimizin kullandığı malzemelere, tüketim alışkanlıklarına ve ortaya çıkardığı atıklara yeniden bakması gerektiğini hatırlatıyor.

Sergi alanının önünden geçip gidebilirdim.

Başımı yeniden çevirmeseydim belki Selahattin Ayalı’yla tanışmayacak, atık kâğıtların böylesine etkileyici eserlere dönüşmesine tanıklık etmeyecektim.

Oradan ayrılmadan önce söylediğim bir cümle vardı:

“Buraya eli boş girdim, ceplerim dolu çıkıyorum.”

O ceplerde taşınacak bir eşya yoktu.

Sanatın düşündürdükleri, bir sanatçının emeği ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuzu hatırlatan sorular vardı.

Bir kâğıt parçasını buruşturup atmak kolay.

Onu üretmek için tüketilen kaynakları, harcanan emeği ve geride bıraktığımız atıkları düşünmek de bu kadar kolay mı?

Selahattin Ayalı’nın heykelleri yalnızca sanatın sınırlarını sorgulatmıyor.

Tüketim alışkanlıklarımızı da sorgulatıyor.

Bir malzemenin kullanım ömrü sona erebilir. Ona karşı sorumluluğumuz sona ermez.

Asıl mesele, atık kâğıttan ne yapılabileceği değil; yaşadığımız dünyayı daha fazla tüketmeden neyi değiştirebileceğimizdir.

Önceki Yazı

Kansersiz Yaşam Derneği’nden çocuklar ve aileler için dayanışma gecesi

Sonraki Yazı

Fenerbahçeli Kadınlar Derneği’nden Batman’da öğrencilere anlamlı destek

Aşkım Tan

Aşkım Tan

Sonraki Yazı
Fenerbahçeli Kadınlar Derneği’nden Batman’da öğrencilere anlamlı destek

Fenerbahçeli Kadınlar Derneği’nden Batman’da öğrencilere anlamlı destek

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
“Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisinden İstanbul Modern’e anlamlı bağış

“Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisinden İstanbul Modern’e anlamlı bağış

23 Ekim 2026
OPET, “Türkiye’nin En Güvenilir Markası”

OPET, “Türkiye’nin En Güvenilir Markası”

23 Ekim 2026
Emine Sabancı Kamışlı: “Gençlerin potansiyeline yatırım yapmak, geleceğe yatırım yapmaktır.”

Emine Sabancı Kamışlı: “Gençlerin potansiyeline yatırım yapmak, geleceğe yatırım yapmaktır.”

23 Ekim 2026
Jale Dal Ağca: Kadınları daha uzun yaşatan biyolojik avantaj nedir?

Dr. Jale Dal Ağca: Kadınların gelecek 30 yılını etkileyen dönem

23 Ekim 2026

Son Yazılar

“Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisinden İstanbul Modern’e anlamlı bağış

“Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisinden İstanbul Modern’e anlamlı bağış

23 Ekim 2026
OPET, “Türkiye’nin En Güvenilir Markası”

OPET, “Türkiye’nin En Güvenilir Markası”

23 Ekim 2026
Emine Sabancı Kamışlı: “Gençlerin potansiyeline yatırım yapmak, geleceğe yatırım yapmaktır.”

Emine Sabancı Kamışlı: “Gençlerin potansiyeline yatırım yapmak, geleceğe yatırım yapmaktır.”

23 Ekim 2026
Jale Dal Ağca: Kadınları daha uzun yaşatan biyolojik avantaj nedir?

Dr. Jale Dal Ağca: Kadınların gelecek 30 yılını etkileyen dönem

23 Ekim 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

“Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisinden İstanbul Modern’e anlamlı bağış

“Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisinden İstanbul Modern’e anlamlı bağış

23 Ekim 2026
OPET, “Türkiye’nin En Güvenilir Markası”

OPET, “Türkiye’nin En Güvenilir Markası”

23 Ekim 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.