15 Ekim Dünya Kırsal Kadınlar Günü. Türkiye’de Dünya Kadın Çiftçiler Günü olarak da anılıyor. Birleşmiş Milletler 2026 yılını Uluslararası Kadın Çiftçiler Yılı ilan etti. Dünya kadın çiftçilerin haklarını konuşuyor. Türkiye’de ise toprağı işleyen kadının adı, ücreti, sigortası, emekliliği ve tapusu sorgulanıyor. Bir ülkenin sofrasını bereketlendiren kadın, kendi geleceğini neden aynı güvenle kuramıyor?
Bu bir kutlama yazısı değildir.
Bu, yüzyıllardır kadın emeğiyle büyüyen üretimin, o kadına hangi hakları kazandırdığını sorgulayan bir yazıdır.
Anadolu’da kadın eker, biçer, hasat yapar, hayvanını besler, sütünü sağar, tarhanasını hazırlar, salçasını kaynatır.
Bütün bunlar zamanla kadının doğal görevi sayılmıştır.

Kadın domates yetiştirince üretici, aynı domatesi salçaya dönüştürünce yalnızca ev kadını mı oluyor?
Türkiye Ziraat Odaları Birliğine göre 2024 yılında ziraat odalarına kayıtlı 956 bin 643 kadın çiftçi vardı.
Zorunlu Tarım Bağ-Kur kapsamındaki kadın sayısı 105 bin 478’di.
Farklı kayıtları gösteren bu rakamların ötesinde çok daha ağır bir gerçek bulunuyor.
TÜİK ve BM Kadın Biriminin verilerine göre 2024’te tarımda çalışan kadınların yüzde 91,1’i, erkeklerin yüzde 75,4’ü yaptığı iş nedeniyle sosyal güvenlik sistemine kayıtlı değildi.
2025 verilerini inceleyen bir akademik araştırmaya göre tarımda çalışan kadınların yüzde 72,6’sı ücretsiz aile işçisiydi.
Her yüz kadın tarım emekçisinden yaklaşık 91’inin yaptığı işten kaynaklanan sosyal güvencesi yoksa, bugün neyi kutluyoruz?
Kendi bahçesinde üreten, ailesinin tarlasında çalışan, mevsimlik hasada giden, hiçbir meslek kaydı bulunmayan kadınların haklarını kim koruyacak?
Kırk yıl çalışan bir kadının emeği neden kendi adına emeklilik hakkına dönüşemiyor?
TÜİK’in 2025 verilerinde mevsimlik erkek tarım işçisinin ortalama günlük ücreti 1.416 lira, kadınınki 1.193 lira.
Sürekli tarım işçilerinin ortalama aylık ücretinde erkekler 39 bin 843, kadınlar 23 bin 598 lira alıyor.
Farklı çalışma koşullarının etkisi ayrıca incelenmeli.
Ücret farkının nedenlerini araştırmak, eşit işe eşit ücret ilkesini denetlemek kimin sorumluluğunda?
Dünyanın tablosu da kusursuz değil.
FAO’ya göre kadın ücretli tarım işçileri, erkeklerin kazandığı her dolar karşılığında ortalama 82 sent kazanıyor.
Avrupa Birliği’nde tarımsal işletmelerin yüzde 31’ini kadınlar yönetiyor.
Kadınların yönettiği işletmeler ortalama 9 hektarken erkeklerinkiler 21 hektar.
Buna karşılık Avrupa Birliği’nde 2024 yılında 55 bin 300 genç kadın çiftçi işletme kurma ve ek gelir desteklerinden yararlandı.
İspanya ve İrlanda kadın çiftçilere yönelik özel yatırım destekleri uyguluyor.
Türkiye’de ise 2026 kırsal kalkınma bütçesinin en az yüzde 20’sinin kadın ve genç girişimcilerin yatırımlarına ayrılması kararlaştırıldı.
Bu kaynağın ne kadarı kadınlara ulaştı, kaçı kendi işletmesini kurdu, kaçı ekonomik bağımsızlığını kazandı?
Üretimin hesabı da ortada.
Türkiye’de 2025 yılında buğday üretimi yüzde 13,7, meyve, içecek ve baharat bitkileri üretimi yüzde 30,9 azaldı.
2026 için toplam bitkisel üretimde yüzde 16,5 artış tahmin ediliyor.
Rekolteyi tonla hesaplayanlar, kuraklığın, donun, mazotun ve gübrenin yükünü taşıyan kadının kazancını hangi ölçüyle hesaplıyor?
Dün yitirdiğimiz Alpay’ın sesinden Fabrika Kızı geliyor aklıma.
Bora Ayanoğlu’nun tütün fabrikasında çalışan bir kadından esinlenerek yazdığı şarkının üzerinden yarım asırdan fazla geçti.
Şarkılar kadınların emeğini anlattı, yazılar haklarını savundu.
Kadınların hakları yalnızca şarkılarda mı aranacak, yazılarda mı sorulacak?
Artık teşekkür değil, uygulanabilir haklar gerekiyor.
Kayıt dışı çalışan kadınların sosyal güvenceye erişimi kolaylaştırılmalı, düşük gelirli üreticilerin primleri desteklenmeli, ücretsiz aile işçiliğinde geçen yılların emekliliğe yansıması için düzenlemeler yapılmalı.
Ücret farklılıkları denetlenmeli; kadınların toprağa, krediye, teknolojiye ve kooperatiflere erişimi güçlendirilmeli.
Desteklerin sonuçları kadın ve erkek ayrımında kamuoyuna açıklanmalı.
Kadınlar yalnızca tarlada değil, tarım politikalarının belirlendiği masalarda da bulunmalı.
15 Ekim’de toprağa hayat veren bütün kadınları saygıyla selamlıyorum.
Kadının emeğini kutsamak, karşılıksız çalışmasını meşrulaştıramaz.
Alın terini alkışlamak, hakkını teslim etmek değildir.
Bir ülke, toprağını işleyen kadına güvenli bir gelecek sağlayamıyorsa yalnızca hasadını değil, adaletini de sorgulamalıdır.
Kadının hakkı bir şarkının sözünde, bir köşe yazısının satırında değil; ücretinde, sigortasında, tapusunda ve geleceğinde görünmelidir!













