Yedi sanatçının buluştuğu “Eşik”, yalnızca farklı eserleri aynı mekâna taşımıyor. Merve Özbek Polatdemir’in kapısız odaları çıkış arayışını düşündürürken, ARTTURA Sanat Galerisi’nin sahibi Ebru Tura’yla yaptığımız söyleşi Ankara’da sanatçıların sergi alanına erişimini ve galerinin nasıl bir sanat ortamı kurmaya çalıştığını da gündeme getiriyor.
Bazı resimler duvara asılır.
Bazıları izleyenin zihninde kapısı olmayan bir oda bırakır.
ARTTURA Sanat Galerisi’ndeki “Eşik” sergisinde karşıma çıkan Merve Özbek Polatdemir’in resimleri, bakışı böyle bir odanın içine çekiyor.
Sergi, Gülizar Dedeyi Uyar, Kalender Atakul, Leyla Buse Kocaoğlu, Mansur Yıldız, Merve Özbek Polatdemir, Ömer Baydemir ve Yaman Nasif’in çalışmalarını bir araya getiriyor.
Davetiyedeki alt başlık, bu buluşmayı “Farklı bakışların aynı mekânda buluşması” diye tanımlıyor.
Merve Özbek Polatdemir’in resimlerinde boş odalar, labirentler, oyunlar ve eksik puzzle parçaları var.
Oyun çocukluğa ait gibi görünse de bu resimlerde yetişkinler de oyunun içinde.
Bir çıkış arıyorlar.
Önlerinde kapı yok.
Duvarlarda küçük pencereler var; umut ihtimali görünüyor, fakat kimi zaman uzakta, kimi zaman erişilmesi güç.
Eksik parçaların nereye gittiği belli değil.
Parçalar tamamlanırsa odadan çıkmak mümkün olacak mı?
Sanatçı bu sorunun yanıtını izleyici adına vermiyor.
Resimlerine bakan kişinin kendi hayatından bir şey bulmasını ve kendi yorumunu kurmasını istiyor.
Figüratif kompozisyonlar üreten Polatdemir, resim yapmaya çocuk yaşta başlamış.
Lisede grafik tasarım ve fotoğrafçılık eğitimi almış, ardından Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nü bitirmiş.
Yaklaşık 15 yıldır üretim yaptığını söylüyor.
Bu seride yaklaşık 35–40 yeni işi bulunuyor.
Bugüne kadar yüzü aşan sayıda resim yaptığını, en az 20 karma sergiye katıldığını anlatıyor.
Kişisel sergi için eser biriktirmeyi düşünmüş; çalışmalarının satılması bu birikimi zorlaştırmış.
Kadın figürleri resimlerinde çoğunlukta.
Bunun tek bir açıklaması olmadığını söylüyor.
Kadınları resmetmek istediğini, figürlerin yüzlerinde beliren durgunluk ya da hüznün de kendi anlatım biçiminin parçası olduğunu ifade ediyor.
Hayvanlar ise bu odalarda başka bir ihtimali taşıyor.
Karga, tavşan, kedi ve at gibi figürler özgürlük, yoldaşlık, mutluluk ya da çıkış yolu olarak beliriyor.
Bazı sembollerin anlamını izleyiciye bırakıyor.
Sanatçı, önceki çalışmalarında da figürleri hayvanlarla bir araya getirmiş; geyik ve karga temaları üzerinde durmuş.
Kapısız oda fikri, figürlerini yerleştireceği bir alan ararken gelişmiş.
Başlangıçta perspektifinin zayıf olduğunu düşündüğü için boş bir oda çizmiş.
Zamanla o mekânı benimsemiş.
Şimdi bir odaya bir dünya sığdırabileceğini düşünüyor.
“Eşik”in diğer yüzünde, serginin kurucusu ve aynı zamanda ressam olan Ebru Tura var.
1998’de resim bölümünden mezun olan Tura, yıllar boyunca hem kendi çalışmalarını sürdürmüş hem eğitim kurumlarında görev yapmış.
ARTTURA Sanat Galerisi’ni geçen yıl açmış.
İlk yılını tamamlayıp ikinci sezonuna girerken “Eşik” için açık çağrıya çıkmış.
Dosyalarını e-posta ya da Instagram üzerinden gönderen sanatçılarla bire bir görüşmüş.
Yedi sanatçının her birinden beş eser seçerek sergiyi oluşturmuş.
Tura’nın anlattığı temel mesele, Ankara’da sergi alanı bulmakta zorlanan sanatçıların görünürlüğü.
Tanınmış isimlerle çalışan galerilerin dışında, iyi işler üretmesine rağmen kendine yer bulamayan sanatçılar da bulunuyor.
Tura, galeri programında bu isimlere alan açmayı hedeflediğini söylüyor.
Sergi düzenlemek için iki model uyguladıklarını anlatıyor.
Eser karşılığı sergi modelinde galeri hazırlık ve kokteyl giderlerini üstleniyor; karşılığında iki eser alıyor ve satıştan yüzde 30 komisyon alıyor.
Diğer modelde sanatçı, en az yedi gün süreyle galeriyi kiralayabiliyor.
Afiş ve sunum hazırlanıyor, eserler asılıyor, galeri sergi boyunca açık tutuluyor ve ziyaretçiler karşılanıyor.
Sanatçının Ankara’da yaşaması gerekmiyor; başka şehirlerden gönderilen eserler sergilenip daha sonra kargoyla iade ediliyor.
Tura’nın anlattığı galeri düzeni yalnızca sergilerden oluşmuyor.
Mekânda çocuklara, gençlere ve yetişkinlere yönelik resim dersleri veriliyor.
Ders grupları altı kişiyi geçmiyor.
Yetişkinler için hazırlanan eğitimde önce temel sanat çalışmaları yapılıyor.
Desen, noktalama, kareleme yöntemiyle büyütme ve farklı teknikler bu sürecin içinde.
Yaklaşık sekiz ay süren temel eğitimin ardından katılımcılar akrilik, yağlı boya ya da sulu boya gibi çalışmak istedikleri alanı seçiyor.
Programda sanat tarihi ve dünya sanat tarihine de yer veriliyor.
Eğitimin sonunda öğrenciler için sergi düzenleniyor; böylece ders süreci, eserlerin izleyiciyle buluştuğu bir aşamaya da taşınıyor.
Tura, İtalya’da art terapi eğitimi aldığını söylüyor.
Art terapinin yalnızca resim yapma etkinliği olmadığını özellikle vurguluyor.
Galeride bu alanda bir çalışma yapmış; Sevgililer Günü’nde düzenlediği “Wine Gogh” gecesinde çiftler birlikte resim üretmiş.
Katılımcıların deneyimi olsun ya da olmasın, etkinliğin sonunda ortaya bir çalışma çıkmasını amaçlamış.
Ebru Tura’nın ressam kimliği, galeride sanatçılarla kurduğu ilişkiyi de biçimlendiriyor.
Yağlı boya çalışan Tura, resimlerinde hikâye ve kurguya yer veriyor.
Bir sanatçıyla sergi hazırlarken eserlerin hangi hikâyeden doğduğunu soruyor.
Üretim sürecini dinliyor; gerektiğinde sanatçıyla birlikte eserlerin çıkış noktasını ve içeriğini anlatan bir manifesto hazırlıyor.
Kendi resimlerinde tuvalin karşısına geçmeden önce uzun bir hazırlık dönemi var.
Araştırma yapıyor, fotoğraf çekiyor, hikâyeler yazıyor ve eskiz hazırlıyor.
Her resmin arkasında, nereden yola çıktığını ve nelerden etkilendiğini anlattığı yazılar bulunuyor.
Yeni koleksiyonunda “av ve avcı” ilişkisini ele alıyor.
İnsanın şefkat, özgürlük ya da para gibi farklı şeylerin peşine düşerken başka koşullar karşısında kendisinin de av olabileceğini anlatıyor.
Bu hikâyede insan hem av hem avcı.
Yeni kişisel sergisi için beş çalışmasını tamamlamış.
Daha önce kişisel sergiler açmış, İstanbul’da karma sergilere ve İzmir’de fuarlara katılmış.
Sıradaki kişisel sergisinin dördüncüsü olacağını belirtiyor.
Sık sergi açmayı tercih etmiyor; üretimini tamamlanmış hissettiği bir bütün olarak sunmak istiyor.
Yeni sergisinde resimlerin yanında kâğıt ve seramik üzerine çalışmalarına da yer vermeyi planlıyor.
Öğrencilik yıllarından beri Henri Matisse’ten etkilendiğini, zıt renkleri sevdiğini söylüyor.
Kendi ifadesiyle, arayışı kendini tekrarlamamak ve yenilemek.
“Eşik”in adı, bu söyleşilerden sonra başka anlamlar kazanıyor.
Bir ressamın kapısız odalarında sıkışmışlıkla umut yan yana duruyor.
Bir galerinin programında, eser üretmenin yanında sanatçının görünür olma meselesi de yer tutuyor.
Bir başkası, tuvalin öncesindeki araştırmayı, hikâyeyi ve eskizi anlatıyor.
Aynı mekânda buluşan şey yalnızca farklı resimler değil.
Sanatçının kendine yer arayışı, üretme biçimi ve izleyiciyle kurduğu ilişki de serginin çevresinde görünür hâle geliyor.
“Eşik”, 2–12 Ekim tarihleri arasında ARTTURA Sanat Galerisi’nde, Konur 2 Sokak No: 44/2, Kızılay adresinde görülebilir.
Sanatın yanında durmak, sanatçının sesini duymaya ve eserinin ardındaki emeği görmeye de alan açmaktır.













