BULUNANLARIN SAYISI VAR. BEKLEYENLERİN?
Bir çocuk bulunduğunda olay kayda geçiyor. Hâlâ bulunamadığında ailesine gösterilecek güncel bir toplam yok. Sayılar neyi anlatıyor? Asıl soruyu kim cevaplayacak?
Bu bir kayıp çocuk sayısı yazısı değildir.
Bu, çocuğunun akıbetini soran aileye verilen cevabın yazısıdır.
Bir aile kapının sesine dönüyor.
Bir aile telefonun çalmasını bekliyor.
Bir aile artık kavuşmayı değil, hiç değilse çocuğuna ait bir mezar bulmayı umuyor.
Hepsi aynı şeyi soruyor:
Nerede?
Bu sorunun karşısına bir istatistik konuyor.
TÜİK’in tablosunda “kayıp (bulunan)” çocuklar var.
Adı üstünde.
Bulunanlar.

Üstelik tabloda tek tek çocuklar değil, olaylar sayılıyor.
Aynı çocuk birden fazla kez bulunmuşsa birden fazla olaya konu olabiliyor.
O tabloya bakıp “Türkiye’de şu kadar çocuk hâlâ kayıp” diyemezsiniz.
O tabloya bakıp “Demek ki kayıp çocuk kalmadı” da diyemezsiniz.
Bulunan çocuklara ilişkin olay sayısı, bulunamayan çocukların cevabı değildir.
İletişim Başkanlığı, Şubat 2026’da “kayıp ve bulunamayan çocuk sayısı” başlığı altında yayımlanmış resmî bir istatistik bulunmadığını açıkladı.
Cümleyi bir daha okuyalım.
Yayımlanmış resmî bir istatistik bulunmuyor.
Çocuklarını arayan aileler bulunuyor.
Kayıp başvuruları bulunuyor.
Arama dosyaları bulunuyor.
Kamuoyunun önüne konmuş, belirli bir tarihte hâlâ aranan tekil çocukların sayısı bulunmuyor.
Nasıl olur?
Bir çocuğun kaybolduğu bildiriliyor.
Adı kayda geçiyor.
Aranıyor.
Bulunduğunda bunun da kayda geçmesi gerekiyor.
Öyleyse belirli bir gün için şu soru cevaplanabilmeli:
Kaç çocuğun kayıp kaydı hâlâ açık?
Bu sayı kamuoyuna açıklanmıyorsa gerekçesi nedir?
Kurumlar aynı çocuğu mükerrer saymadan ortak bir toplam çıkarabiliyor mu?
Çıkarabiliyorsa neden yayımlamıyor?
Çıkaramıyorsa ailelerin çocuklarını hangi kayıt zinciriyle arıyor?
“Çalışmalar sürüyor” denebilir.
Hangi çalışmalar?
Hangi kurumda?
Hangi tarihte son iz bulundu?
Dosya en son ne zaman yeniden incelendi?
Aileye ne söylendi?
Bir çocuğun arandığını söylemekle onun akıbetine dair hesap vermek aynı şey değildir.
Bu yazı dizisinde bir sayıyı büyütmeyeceğiz.
Bulunmuş çocukların kaydını, hâlâ aranan çocukların sayısı diye sunmayacağız.
Bilmediğimiz akıbetler hakkında ölüm ya da kaçırılma hükmü kurmayacağız.
Bilinmeyeni de bir dipnota gömmeyeceğiz.
Evinden çıkıp dönmeyen çocuk da bu sorunun içinde.
Depremde izi kaybolan çocuk da.
Çocuğunun yaşadığına dair bir haber bekleyen aile de.
“Öldüyse mezarı nerede?” diye soran aile de.
Her dosyada aynı soruyu soracağız:
Çocuğa ne oldu?
Cevap bilinmiyorsa:
Kim, hangi belgeye dayanarak bilmediğini söylüyor?
Daha önemlisi:
Öğrenmek için bugün ne yapıyor?
Bir ailenin bekleyişi “kayıp” hanesine yazılıp orada bırakılamaz.
Devletin elindeki dosyanın bir numarası var.
O dosyanın içindeki çocuğun bir adı var.
O adı bilen devlet, ailesine ne söyleyeceğini de bilmek zorunda.
BİLGİ NOTU
TÜİK’in “kayıp (bulunan)” verisi, kayıp başvurusundan sonra bulunan çocukların güvenlik birimlerine yansıyan olaylarını gösterir; belirli bir tarihte hâlâ aranan tekil çocukların sayısını göstermez. İletişim Başkanlığı, 3 Şubat 2026 tarihli açıklamasında “kayıp ve bulunamayan çocuk sayısı” başlığı altında yayımlanmış resmî bir istatistik bulunmadığını belirtmiştir.
Kaynaklar: TÜİK’in “Kayıp (Bulunan) Çocuklar” bilgi notu · İletişim Başkanlığının 3 Şubat 2026 tarihli açıklaması
DEVAM EDECEK
1. Bölüm: Bir çocuk evinden, okulundan ya da bakım gördüğü kurumdan ayrıldıktan sonra izini kim sürüyor? Bulunduğunda onu kaybolduğu koşullara geri göndermemek için ne yapılıyor?













