BU BİR GÜLİSTAN DOKU YAZISI DEĞİLDİR.
Bu, yarın aynı acıyı yaşayabilecek milyonlarca insanın yazısıdır.
Çünkü bugün konuştuğumuz isim Gülistan Doku’dur.
Dün başka bir isimdi.
Yarın bambaşka biri olabilir.
İsimler değişir.
Dosyalar değişir.
Savcılar değişir.
Valiler değişir.
Hükûmetler değişir.
Ama değişmemesi gereken tek şey vardır:
Gerçek.
Bir devletin en büyük görevi yalnızca suçluyu bulmak değildir.
Gerçeği korumaktır.
Delili korumaktır.
Kaydı korumaktır.
Tanığı korumaktır.
Mağduru korumaktır.
Kendi görevlilerinden gelebilecek hukuksuzluğa karşı vatandaşı da korumaktır.
Çünkü devlet yalnızca dışarıdan gelen tehlikeye karşı kurulmaz.
Kendi gücünün kötüye kullanılmasını engellemek için de hukukla sınırlandırılır.
Bir anne kaybolan çocuğu için devletin kapısını çaldığında, önce karşısındaki kişinin kimlerle ilişkisi olduğunu düşünmemelidir.
Bir baba adalet aradığında, soruşturulan kişinin makamından korkmamalıdır.
Bir genç, başına bir şey geldiğinde kayıtların silinebileceğini, delillerin değiştirilebileceğini veya dosyasının yıllarca bekletilebileceğini düşünmemelidir.
Çünkü vatandaş en çaresiz anında devlete güvenemiyorsa…
Devletin kaç binası olduğunun önemi yoktur.
Kaç makamı olduğunun önemi yoktur.
Ne kadar yetki kullandığının önemi yoktur.
Devletin gerçek gücü, vatandaşının ondan korkmasında değil; ona güvenmesindedir.
Güven kanunla emredilemez.
Yönetmelikle yayımlanamaz.
Genelgeyle oluşturulamaz.
Basın açıklamasıyla geri getirilemez.
Güven…
Gerçek saklanmadığında kazanılır.
Makamlar korunmadığında kazanılır.
Deliller karartılmadığında kazanılır.
Kayıtlar silinmediğinde kazanılır.
Suçlanan kişinin kimliğine değil, delile bakıldığında kazanılır.
Kamu görevlisi de olsa hesap sorulduğunda kazanılır.
Yanlış yapan kurum kendi hatasıyla yüzleştiğinde kazanılır.
Güven, ancak adaletle kazanılır.
Mahkeme kararları dosyaları kapatabilir.
Ama cevaplanmayan soruları kapatamaz.
Arşiv numaraları dosyaları raflara kaldırabilir.
Ama ikna olmayan vicdanları susturamaz.
Resmî açıklamalar tartışmayı bitirebilir.
Ama gerçeğin yerini tutamaz.
Çünkü insanlar yalnızca mahkemelerin ne karar verdiğine bakmaz.
O karara hangi yoldan ulaşıldığına da bakar.

Gülistan Doku ne ilkti.
Bu sistem değişmezse son da olmayacak.
İşte asıl utanç budur.
Bir genç kadının kaybolması kadar…
Onu bulmakla görevli mekanizmanın da karanlığın bir parçası olduğu kuşkusunu yaratmasıdır.
Bir ülkede en ağır suç, yalnızca bir insanın hayatına kastetmek değildir.
Gerçeği yok etmek de ağırdır.
Delili karartmak da…
Kayıt silmek de…
Görevi kötüye kullanmak da…
Suçluyu korumak da…
Bir aileyi yıllarca cevapsız bırakmak da…
Toplumun adalete olan inancını öldürmek de…
Çünkü gerçeğin korunmadığı yerde adalet yaşayamaz.
Adaletin yaşayamadığı yerde güven yeşeremez.
Güvenin olmadığı yerde devlet yalnızca yetki kullanır.
Ama vatandaşının devleti olamaz.
Bu nedenle Gülistan Doku dosyasında ortaya çıkarılması gereken yalnızca Gülistan’ın nerede olduğu değildir.
Kimlerin ne yaptığıdır.
Kimlerin ne yapmadığıdır.
Kimlerin sustuğudur.
Kimlerin susturduğudur.
Kimlerin kayıtları koruduğudur.
Kimlerin kayıtları sildiğidir.
Kimlerin gerçeği aradığıdır.
Kimlerin gerçeğin önüne geçtiğidir.
Kim olursa olsun…
Hangi makamda bulunursa bulunsun…
Hangi güce dayanırsa dayansın…
Hukuk önünde gerçeğin önüne geçtiği belirlenen herkes hesap vermelidir.
Çünkü bu hesap sorulmazsa…
Yalnızca Gülistan bulunmamış olmayacak.
Adalet de bulunamayacak.
Devlet de kendi vicdanını kaybedecek.
Gerçek kaybolursa…
Güven kaybolur.
Güven kaybolursa…
Devlet eksilir.
Devlet eksilirse… .
Herkes kaybeder













