Sevgili okurlarım,
Bir zamanlar mahallelerde insanlar birbirini tanırdı. Hatalar yüz yüze konuşulur, anlaşmazlıklar diyalogla çözülmeye çalışılırdı. Bugün ise bir kişinin yaptığı bir hata, söylediği bir söz ya da yıllar önce paylaştığı bir fotoğraf, birkaç saat içinde milyonlarca insanın önüne düşebiliyor. Ardından başlayan şey çoğu zaman eleştiri değil; toplu bir cezalandırma süreci oluyor: Linç.
Peki artık sadece bireysel tepkilerden değil, bir “linç kültüründen” söz edebilir miyiz?
Bana göre bu soru artık ciddi biçimde tartışılmalı.
Linç Nedir?
Linç, bir kişinin ya da grubun herhangi bir olay nedeniyle, çoğu zaman savunma hakkı verilmeden, kalabalıklar tarafından aşağılanması, dışlanması ve cezalandırılmasıdır.
Eleştiri ile linç arasındaki fark önemli. Eleştiri davranışı hedef alır. Linç ise kişiyi hedef alır.
Eleştiri “Bu davranış yanlış” der.
Linç ise “Sen kötüsün, yok olmalısın” der.
Tam da bu nedenle linç, bir fikir alışverişinden çok bir güç gösterisine dönüşür.
Kalabalık İçinde Vicdan Kaybolur Mu?
Yüzyılın önemli düşünürlerinden Gustave Le Bon, kalabalıkların bireylerden farklı davrandığını söyler.
Ona göre kişi tek başınayken göstermeyeceği öfkeyi, acımasızlığı ve saldırganlığı kalabalığın içinde gösterir. Çünkü kalabalık bireysel sorumluluk hissini azaltır.
Sosyal medya da günümüzün en büyük dijital kalabalığıdır.
Bir paylaşımın altına yazılan yüzlerce yorumun arasında insanlar çoğu zaman kendi vicdanlarının değil, kalabalığın duygularının etkisiyle hareket ederler.
Bu nedenle linç edilen kişinin yaşadığı zarar çoğu zaman olayın kendisinden çok daha büyük olur.
Linçin Psikolojisi: Neden Katılıyoruz?
Psikolojik açıdan bakıldığında insanlar bazen kendilerini daha iyi hissetmek için başkalarının hatalarına odaklanırlar.
Birini suçlamak, kişinin kendi eksikliklerini unutmasını sağlar.
Bir başkasını aşağı çekmek, geçici bir üstünlük hissi yaratır.
Biz psikologlar buna “ahlaki üstünlük gösterisi” deriz. Kişi gerçekten adalet aradığı için değil, kendisini daha erdemli göstermek için tepki verir.
Özellikle sosyal medyada “bakın ben doğru taraftayım” mesajı vermek, birçok insan için görünürlük ve onay kazanmanın bir yolu haline gelebilmektedir.
Sosyolojik Boyut: Modern Meydanlar
Eskiden meydanlarda gerçekleşen toplu yargılamalar bugün dijital platformlarda yaşanıyor.
Sosyolog Michel Foucault, toplumların cezalandırma biçimlerinin zamanla değiştiğini söyler. Fiziksel cezaların yerini görünür ve sürekli denetim almıştır.
Bugün sosyal medya tam da böyle bir alan yaratmakta.
Herkes birbirini izliyor.
Herkes birbirini yargılıyor.
Herkes birbirinin savcısı olabiliyor.
Ve çoğu zaman mahkeme kurulmadan karar veriliyor.
Nietzsche Ne Derdi?
Friedrich Nietzsche, “Sürü ahlakı” kavramından söz eder.
Ona göre insanlar bazen kendi düşüncelerini üretmek yerine çoğunluğun düşüncelerine teslim olurlar.
Bugün bir olay gündeme düştüğünde birçok kişinin olayı araştırmadan, sorgulamadan ve farklı kaynaklara bakmadan aynı tepkiyi vermesi bu düşünceyi hatırlatıyor.
Çünkü sürü psikolojisinde önemli olan gerçeğe ulaşmak değil, grubun içinde kalmaktır.
Linçin Bedeli
Linç edilen kişilerde depresyon, kaygı bozukluğu, sosyal çekilme, özgüven kaybı ve hatta travma sonrası stres belirtileri görülebilmektedir.
Ancak zarar gören yalnızca linç edilen kişi değil.Toplum da zarar görür.
Çünkü insanlar hata yapmaktan korkmaya başlar.
Düşüncelerini açıklamaktan çekinir.
Farklı fikirler sustukça toplum daha güvenli değil, daha sessiz hale gelir.
Sessizlik ise sağlıklı bir toplumun göstergesi değildir.
Sonuç olarak şu soruyu soruyorum: Adalet Mi, İntikam Mı?
Elbette yanlış davranışlar eleştirilmeli, haksızlıklar görünür kılınmalıdır.
Ancak adalet ile intikam arasındaki çizgi kaybolduğunda ortaya linç çıkar.
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bir insanın hatasını mı düzeltiyoruz, yoksa onu tamamen yok etmeye mi çalışıyoruz?
Çünkü bir toplumun medeniyet seviyesi, yalnızca suçlulara nasıl davrandığıyla değil, hata yapanlara nasıl davrandığıyla da ölçülür.
Ve belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; daha fazla öfke değil, daha fazla muhakeme, daha fazla vicdan ve daha fazla diyalogdur.
“Kalabalığın sesi yükseldikçe, vicdanın sesi kısılmamalı.”












