
Geçenlerde Malta’daydım… Bana bir Yunanistan seyahatimin hediyesi olan Nuray ile bu güzel adayı adeta fethettik.
Kanuni Sultan Süleyman’ın kuşattığı ancak çeşitli sebeplerle geri çekildiği bu güzel ama kurak ülkede cumbalı evler gibi Türk esintilerini görmek mümkün. Çünkü bu cumbalı evler esir düşen Türk ustalarına yaptırılmış.
Malta’da su kıtlığı önemli bir sorun. Her yerde suyun dikkatli kullanılması için duyurular oluyor, çeşmelerden su sicim gibi akıyor…
Türk-İngiliz-Arap-Fransız etkilerini her şeyde gördüğümüz Malta, yemekleriyle de bizim damak tadımıza çok hitap ediyordu. Özellikle deniz ürünlü yemeklerini çok sevdim.
Tarihin ve yerelliğin peşine düştüğümüz, çok yürüyüp, çok yorulduğumuz bu adada deniz sezonunu açmayı da ihmal etmedik. Bir Antalya değildi tabi ki ama güzeldi denizi de…
Deniz, tarih, lezzetli yemekler, eğlence
Ben bir ada ülkesi olan Malta’yı çok sevdim. Çoğu seyahatimden sonra gelen “Ben burada yaşarım” hissini en yoğun hissettiğim ülkelerden biri oldu.
Deniz, tarih, lezzetli yemekler, eğlence ne ararsam buldum. Gittiğimiz mekanda Tarkan çalması, konuştuğumuz herkesin Türk dizilerinden, Türkiye’nin özellikle de İstanbul’un güzelliklerinden bahsetmesi de gururumuzu okşadı.
Aramızda Türkçe konuşurken adadaki Türklerin yardım teklifleri de çok tatlıydı.

Bir defa daha, “İyi ki Türk’üm” dedim.
Malta İngilizce dil kurslarıyla da ünlü. Buraya dünyanın dört bir yanından ve Türkiye’den İngilizce öğrenmeye geliyorlar. Malta’da yerleşik Türk sayısı da son yıllarda çok artmış. Her meslek grubundan Türkler bulunuyor.
Maltalılar aralarında kendi dillerinde konuşsalar da İngilizce eski İngiliz hakimiyetinin etkisiyle yaygın bir dil. Maltaca kulağa Arapça, İtalyanca karışımı gibi gelen ilginç bir dil.
Merhaba olmuş hoş geldiniz
Bu arada Malta dilinde Merhaba kelimesi çok kullanılıyor. Ancak bizdeki kullanımın aksine hoşgeldiniz manasını taşıyor.
Gezdiğim 35.ülke olan Malta’dan çok keyifli anılarla döndüm.
Pekiyi Malta’da nereleri gezdik?

Gezimize 2018 yılı Avrupa kültür başkenti olan Valetta şehrini dolaşarak başladık. Muhteşem surlarla çevrili olan Valetta aynı zamanda Malta’nın başkenti…
Valletta’nın canlı sokaklarında ilk durağımız bu görkemli şehri çevreleyen savunma surlarının üst bölümünde yapılmış olan “Barracca Bahçeleri” oldu. St. John şövalyeleri tarafından yapılmış bu bahçeler aynı zamanda Büyük Liman’ın ve surlarla çevrilmiş olan üç eski şehrin de muhteşem manzarasına sahip…
Daha sonraki durağımız “St. John Co-Catedrali” oldu. Barok tarzında yapılmış olan bu katedral sade dış görünüşünün aksine çok zengin bir iç süslemeye ve ünlü ressam Caravaggio’nun resimlerine de ev sahipliği yapıyor.
Yürüyüşümüz başkentin tarihi öneme sahip binalarının arasında devam ederken “Büyük Üstad Sarayını” ve “Başbakanlık Konutunu” da gördük.
“Marsaxlokk” isimli balıkçı köyü Malta’da en sevdiğim yerlerden oldu. Luzzo isimli Malta’ya özgü renk ve dizayna sahip ufak şirin balıkçı kayıklarının sunduğu manzara da çok şirindi.
Sonra gezimiz Malta tarihinin beşiği unvanını kazanmış şövalyelerin yurdu ‘3 Şehirler’ ile devam etti. Cottonera olarak da bilinen ve Malta Şövalyeleri tarafından inşaa edilmiş ve desteklenmiş Vittoriosa, Cospicua ve Senglea şehirleri mutlaka keşfedilmeli…
Mistik ve gizemli Vittorosa şehrinin dar sokaklarını, tarihi kiliseleri ve sarayları sakın es geçmeyin. Muhteşem liman manzarası ile Büyük Liman’ın merkezinde konumlandırılmış gözetleme kulesi ile Senglea şehrini de özellikle öneriyorum.

Malta’nın ikinci büyük adası olan Gozo adasının yüzölçümü yaklaşık 65 km2, nüfusu ise 30 000 kişi kadar… Bugibba, Mellieha, St.Paul güzergahından adanın en kuzey noktasında bulunan Cirkewwa Limanı’na gittik.
Eski tarihte küçük bir şapel olan fakat günümüzde çok büyük bir Adak kilisesi olan T’pino Kilisesini ziyaret ettikten sonra feribota binerek Gozo’ ya geçtik. Gozo çok şirin, doğal bir yer…
Kıyı boyunca uzanan plajları, balıkçı lokantaları ile çok güzel. Gozo’da yediğim deniz ürünleri de bir başka lezzetliydi.
Yaklaşık 30 dk süren feribot yolculuğu sırasında ülkenin küçük adaları olan Comino ve Cominotto adalarını da gördük.
Mdina, Mosta ve Temel Reis’in Köyü de Malta’da görülmesi gereken yerlerden… Mdina, Malta’nın eski başkenti ve tarihi bir öneme sahip. Sessiz şehir olarak bilinen gizemli şehrin daracık sokaklarında yürüyerek şehri keşfedin mutlaka.
Gezimiz sırasında Malta adasını neredeyse panaromik olarak 360 derece görme fırsatı sunan şehrin surlarına da gittik. Mdina ve Mosta’da turist yoğunluğu o kadar fazlaydı ki yürümekte bile güçlük çektik.
Temel Reis’in Köyünde ise çocukluk günlerimize dönerek, çok keyifli zaman geçirdik. 1979 yılında 7 aylık bir çalışma sonrası film çekimleri için inşa edilen bu köy, daha sonra adanın turizm merkezlerinden birisi haline gelmiş.
Çok güzel bir plajı olan Temel Reis’in köyünde denize girip, kafelerinde yorgunluk da atabilirsiniz.
Bizim kalmak için seçtiğimiz yer St. Julian’s oldu. Burası güzel plajları, restoran, kafe, eğlence yerleri ile çok cazip bir nokta. Bir çok markete ve mağazalara yakın olmasıyla da alışveriş olanakları sunmuş oldu.













