
Bu yazı bir parti propagandası değildir.
Bu yazı bir siyasi taraftarlık metni değildir.
Bu yazı, Türkiye’nin siyasal hafızasına bakma yazısıdır.
Çünkü bazı yapılar yalnızca seçim dönemlerinde oy isteyen tabelalardan ibaret değildir.
Bazıları bir devletin kuruluş iradesini taşır.
Bazıları yalnızca siyaset yapmaz.
Bir rejimin kuruluş kodlarını da içinde taşır.
Cumhuriyet Halk Partisi tam da böyle bir yapıdır.
9 Eylül 1923’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan bu parti, klasik anlamda yalnızca iktidara talip bir seçim organizasyonu olarak doğmadı.
Ortada henüz çok genç bir Cumhuriyet vardı.
İmparatorluk dağılmıştı.
Saltanat kapanmıştı.
Yeni bir devlet inşa ediliyordu.
Yeni bir hukuk düzeni kuruluyordu.
Yeni bir yurttaş tanımı yapılıyordu.
Kadının kamusal hayattaki yeri yeniden belirleniyordu.
Eğitim sistemi dönüştürülüyordu.
Laiklik, yalnız anayasal bir tercih değil, toplumsal yeniden yapılanmanın ana omurgası olarak şekilleniyordu.
Ulusal egemenlik, romantik bir slogan olmaktan çıkarılıp devlet mekanizmasının ana eksenine yerleştiriliyordu.
Böylesi bir tarihsel eşikte ihtiyaç duyulan şey yalnızca bir parti değildi.
Bir taşıyıcı mekanizmaydı.
Bir siyasal omurgaydı.
Bir dönüşüm motoruydu.
CUMHURİYET HALK PARTİSİ BU NEDENLE KURULDU.
Tam da bu nedenle mesele yalnız bugünkü CHP değildir.
Çünkü Türkiye siyasetinde çok parti geldi geçti.
Kimisi büyük umutlarla doğdu.
Kimisi güçlü iktidarlar kurdu.
Kimisi ülkenin kaderini etkiledi.
Kimisi birkaç seçim sonra dağıldı.
Kimisi tabelasını bile geride bırakamadı.
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası tarihe karıştı.
Serbest Cumhuriyet Fırkası kısa ömürlü kaldı.
Demokrat Parti kapatıldı.
Adalet Partisi tarihe karıştı.
ANAP siyasal ağırlığını kaybetti.
Doğru Yol Partisi dönüştü.
Daha niceleri parçalandı, silindi, isim değiştirdi.
Ama bir gerçek değişmedi:
CUMHURİYET’İN KURULUŞUNDAN GELEN TARİHSEL KİMLİĞİNİ BUGÜN HÂLÂ SÜRDÜREN ANA KURUCU SİYASAL DAMAR CHP’DİR.
Bu yalnızca bir parti bilgisi değildir.
Bu siyasal süreklilik bilgisidir.
Bu kurumsal hafıza bilgisidir.
Bu Cumhuriyet’in yaşayan siyasi belleğidir.
Tam da bu nedenle şu soru önemlidir:
Türkiye’de neden bazı siyasi öfkeler yalnızca bugünkü CHP’ye değil, onun tarihsel varlığına yöneliyor?
Çünkü burada zaman zaman yalnızca siyasi rekabet yoktur.
Rövanş duygusu vardır.
Kurucu hafızayla hesaplaşma arzusu vardır.
Cumhuriyet’le ideolojik kavga vardır.
Bugünkü siyasi aktörlerle tarihsel kurucu kimliği birbirine karıştıran refleks vardır.
İlk büyük kırılmalardan biri Demokrat Parti döneminde yaşandı.
1950 seçimleri Türkiye için tarihi bir eşikti.
İktidar sandıkla değişti.
Bu demokrasi adına kıymetliydi.
Ama sonrasında yaşanan bazı gelişmeler, demokratik rekabet sınırlarını aşan tartışmalar doğurdu.
1953 yılında çıkarılan düzenlemelerle CHP’nin mal varlığına el konuldu.
Gerekçe hukuki zeminde anlatıldı.
Tartışma ise siyasal zeminde hiç bitmedi.
Burada sorulması gereken soru nettir:
BU DEMOKRATİK REKABET MİYDİ?
YOKSA SİYASİ RÖVANŞ MI?
Bir iktidarın rakibini eleştirmesi doğaldır.
Sandıkta yenmeye çalışması demokrasidir.
Ama rakibin tarihsel kurumsal varlığına yönelmek başka bir psikolojiyi gösterir.
DEMOKRASİ RAKİBİNİ YENMEK İSTER.
RÖVANŞ ZİHNİYETİ RAKİBİNİ SİLMEK İSTER.
Aradaki fark medeniyet farkıdır.
Sonra Türkiye darbeler dönemine sürüklendi.
Siyasi sistem kırılganlaştı.
Toplum gerildi.
Ardından 12 Eylül geldi.
Tanklar konuştu.
Demokrasi askıya alındı.
Siyasi partiler kapatıldı.
CHP de kapatıldı.
Adaletli olmak gerekir.
Bu yalnızca CHP’ye dönük özel bir operasyon değildi.
Bütün siyasal sisteme yönelen askeri müdahaleydi.
Ama sonuç yine ağırdı.
Türkiye’nin kurucu siyasal damarlarından biri yeniden sistem dışına itildi.
Burada sorulması gereken soru değişmez:
BİR ÜLKENİN SİYASAL HAFIZASI TANK PALETLERİYLE SIFIRLANABİLİR Mİ?
Tabela indirebilirsiniz.
Parti binalarını kapatabilirsiniz.
Liderleri susturabilirsiniz.
Yasaklar koyabilirsiniz.
Ama hafızayı?
Kurucu refleksi?
Toplumsal birikimi?
İşte devlet gücü bazen tam burada duvara çarpar.
Sonra SODEP geldi.
Ardından SHP.
Sonra yeniden CHP.
Bu yalnızca bir isim dönüşü değildir.
Bu, siyasal hafızanın inatçı doğasının hikâyesidir.
Bazı yapılar hukuken kapatılabilir.
Toplumun hafızasından silinmeleri çok daha zordur.
Bugüne gelirsek…
Burada dürüst olmak gerekir.
CHP’ye yalnızca dışarıdan zarar verilmedi.
Kendi iç kırılmaları da ciddi yaralar açtı.
Liderlik krizleri.
Kimlik tartışmaları.
İdeolojik savrulmalar.
Tabanla zayıflayan bağ.
Sürekli iç hesaplaşma.
Kamuoyu önünde yaşanan gerilimler.
Rakiplerinden çok kendi içine enerji harcayan görüntü.
Bunlar da gerçektir.
Kurucu olmak sonsuz kredi değildir.
Tarihsel miras performans yerine geçmez.
Seçmen nostaljiyle oy vermez.
Demokrasi sürekli yenilenme becerisi ister.
Ama tam burada büyük hata yapılır.
Bugünkü CHP’ye duyulan öfkeyle, Cumhuriyet’in kurucu siyasi hafızasına duyulan refleks birbirine karıştırılır.
BU CİDDİ BİR TARİHSEL HATADIR.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi yalnız bugünkü yöneticilerden ibaret değildir.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SİYASAL ÇATISININ TAŞIYICI KOLONLARINDAN BİRİDİR.
Bir kolonu eleştirebilirsiniz.
Onarım isteyebilirsiniz.
Yetersiz bulabilirsiniz.
Değişmesini savunabilirsiniz.
Ama öfkeyle kolona balta sallayanın çatının akıbetini de düşünmesi gerekir.
Çünkü burada yalnızca bir partiden söz edilmiyor.
BURADA CUMHURİYET’İN KURUMSAL HAFIZASINDAN SÖZ EDİLİYOR.
BURADA DEMOKRATİK DENGE MEKANİZMASINDAN SÖZ EDİLİYOR.
BURADA YAŞAYAN TARİHSEL SÜREKLİLİKTEN SÖZ EDİLİYOR.
Kurucu partiler kutsal değildir.
Dokunulmaz değildir.
Eleştirilemez değildir.
Ama şeytanlaştırılmaları da sağlıklı değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı tarihsel rövanş değildir.
Demokratik olgunluktur.
Kurucu hafızayla kavga değildir.
Kurucu hafızayı anlayarak yenilenmektir.
Bugünkü CHP’nin ihtiyacı da budur.
İçe kapanmak değil.
Kendiyle dürüst yüzleşmek.
Kurucu mirasa yaslanıp bugünü ihmal etmemek.
Kendini yenileyebilmek.
Rakiplerinin ihtiyacı da budur.
Tarihle hesaplaşmayı siyaset sanmamak.
Çünkü güçlü demokrasiler rakiplerini yok etmeye çalışmaz.
Onlarla yarışır.
İkna eder.
Sandıkta yener.
Şimdi mitralyöz gibi bitirelim:
BİR PARTİYİ ELEŞTİREBİLİRSİNİZ.
BİR LİDERİ REDDEDEBİLİRSİNİZ.
BİR YÖNETİMİ DEĞİŞTİRMEK İSTEYEBİLİRSİNİZ.
SANDIKTA AĞIR YENİLGİ YAŞATABİLİRSİNİZ.
BUNLAR DEMOKRASİDİR.
AMA CUMHURİYET’İN YAŞAYAN KURUCU HAFIZASINI DÜŞMANLAŞTIRMAK BAŞKA BİR ŞEYDİR.
ÇÜNKÜ BAZI BALTALAR AĞACA DEĞİL, GÖVDEYE İNER.
BAZI ÖFKELER RAKİBE DEĞİL, ORTAK HAFIZAYA YÖNELİR.
BAZI HESAPLAŞMALAR BUGÜNÜ DEĞİL, YARINI YARALAR.
CUMHURİYET’İN TAŞIYICI KOLONLARINA BALTA SALLAYANLAR, GÜN GELDİĞİNDE O ÇATININ ÇÖKÜŞÜNDEN KENDİLERİNİ DE KURTARAMAZ.













