
BU BİR TATİL YAKINMASI YAZISI DEĞİLDİR.
Bu, hayatın kapıda bekletilmesi yazısıdır.
Bu, burs kazandığı halde okuluna yetişemeyen öğrencinin yazısıdır.
Bu, kendi ülkesinde bulamadığı tedaviye ulaşmaya çalışan hastanın yazısıdır.
Bu, kongresine gidemeyen akademisyenin yazısıdır.
Bu, davet aldığı etkinliğe katılamayan sanatçının yazısıdır.
Bu, iş bağlantısını kaçıran girişimcinin yazısıdır.
Bu, elindeki sınırlı imkânla hayatını değiştirmeye çalışan insanların yazısıdır.
Çünkü burada kaçan yalnızca randevu değildir.
Hayat kaçıyor.
Bazıları meseleyi yanlış okuyor.
Sanki konu seyahat konforuymuş gibi.
Sanki mesele bavul hazırlamakmış gibi.
Sanki keyif meselesiymiş gibi.
Hayır.
Bir genç düşünün.
Aylarca çalışmış.
Dil sınavını geçmiş.
Kabul mektubunu almış.
Belki burs bulmuş.
Ailesi para toparlamış.
Yeni bir hayat kurmak istiyor.
Sonra?
Randevu yok.
Bulunsa ret korkusu var.
Ret olmasa belirsizlik var.
Takvim işliyor.
Hayat beklemiyor.
Şimdi soru şu:
Bir insanın geleceği neden randevu ekranına sıkışıyor?
ASIL SORU: BİZ NİYE BU HALE GELDİK?
Daha ağır soru budur.
Bir ülkenin vatandaşları neden artık hareket etmek için bu kadar çok açıklama yapmak zorunda?
Neden banka hesabını göstermek zorunda?
Neden maaş bordrosunu göstermek zorunda?
Neden dönüş niyetini ispatlamak zorunda?
Neden mülkünü göstermek zorunda?
Neden karakter referansı verir gibi dosya taşımak zorunda?
İnsan soruyor:
Bir başvuru mu yapılıyor? Yoksa güven sınavına mı giriliyor?
Vatandaş vize değil, güvenilirlik belgesi mi talep ediyor?
Başlığın özü tam da burada.
Sorun yalnız vize değildir.
Güven krizidir.
RAKAMLAR YALAN SÖYLEMEZ
Bu mesele birkaç bireysel şikâyet değildir.
Türkiye, Schengen başvurularında en yoğun ülkeler arasında.
Son yıllarda milyonları bulan başvurular konuşuluyor.
Daha çarpıcısı:
Yüksek ret oranları ve artan başvuru yükü artık bireysel şikâyet olmaktan çıkmış durumda.
Bu yalnız ret değildir.
Bu;
kaçırılan eğitimdir.
kaçırılan fırsattır.
kaçırılan iş bağlantısıdır.
kaçırılan sanat etkinliğidir.
kaçırılan akademik temastır.
kaçırılan zamandır.
Bir de ekonomik yük var.
Başvuru bedeli.
Aracı kurum ücreti.
Sigorta.
Rezervasyon.
Kur farkı.
Ulaşım.
Ret gelirse?
Para gider.
Zaman gider.
Plan gider.
Moral gider.
Peki soru şu:
Ret yalnız dosyaya mı gelir? Yoksa geleceğe de mi gelir?
İLK DUVAR: RANDEVU
Eskiden mesele konsolosluktu.
Bugün ilk mesele ekran.
Randevu ekranı.
İnsan günlerce tarih arıyor.
Haftalarca sistem yeniliyor.
Aylar sonrasını görüyor.
Bazıları onu bile göremiyor.
Şimdi ironiyi görün.
Randevu bulsanız başka dert.
Bulamasanız başka dert.
Randevu varsa vize kaygısı.
Vize ihtimaliniz varsa randevu kaygısı.
Bu yalnız bürokrasi değildir.
Çıkmazdır.
Bir hak, erişilemeyen ekrana dönüşmüşse…
orada teknik sorun değil, sistem sorunu vardır.
EN BÜYÜK FATURA GENÇLERE ÇIKIYOR
Burada en ağır bedeli gençler ödüyor.
Çünkü onların zamanı daha pahalı.
Bir dönem kaçarsa geri gelmiyor.
Bir burs yanarsa aynı kapı tekrar açılmıyor.
Bir kabul mektubu sonsuza kadar beklemiyor.
Bir hayat planı askıda kalıyor.
Peki gerçekten kabul edilebilir mi bu?
Bir genç emek veriyor.
Çalışıyor.
Hak ediyor.
Sonra sistem diyor ki:
Bekle.
Ne kadar?
Belli değil.
Bu yalnız prosedür değildir.
İstikbal meselesidir.
BURADA KAÇAN YALNIZ UÇAK DEĞİL
Bir iş insanı toplantısını kaçırıyor.
Bir akademisyen kongresini.
Bir sanatçı etkinliğini.
Bir gazeteci programını.
Bir hasta tedavisini.
Bazıları kendi ülkesinde çözüm bulamadığı sağlık hizmetine ulaşmaya çalışıyor.
Bazıları yeni hayat kurmaya çalışıyor.
Bazıları çocuklarının geleceğini taşımaya çalışıyor.
Bekleyen yalnız dosyalar değil.
Hayatlar.
Daha sertini söyleyelim:
Bazı hayatlar beklerken geride kalıyor.
Çünkü fırsat beklemez.
Tedavi beklemez.
Üniversite beklemez.
İş dünyası beklemez.
Hayat beklemez.
MESELE PARTİ DEĞİL, SİSTEM
Bu yazı bir parti metni değildir.
Bir iktidar sloganı değildir.
Bir muhalefet broşürü değildir.
Çünkü mesele kişilere indirgenecek kadar küçük değildir.
Burada sorgulanan şey sistemdir.
İşleyen ya da işlemeyen reflekslerdir.
Vatandaşın karşısına çıkan duvardır.
Çünkü insanlar doğal olarak soruyor:
Biz neden bu hale geldik?
Pasaport neden güven üretmiyor?
Diplomatik ağırlık neden bu kadar sorgulanıyor?
Vatandaş neden kendini sürekli açıklamak zorunda kalıyor?
Bunlar siyasi slogan soruları değildir.
Yapısal sorulardır.
DAHA TEMEL BİR SORU
İnsan doğarken pasaport seçmiyor.
Doğduğu coğrafyayı seçmiyor.
Milliyetini seçmiyor.
Peki neden hareket özgürlüğü doğduğu ülkenin diplomatik ağırlığına göre belirleniyor?
Neden bazı pasaportlar kapı açıyor…
bazıları kapıda bekletiyor?
Dünya gerçekten güvenlik için mi bu kadar bölünüyor?
Yoksa hareket özgürlüğü küresel güç ilişkilerinin sessiz dili mi?
Bu soru rahatsız edici olabilir.
Ama meşrudur.
PEKİ KARARI KİM VERİYOR?
Bir başka rahatsız edici soru daha var.
Belki en önemlisi.
Kim karar veriyor?
Bir öğrenciye “evet” denirken…
bir başkasına neden “hayır” deniyor?
Bir dosya yeterli görülürken…
Benzer başka dosya neden reddediliyor?
Hangi ölçüt?
Hangi standart?
Hangi şeffaflık?
Çünkü vatandaşın zihninde büyüyen soru bu.
Kime göre? Neye göre?
Mali durum mu?
Yaş mı?
Meslek mi?
Seyahat geçmişi mi?
Taşınan pasaport mu?
Doğulan ülke mi?
Risk algısı mı?
Peki bu risk kim tarafından nasıl tanımlanıyor?
Burada belirsizlik büyüdükçe güven küçülüyor.
Çünkü kurallar net değilse…
Vatandaş sistemle ilişki kuramaz.
Şeffaflık yoksa güven oluşmaz.
İnsan o zaman şu hissi yaşıyor:
Ben kurala mı takıldım? Yoksa yoruma mı?
İşte sistemin en sancılı tarafı burada.
PEKİ ÇARE NE?
Yakınmak yetmez.
Çözüm gerekir.
Şeffaf veri gerekir.
Kim kaç başvuru alıyor?
Kim kaç ret veriyor?
Ret gerekçeleri ne?
Bekleme süresi kaç gün?
Öğrenciler için hızlı kanal gerekir.
Gelecek takvime sığmaz.
Akademi, sanat, iş dünyası için ayrı sistem gerekir.
Zaman hassas dosyalar bekletilmemeli.
Sağlık dosyalarına öncelik tanınmalı.
Tedavi takvim beklemez.
Randevu sistemi denetlenmeli.
Belirsizlik güven üretmez.
Diplomatik ağırlık hissedilmeli.
Vatandaş bu dosyada yalnız bırakılmamalı.
Pasaportunuz olabilir.
Paranız olabilir.
Davetiniz olabilir.
Evrakınız eksiksiz olabilir.
Ama hayat beklemiyorsa…
orada mesele vize değildir.
Bir öğrenci geleceğine yetişemiyorsa…
orada mesele prosedür değildir.
Bir hasta tedavisine ulaşamıyorsa…
orada mesele teknik aksaklık değildir.
Bir insan hayatını değiştirmek için kapı arıyorsa…
orada mesele turizm hiç değildir.
Orada güven krizi vardır.
Orada itibar krizi vardır.
Orada hayatın gecikmesi vardır.
Çünkü sınırlar yalnız haritada çizilmez.
Bazen randevu ekranında çizilir.
Bazen ret mektubunda.
Bazen açılmayan kapıda.
Randevu kaçmaz yalnız.
Hayat kaçar.
Ret yalnız dosyaya gelmez.
Geleceğe gelir.
Pasaport cebinizde olabilir.
Kapılar açılmıyorsa, o belge yalnızca semboldür.
İşte asıl mesele budur.













