
Bu bir slogan değil.
Bu bir sınır.
O sınır aşıldı.
BİR GERÇEK: ALTIN SUYA KARŞI KAZANIYOR
Altın madenciliğinde kullanılan yöntem belli: siyanürlü liç.
Toprak kazılıyor.
Yığın haline getiriliyor.
Üzerine siyanür dökülüyor.
Altın ayrıştırılıyor.
Geriye kalan:
Zehir.
Bu zehir “kontrollü” denilen alanlarda tutuluyor.
Sonra?
Sızıyor.
Taşıyor.
Çöküyor.
İliç’te olduğu gibi.
BİR VERİ: RAKAMLAR SUSMUYOR
Bir ton kayaçtan çıkan altın çoğu zaman 1–2 gram.
Yani:
Tonlarca kazı.
Tonlarca kimyasal.
Tonlarca atık.
Bir gram altın için.
Soru net:
Bir yüzük için kaç dere feda ediliyor?
BİR SÜREÇ: ZEHİR NASIL YAYILIYOR?
Siyanür suya karıştığında yalnız kalmaz.
Toprağa iner.
Yeraltı suyuna geçer.
Gaz olur, havaya karışır.
Rüzgârla taşınır.
Bir dere kirlenirse, mesele dere değildir.
Havzadır.
Bir nehir etkilenirse, mesele il değildir.
Coğrafyadır.
BİR SONUÇ: EKOLOJİK YIKIM
Balık ölür.
Toprak verimsizleşir.
Tarım biter.
Hayvancılık çöker.
Sonra…
İnsan gider.
Bu bir çevre haberi değildir.
Bu bir yaşam kaybı zinciri.
BİR YALAN: “KONTROL ALTINDA”
Her felaketten sonra aynı cümle:
“Kontrol altında.”
Denetim nerede?
Bağımsız ölçüm nerede?
Anlık veri nerede?
Yok.
Ama ruhsat var.
İzin var.
Kapasite artışı var.
BİR KARŞILAŞTIRMA: DÜNYA NE YAPIYOR?
Romanya felaket yaşadı, geri adım attı.
Avrupa Parlamentosu yasak çağrısı yaptı.
Çekya yasakladı.
Biz?
Genişlettik.
BİR GERÇEK DAHA: BU TEK DEĞİL
Türkiye genelinde
yüzlerce ruhsatlı saha bulunuyor.
ÇED süreçlerinde verilen “olumlu” kararların oranı yüksek.
Maden sahaları belirli bölgelerde yoğunlaşıyor.
Aynı yöntem, aynı risk, farklı coğrafyalar.
Bu yalnızca İliç değil.
Bu bir model.
BİR SORU: KİM KAZANIYOR?
Şirket kazanıyor.
İhale kazanıyor.
Rapor kazanıyor.
Peki kim kaybediyor?
Su kaybediyor.
Toprak kaybediyor.
Halk kaybediyor.
BİR HÜKÜM: BU BİR TERCİH
Bu tablo kader değil.
Denetimsizlik tercih.
Şeffaflıksızlık tercih.
Doğayı maliyet görmek tercih.
BİR UYARI: SÜRE BİTTİ
Bu saatten sonra mesele “çevrecilik” değil.
Mesele:
Hayatta kalmak.
Altın yenmez.
Para içilmez.
Rapor solunmaz.
Ama su içilir.
Toprakta yaşanır.
Orman nefes olur.
BİR ÇIKIŞ YOLU: NE YAPILMALI?
Bu tablo değiştirilebilir.
Ama kendiliğinden değil.
Kararla.
1.SİYANÜRLÜ MADENCİLİK SINIRLANMALI
Yüksek riskli havzalarda yeni ruhsat verilmemeli.
Mevcut sahalar bağımsız denetime açılmalı.
Kapalı devre sistem zorunlu hale getirilmeli.
3. BAĞIMSIZ DENETİM ŞART
Şirketin ölçtüğü veri, veri değildir.
Denetim, şirketten bağımsız yapılmalı.
Sonuçlar anlık ve açık paylaşılmalı.
3. ÇED SÜRECİ YENİDEN KURULMALI
“Olumlu” kararı otomatik refleks olmaktan çıkarılmalı.
Yerel halkın itirazı bağlayıcı hale getirilmeli.
Bilimsel raporlar kamuya açık olmalı.
4. SU HAVZALARI KIRMIZI ÇİZGİ İLAN EDİLMELİ
İçme suyu kaynakları çevresinde madencilik yasaklanmalı.
Nehir havzaları “koruma alanı” statüsüne alınmalı.
5. KİRLİLİĞİN BEDELİ ÖDENMELİ
Zarar oluştuğunda şirket değil, sistem sorumlu tutulmalı.
Tazminat, doğayı geri getirecek ölçekte olmalı.
“Cezayı öder geçerim” dönemi bitmeli.
6. ŞEFFAFLIK ZORUNLU OLMALI
Hangi sahada ne kullanılıyor?
Hangi kimyasal ne kadar?
Hangi su ne kadar kirleniyor?
Bunlar sır değil.
Bunlar halkın hakkı.
7. ALTERNATİF EKONOMİ KURULMALI
Altın çıkararak kalkınma modeli sürdürülemez.
Tarım, turizm, temiz enerji desteklenmeli.
Toprağı koruyan kazanmalı.
Doğa korunmazsa ekonomi de kalmaz.
Su yoksa üretim yok.
Toprak yoksa gelecek yok.
Bu bir tercih değil artık.
Bu bir zorunluluk.
Geciken her gün, kaybedilen bir kaynaktır.
SON GERÇEK:
Bu ülkenin suyu şirketlerin değil.
Bu ülkenin toprağı ihale dosyası değil.
Bu ülkenin ormanı yatırım kalemi değil.
Bugün susan,
yarın susuz kalır.
Bugün görmeyen,
yarın yaşayamaz.
Suyu kaybedersen, her şeyi kaybedersin.












