Dün gece KAGİDER’in, Garanti Bankası ve Ekonomist ile hayata geçirdiği Kadın Girişimciler Yarışması’nın 20. yılında sahnedeydik.
Yirmi yıl önce bir fikir olarak başlayan bu yolculuk, bugün bir ekosistem.
Ve o sahnede Gamze Cizreli, Rudyard Kipling’in “If—” şiirinden dizeler okudu.
“Eğer herkes aklını yitirirken sen başını dik tutabiliyorsan,
Eğer düşüp yeniden kalkabiliyorsan,
Eğer hayaller kurup hayallerinin esiri olmuyorsan…”
Bir baba, oğluna yazmıştı o şiiri.
Ama o gece, bir kadın sesinde yeniden doğdu.
Ve anlamı değişti.
Çünkü edebiyat bazen yön değiştirir.
Bir hayatın içinden geçerken başka bir hayata dönüşür.
“Eğer her şey yıkıldığında yeniden kurabilirsen…” diyordu şiir.
Bu bir sabır metniydi aslında.
Ama sahnede bir cesaret cümlesine dönüştü.
Kadınlar edebiyatı hep erken duydular.
Ama çoğu zaman o sesi büyütmek zorunda kaldılar.
Kadın girişimciliği de tam burada başlıyor:
fısıltıyı büyütmek.
Maya Angelou gibi…
tarihin ağırlığına rağmen yükselmek.
“Bu sektör sana göre değil” denildiğinde
sadece gülümseyip bir sonraki kapıyı çalmak.
Dagny Taggart gibi…
sadece işi değil, inancı da taşımak.
Virginia Woolf gibi…
kendine bir oda bulamasan da
bir köşeyi dünyaya çevirmek.
Bazen bir masa, bir kahve, bir gece…
bir ofis olur.
Sylvia Plath’in dediği gibi:
“Ben yeniden doğuyorum.”
Ve Jo March… Little Women sayfalarından fısıldar:
“Kendi paramı kendim kazanacağım.”
Bu sadece bir cümle değil.
Bir yön.
Halide Edib Adıvar, Latife Tekin, Elif Şafak ve Simone de Beauvoir…
hepsi aynı şeyi farklı dillerle söyler:
Kendini kur.
Kipling’in “If—” şiiri der ki: dayan, sabret, kendin ol.
Ama bu kadınlar ona bir cümle daha ekler:
Ve kendi alanını yarat.
Kadın girişimciliği işte tam burada başlar.
Verilen sınırların içinde değil,
sınırların yeniden yazıldığı yerde.
Biraz Austen, biraz Brontë, biraz Woolf…
ve hepsinin ortasında bir nefes:
Ve şimdi, sahne kapanırken…
Devam et.
Yılma.
Ve yürüdüğün yolun kendisi ol.












