
BU SADECE BİR EYLEM DEĞİL.
BU, BİRİKMİŞ BİR HESABIN AÇILMASIDIR.
Bu bir vicdan yazısı değil.
Bu bir kayıt ve hüküm metnidir.
Türkiye’de madencilik, yalnızca bir sektör değil.
Riskin normalleştirildiği bir çalışma düzenidir.
Yeraltında geçen saatler…
Göçük ihtimali…
Gaz riski…
Yetersiz denetim…
Bütün bunlar biliniyor.
Buna rağmen çalışılıyor.
Çünkü mecburiyet var.
UNUTULANLAR
Bu ülke madencileri sadece bugün konuşmuyor.
Bu ülke, madencilerini yıllardır toprağa veriyor.
- Göçük altında kalanlar
- Kurtarılamayanlar
- Evine dönemeyenler
En ağır hafıza:
Soma Maden Faciası
301 can.
Bir sayı değil.
301 hayat.
301 aile.
301 yarım kalmış gelecek.
Şimdi soru şu:
O günlerden sonra ne değişti?
- İş güvenliği kalıcı olarak çözüldü mü?
- Denetimler yeterli hale geldi mi?
- Ailelerin kayıpları telafi edildi mi?
Cevap açık:
Hayır.
RAKAMLAR
Türkiye’de madencilik:
- En yüksek iş kazası ve ölüm oranlarına sahip sektörlerden biri
- Her yıl onlarca madenci hayatını kaybediyor
- Yüzlercesi yaralanıyor
- Binlercesi güvencesiz çalışıyor
Bu bir istisna değil.
Bu, süreklilik kazanmış bir gerçektir.
BUGÜN
Bugün madenciler yürüyorsa…
Bugün açlık grevi konuşuluyorsa…
Bu, anlık bir tepki değildir.
Biriken bir sürecin sonucudur.
TALEPLER NET
- Ödenmeyen maaşlar
- Geciken tazminatlar
- Güvencesiz çalışma koşulları
- Eksik iş güvenliği
- Verilmeyen sosyal haklar
Yeni bir şey yok.
Yıllardır aynı başlıklar.
EN AĞIR GERÇEK
Bu ülkede madenciler:
- Yer altında hayatını riske atıyor
- Yer üstünde hakkını alamıyor
Bu iki durum birleştiğinde ortaya çıkan şey:
Sadece yoksulluk değildir.
Bu, açık bir hak gaspıdır.
KORKU MEKANİZMASI
Hak arayanın karşısına ne çıkıyor?
İşsizlik riski.
Sessizlik beklentisi.
Geri adım baskısı.
Ama gerçek şu:
Çalışarak kazanılamayan bir düzende işsiz kalma korkusu tek başına caydırıcı değildir.
Bu noktada insanlar ne yapıyor?
Aç kalmayı göze alıyor.
AİLELER VE GERÇEK
Bir baba ya göçük altında kalır ya da açlık grevinde.
İki durumda da sonuç aynıdır:
Aile kaybediyor.
- Eş bekler
- Çocuk izler
- Gelecek askıya alınır
Bu bir ekonomik tablo değildir.
Bu, toplumsal bir kırılmadır.
TARİHSEL HAT
Bu ülke bu dili biliyor.
Hakların gerilediği, emeğin değersizleştiği dönemleri tanıyor.
12 Eylül öncesinde de benzer bir baskı iklimi vardı.
Bugün görülen tablo:
- Hakların ertelenmesi
- Sesin bastırılması
- Emeğin karşılıksız bırakılması
Bir benzerliktir.
Tesadüf değildir.
YAŞARKEN KAYBETMEK
Bu ülkede ölmek için nefesin kesilmesi gerekmiyor.
İnsanlar yaşarken kaybediyor.
- Hakkını alamayarak
- Güvencesiz yaşayarak
- Geleceğini kaybederek
Ölü gibi yaşamaya mahkûm edilerek.
Madenciler bugün aç.
Ama mesele açlık değil.
Mesele, aç bırakılmaları.
Bu ülkede insanlar çalışarak yaşamıyor.
Direnerek ayakta kalıyor.
Mesele yoksulluk değil.
Yoksulluğun sistem haline getirilmesidir.
Mesele emek değil.
Emeğin göz göre göre değersizleştirilmesidir.
Artık açık cümle:
Bu düzen, çalışanı yaşatmıyor.
Sadece hayatta tutuyor.
Bugün madenciler aç.
Bu bir istisna değil.
Bu bir sıranın başlangıcı.
Sırada kim var?
Cevap verilmediği sürece:
Bu sadece bir yazı değil.
Bu, kapanmayacak bir hesaptır.
Bu bir eylem değil.
Bu, yaşamak için verilen son savaştır.













