• İletişim: info@guncelkadin.com.tr
Güncel Kadın
Advertisement
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj
No Result
View All Result
Güncel Kadın
No Result
View All Result

İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren “Adaletin Sağlanmadığı Yerde Hukuk Devleti İddiası da İnandırıcılığını Kaybeder” /Ahmet Çaldıran

Güncel Kadın by Güncel Kadın
20 Nisan 2026
in Röportaj
0
İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren “Adaletin Sağlanmadığı Yerde Hukuk Devleti İddiası da İnandırıcılığını Kaybeder” /Ahmet Çaldıran
0
SHARES
13
VIEWS
Facebook'ta PaylaşTwitter'da PaylaşWhatsapp PaylaşLinkedin'de PaylaşPaylaşPaylaş

Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının uygulanmaması…İstanbul Barosuna açılan dava… Muhalefet partileri üzerinde estirilen baskılar, belediyelere atanan kayyımlar…Cuma ertesi annelerinin Galatasaray meydanında yıllardır sorduğu “Yakınlarımızın Katilleri “nerede sorusu…Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmaması…Ülkemizde yargının siyasallaşması…Ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” ya da Dem Parti Yetkililerine göre “ Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Toplum” Gibi ülkenin biriken sorunları üzerine İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi beğenerek okuyacağınızı umuyoruz. İyi okumalar

İstanbul Barosu hakkında neden dava açıldı ve süreç ne durumda? Yargı, Baro Yönetiminden ne istiyor?
İki gazetecinin ölümü (19 Aralık 2024): Suriye’deki olayları takip ederken hayatını kaybeden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı iki gazetecinin ölümü ulusal basında yer aldı. Basın Meslek Örgütlerinin Açıklaması (20 Aralık 2024): Basın mensuplarından oluşan bağımsız örgüt Basın Konseyi, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve DİSK-Basın İş Sendikası iki gazetecinin ölüm haberlerinin ardından kamuoyuna ciddi ve etkili bir soruşturma çağrısı yaptı. Polis Müdahalesi (21 Aralık 2024): Şişhane’de, İstanbul Barosu merkezinin yakınında, iki gazetecinin ölümüyle ilgili düzenlenen gösteriye polis müdahale etti. Aralarında gazeteciler ve İstanbul Barosu üyesi avukatların da bulunduğu Anayasal haklarını kullanan vatandaşlar gözaltına alındı.

İstanbul Barosu yönetimi olarak yapılan değerlendirmenin ardından, 21 Aralık 2024 tarihinde saat 18:40’ta sosyal ağlarda, silahlı çatışma bölgesinde çalışan gazetecilerin korunmasına ilişkin kuralları hatırlatan, iki gazetecinin ölümüyle ilgili etkin bir soruşturma talep eden ve basın açıklamasına katıldıkları için 21 Aralık 2024 tarihinde gözaltına alınan ve aralarında avukatların da bulunduğu  vatandaşların serbest bırakılmasını talep eden bir mesaj yayınlandı.

Kamuoyunda ve basın organlarında bu kişiler “gazeteci” olarak tanınıyor, mesleki faaliyetleriyle anılıyorlardı. Açıklama, Basın Konseyinin 20 Aralık 2024 tarihli kamuya açık çağrısından sonra yapılmış olup, yalnızca etkin bir soruşturma yürütülmesi talebini içermekteydi. Bu kapsamda, İstanbul Barosu Avukatlık Kanunu m.76 ve 95 uyarınca insan haklarını, ifade özgürlüğünü ve basın özgürlüğünü savunma görevini yerine getirmiş, açıklama metninde herhangi bir kişi veya kuruma yönelik suç isnadı yapılmamış, soruşturma ve kovuşturma süreçlerine ilişkin bir hukuki değerlendirme de yer almamıştır. Dolayısıyla bu açıklama, baronun yasal görevinin ve demokratik hukuk devletinde beklenen rolünün bir gereğidir.

Tüm televizyon ve yayınlarda “terörü övmek” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” ile suçlanarak isimlerimiz günlerce yayınlanarak suçlu ilan edildik.

İstanbul Barosu hakkında açılan davalar genellikle baronun yaptığı kamuoyu açıklamalarının “amacı dışında faaliyet” veya “kurumsal sınırların aşılması” olarak değerlendirilmesine dayanır. Bu tür davalarda hukuki dayanak çoğunlukla Avukatlık Kanunu’nun 76 ve 95. maddelerinin dar yorumlanmasıdır.

Oysa bu maddeler barolara yalnızca meslek düzenini sağlama görevi değil, aynı zamanda “hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunma” yükümlülüğü de yükler. Ceza davası boyutuna taşınan süreçlerde ise çoğunlukla TCK kapsamında “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” veya benzeri suçlamalar gündeme gelebilmektedir.

Yargının fiilen talep ettiği şey, baroların kamusal ve eleştirel rolünü sınırlandırarak daha “idari meslek örgütü” gibi davranmasıdır. Bu ise savunmanın anayasal fonksiyonuyla bağdaşmaz.

Nitekim 14 ay Silivri Cezaevi manzarası ile duruşma salonu olduğu iddia edilen Silivri yerleşkesinde Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandık. TBB, Türkiye’deki barolar ve özellikle Uluslararası Savunma kuruluşları ile yabancı Baroların yoğun desteğini gördük. Ceza davası sonucunda oy birliği ile Beraat kararı verildi. İstanbul Başsavcılığı aynı gün 32 dakika içinde beraat kararını istinaf etti ve istinaf incelemesi devam ediyor.

Ayrıca görev alınmamız için hukuk davası açıldı ve davada bizler dinlenmeden adeta apar topar Görevden alınmamıza karar verildi. Bu kararı da İstanbul Barosu olarak biz istinaf ettik ve istinaf incelemesi devam ediyor.

Kayyım uygulamalarıyla belediyelerin işlevsiz hale getirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kayyım atamaları, Anayasa’nın 127. maddesi kapsamında istisnai bir idari vesayet yetkisine dayanır. Ancak bu yetkinin sistematik şekilde kullanılması, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile de çelişir.

Seçilmiş organların yargı kararı olmaksızın görevden uzaklaştırılması, “masumiyet karinesi” ve “seçme-seçilme hakkı” (Anayasa m.67) açısından ciddi sorunlar doğurur. Bu uygulama, demokratik meşruiyetin idari işlemle bertaraf edilmesi anlamına gelir.

Gizli tanık beyanları “duydum” gibi ifadeler delil sayılabilir mi?


Ceza muhakemesinde delillerin “hukuka uygun elde edilmiş, denetlenebilir ve somut” olması gerekir (CMK m.217). Gizli tanık uygulaması CMK m.58’de düzenlenmiş olmakla birlikte, tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilemez.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, savunmanın tanığı sorgulama hakkı kısıtlanıyorsa bu beyanlar ancak “destekleyici delil” olarak değerlendirilebilir. “Duyuma dayalı” ifadeler ise doğrudan delil niteliği taşımaz.

Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da gizli tanık beyanlarının tek başına ve başka delillerle desteklenmeden mahkûmiyete esas alınamayacağı, bu tür beyanların mutlaka “somut, maddi delillerle doğrulanması gerektiği” vurgulanmaktadır. Yargıtay ayrıca, “duyuma dayalı, soyut ve çelişkili anlatımların” şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği mahkûmiyet için yeterli olmayacağını açıkça belirtmektedir.

Faili meçhul cinayetler neden aydınlatılmıyor?
Yaşam hakkı kapsamında devletin yalnızca negatif değil, pozitif yükümlülükleri de vardır. Bu, etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü içerir (AİHS m.2).

AİHM kararlarına göre soruşturmanın bağımsız, tarafsız ve hızlı yürütülmemesi başlı başına ihlal sebebidir. Faillerin bulunmaması, cezasızlık kültürünü pekiştirir.

Cumartesi Anneleri tarafından gündeme getirilen dosyalarda, çoğunlukla “etkin soruşturma yapılmaması”, “zamanaşımı” ve “delil toplanmaması” gibi sorunlar öne çıkar.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre soruşturmaların bağımsız, tarafsız, hızlı ve kamu denetimine açık yürütülmemesi başlı başına ihlal sebebidir. Faillerin bulunmaması ise “cezasızlık” pratiğini kurumsallaştırır.

Bunun yanında mesele yalnızca teknik bir soruşturma eksikliği değil, aynı zamanda insancıl hukuk ve siyasal tercihlerle de doğrudan ilişkilidir. Devletin, özellikle çatışmalı dönemlerde meydana gelen ağır hak ihlallerini ortaya çıkarma konusundaki iradesi, çoğu zaman siyasi önceliklerle şekillenir. Oysa insancıl hukuk ve insan hakları hukuku, koşullar ne olursa olsun yaşam hakkının korunmasını ve ihlallerin etkili biçimde soruşturulmasını emreder. Bu yükümlülükten kaçınmak ya da geciktirmek, hukuki olmaktan çok politik bir tercihe işaret eder.

Failler bulunmadığı ve hakikat ortaya çıkarılmadığı sürece, toplumun devlete duyduğu güvenin zedelenmesi kaçınılmazdır; çünkü adaletin sağlanmadığı yerde hukuk devleti iddiası da inandırıcılığını kaybeder.

AYM ve AİHM kararlarının uygulanmaması ne anlama gelir? AB yaptırımları ne olur?
Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarında hem Anayasa Mahkemesi hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal tespit etmiştir.

Anayasa m.153’e göre AYM kararları bağlayıcıdır. AİHM kararları ise AİHS m.46 gereği taraf devletler için kesin ve bağlayıcıdır. Uygulanmaması “hukuk devleti” ilkesinin ihlali anlamına gelir.

Avrupa Birliği açısından bu durum, üyelik sürecinin askıya alınması, mali fonların kısıtlanması ve siyasi yaptırımlar gibi sonuçlar doğurabilir.

“Terörsüz Türkiye” veya “Demokratik Cumhuriyet” söylemleri Kürt sorununu çözer mi?
Hukuki açıdan bir sorunun çözümü, normatif düzenlemeler ve uygulama ile mümkündür. Kürt meselesi bağlamında çözüm; dil, kimlik ve siyasi temsil haklarının güvence altına alınmasıyla mümkündür.

Salt güvenlik eksenli yaklaşımlar, sorunu çözmek yerine derinleştirme riski taşır.

Kürtlere verilecek demokratik haklar ülkeyi böler mi?
Anayasal vatandaşlık ve eşitlik ilkesi (Anayasa m.10) gereği, hakların genişletilmesi bölünmeye değil bütünleşmeye hizmet eder.

Karşılaştırmalı hukukta da görüldüğü üzere, kültürel ve dilsel hakların tanınması, devletin üniter yapısını zayıflatmaz; aksine meşruiyetini güçlendirir. Aidiyet duygusunu arttırır.

Siyasallaşan yargının etkileri nelerdir?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Madde 138, hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğunu, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vereceklerini ve hiçbir organın mahkemelere emir ve talimat veremeyeceğini açıkça düzenler. Bu hüküm, hukuk devletinin çekirdeğini oluşturur.

Önceliklendirmek gerekirse, İlk olarak, yargı bağımsızlığı ortadan kalkar. Yargının yürütme veya siyasi iktidarın etkisi altında karar verdiği algısı oluştuğunda, mahkemelerin “tarafsız hakem” rolü sona erer. Bu yalnızca bireysel davaları değil, tüm hukuk düzeninin meşruiyetini etkiler.

İkinci olarak, hukuki öngörülebilirlik yok olur. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri, bireylerin hangi davranışın nasıl sonuç doğuracağını önceden kestirebilmesidir. Ancak kararlar hukuki normlara göre değil, dış etkilere göre şekillenirse, aynı olayda farklı sonuçlar doğabilir. Bu da normların bağlayıcılığını fiilen ortadan kaldırır.

Üçüncü olarak, temel hak ve özgürlükler güvencesiz hale gelir. Çünkü bireylerin haklarını koruyacak son mekanizma bağımsız yargıdır. Yargı bağımsız değilse, ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı gibi güvenceler kağıt üzerinde kalır.

Dördüncü olarak, “kuvvetler ayrılığı” ilkesi işlevsizleşir. Yasama ve yürütmenin sınırlarını çizen denetim mekanizması yargıdır. Yargı bu rolünü yerine getiremezse, sistem “hukuk Devleti’nden uzaklaşıp “idarenin üstünlüğü ”ne doğru evrilir.

Son olarak, bu durum toplumsal güven ve ekonomik düzen üzerinde de doğrudan etki yaratır. Yatırımcılar ve bireyler, haklarını koruyacak bağımsız bir yargıya güven duymadıklarında ekonomik ve sosyal ilişkilerde belirsizlik artar.

Anayasa m.138’in uygulanmaması yalnızca yargının teknik bir sorunu değildir; doğrudan doğruya hukuk devletinin ortadan kalkmasına, normların yerini takdirin almasına ve adaletin kurumsal temellerinin çökmesine yol açar.

Adalet nedir? Adalet yoksa insanlar ne yapmalı?
Adalet, en temel anlamıyla hakkın hak edene verilmesi ve hukukun herkese eşit uygulanmasıdır. Hukuki düzlemde ise bunun somut karşılığı “adil yargılanma hakkı”dır (AİHS m.6).

Adaletin yeterince işlemediği durumlarda bireylerin başvurabileceği yollar yalnızca bireysel dava süreçleriyle sınırlı değildir. İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası denetim mekanizmalarına başvuru mümkündür. Bunun yanında barolar, meslek örgütleri ve insan hakları kuruluşları da önemli bir denetim ve destek işlevi görür.

Burada özellikle vurgulanması gereken nokta, hukuki mücadelenin kolektif boyutudur. Tekil başvurular çoğu zaman sınırlı etki yaratırken, yurttaşların birlikte hareket etmesi; dayanışma ağları kurması ve örgütlü biçimde hak araması hem görünürlük hem de sonuç alma açısından çok daha güçlü bir etki yaratır.

Bu çerçeve, kadın cinayetleri bakımından da son derece somut bir şekilde görülmektedir. Örneğin Avukatı olduğum Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve benzeri yapılar, yalnızca veri toplamakla kalmayıp davaları takip ederek, kamuoyu oluşturarak ve hukuki sürece müdahil olarak cezasızlıkla mücadele etmektedir. Kadın cinayetlerinde etkin soruşturma yürütülmesi, delillerin zamanında toplanması ve faillerin hak ettikleri cezaları alması; ancak bu tür örgütlü takip ve toplumsal baskı ile daha mümkün hale gelmektedir.

Nitekim Cumartesi Anneleri örneğinde olduğu gibi, ısrarlı ve barışçıl hak arama pratiği hem toplumsal hafıza oluşturur hem de yargı mekanizmalarının harekete geçmesi üzerinde etkili olur. Kadın cinayetlerinde de benzer şekilde, ailelerin ve sivil toplumun birlikte yürüttüğü mücadele, dosyaların kapanmasını engelleyen ve adalet talebini sürekli gündemde tutan bir rol oynamaktadır.

Sonuç olarak, adaletin zayıfladığı ortamlarda çözüm yalnızca bireysel hukuk yollarını tüketmek değil; örgütlü, dayanışmacı ve süreklilik gösteren bir hak arama pratiği geliştirmektir. Bu yaklaşım, özellikle kadın cinayetleri gibi sistematik hak ihlallerinde hem cezasızlıkla mücadelede hem de hukuk devletinin yeniden inşasında belirleyici bir rol oynar.

Hukuk ve adalet kavramı ülkelere göre değişir mi? Evrensel hukuk nedir?


Hukukun uygulanma biçimi, usulleri ve kurumsal yapıları ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir; ancak bu farklılık, adaletin özünün değiştiği anlamına gelmez. Zira modern hukuk düzenlerinde kabul edilen temel yaklaşım, bazı hak ve ilkelerin “devletin takdirine bırakılmayacak kadar temel” olduğudur.

Bu noktada evrensel hukuk; insan onuru, yaşam hakkı, işkence yasağı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı gibi vazgeçilmez ilkeleri ifade eder. Bu ilkeler, yalnızca teorik normlar değil; aynı zamanda devletlerin uymakla yükümlü olduğu bağlayıcı kurallardır. Nitekim Birleşmiş Milletler sistemi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları bu normları somutlaştırır.

Ancak pratikte sorun, bu evrensel ilkelerin uygulanmasında ortaya çıkar. Yukarıda değinilen örneklerde olduğu gibi;

Yargı bağımsızlığının zedelenmesi (Anayasa m.138’in fiilen uygulanmaması), Mahkeme kararlarının bağlayıcılığının tartışmaya açılması, Etkin soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi (faili meçhul dosyalar ve kadın cinayetleri), Adil yargılanma hakkını zedeleyen delil rejimleri (gizli tanık uygulamalarının kötüye kullanımı) gibi durumlar, evrensel hukukun ihlal edildiğini gösterir.

Evrensel hukuk tam da bu noktada anlam kazanır: Devletin kendi iç hukukunu aşan bir denetim ve standartlar bütünü oluşturur. Bireyler, yalnızca ulusal yargı ile sınırlı kalmaz; ihlaller karşısında uluslararası mekanizmalara başvurabilir. Bu da hukukun “kapalı bir sistem” değil, çok katmanlı bir koruma rejimi olduğunu gösterir.

Öte yandan evrensel hukuk yalnızca mahkemeler aracılığıyla değil, aynı zamanda toplumsal mücadele ile de hayata geçer. Cumartesi Anneleri ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu gibi örneklerde görüldüğü üzere, yurttaşların örgütlü ve dayanışmacı hak arama pratiği, bu evrensel ilkelerin somutlaşmasını sağlar.

Sonuç olarak, hukuk sistemleri farklı olabilir; ancak adaletin asgari standartları evrenseldir. Bu standartlar uygulanmadığında mesele “farklı hukuk sistemi” değil, doğrudan doğruya “hukuk devleti ilkesinin ihlali” haline gelir. Evrensel hukuku bu nedenle, devletlerin uymak zorunda olduğu asgari adalet zemini ve bireylerin haklarını güvence altına alan ortak bir insanlık sözleşmesi olarak anlamak gerekir.

Güncel Kadın okurlara mesajınız nedir?
Öncelikle mesajıma ve sesimin duyulmasına imkân verdiğiniz için teşekkür ederim.

Türkiye’nin En büyük barosu olan İstanbul Baro Başkan Yardımcısı ve Feminist bir hukukçu olarak, hukuk devleti ilkelerinin zayıflaması en hızlı ve en ağır biçimde ne yazık ki kadınların yaşamına yansıdığını meslek hayatım boyunca gördüm ve görüyorum.

Çünkü kadınların kazanılmış hakları, çoğu zaman zaten kırılgan olan bir eşitlik zemini üzerinde var olur. Yargı bağımsızlığının zedelendiği, etkin soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmediği ve cezasızlık pratiğinin yaygınlaştığı bir ortamda, kadınların yaşam hakkı doğrudan risk altına giriyor.

Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri tam da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Aysun Yıldırım, Gülistan Doku ve Rabia Naz Vatan gibi dosyalar, yalnızca bireysel trajediler değil; aynı zamanda etkin soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmediği, delillerin yeterince toplanmadığı ya da sürecin şeffaf yürütülmediği yönündeki ciddi tartışmaların merkezinde yer alır. Bu tür dosyalarda ortaya çıkan “şüphe hali”, aslında hukuk devletinin en temel reflekslerinden biri olan hakikati ortaya çıkarma iradesinin zayıfladığını gösterir.

Oysa devletin yükümlülüğü açıktır: Yaşam hakkı ihlal edildiğinde yalnızca failleri cezalandırmak değil, gerçeği tüm yönleriyle ortaya çıkarmak. Bu yapılmadığında, yalnızca bir dosya kapanmış olmaz; aynı zamanda benzer ihlaller için zemin hazırlanır. Kadınlar açısından bu durum, sistematik bir güvencesizlik anlamına gelir. Her şüpheli ölüm dosyası diğer şüpheli ölümlere yol açar ve cezasızlık algısını güçlendirir.

Bu noktada mücadele biçimi belirleyici hale gelir. Kadınlar için hak arama, bireysel başvurularla sınırlı bir süreç değildir. Tam tersine, örgütlü, dayanışmacı ve ısrarlı bir mücadele pratiği gerektirir.

Barolar ve STK’LAR hatta siyasi partiler kısaca mücadele yapıları, davaları takip ederek, kamuoyu oluşturarak ve hukuki sürece müdahil olarak cezasızlıkla mücadelede önemli bir rol oynayabilirler. Nitekim ülkemizde bir çok hukuki sonuç ancak bu şekilde elde edilebiliyor.

Bu tür kolektif çabalar, hem yargı üzerinde toplumsal bir denetim oluşturur hem de dosyaların görünmez hale gelmesini engeller. Kadın hakları, insan haklarının ayrılmaz parçasıdır. İstanbul Sözleşmesi gibi metinler bu alanda önemli güvenceler sunmuştur. İstanbul Sözleşmesine imza konulması ve her gün yenisi gelen Yargı paketlerinde kadınların hak kaybına uğratacak düzenlemelerin yer alamaması için izlenmesi çok hayatidir. Benim de paydaşı olduğum EŞİK bunun için büyük bir mücadele vermektedir.

Feminist hukuk yaklaşımı bize şunu söyler: Hukuk, kendiliğinden adil bir sistem değildir; mücadele ile adil hale getirilir. Bu nedenle kadınların; hukuki süreçleri takip etmesi, dayanışma ağları kurması, Sivil toplum içinde aktif yer alması, hak ihlallerini görünür kılması yalnızca bireysel hak arama değil, aynı zamanda kamusal bir sorumluluktur.

Son olarak şunu dile getirebilirim, kadınlara verilebilecek en gerçekçi mesaj şudur: Haklar, ancak kolektif mücadele ile korunur ve geliştirilir. Hukuk devleti ilkeleri zayıfladığında en güçlü yanıt, geri çekilmek değil; daha fazla dayanışma, daha fazla görünürlük ve daha güçlü bir örgütlü mücadele hattı kurmaktır. Bu mücadele, yalnızca bugünün değil, geleceğin adaletini de belirleyecektir.

 

Önceki Yazı

Dr. Bahar Zeynep Barut: Geçmişin Gölgesi, Geleceğin Aynası; Maraş’tan Urfa’ya, Çocuklar Arasında Büyüyen Şiddet

Sonraki Yazı

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini buldu

Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sonraki Yazı
45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini buldu

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini buldu

Plugin Install : Widget Tab Post needs JNews - View Counter to be installed
  • Popüler
  • Yorum
  • En Son
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

21 Kasım 2024
İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

İstanbul’u Kanatları Altına Alan Ressam İrem Çamlıca : “İstanbul Yeri Göğü Altın Şehir”

4 Eylül 2024
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 28 Temmuz-3 Ağustos Gökyüzü Gündemi

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 2024’de Burçları Neler Bekliyor?

27 Temmuz 2025
Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

Sizi Daha Genç Gösterecek Saç Renkleri

22 Ocak 2024
Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

Semra Kosovalı: Seçim sonucu ve gelecek

0
Duygu Şengül: Türkiye’de kadının var olma sorunu

Duygu Şengül : Duygu’sal Aforizmalar

0
Ayşe Demir: DO-ra-to

Ayşe Demir: DO-ra-to

0
Buket Keskinol: Toprak Ana Gaia

Buket Keskinol : İskenderunlu olmak

0
45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini buldu

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini buldu

20 Nisan 2026
İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren “Adaletin Sağlanmadığı Yerde Hukuk Devleti İddiası da İnandırıcılığını Kaybeder” /Ahmet Çaldıran

İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren “Adaletin Sağlanmadığı Yerde Hukuk Devleti İddiası da İnandırıcılığını Kaybeder” /Ahmet Çaldıran

20 Nisan 2026
Dr. Bahar Zeynep Barut: Geçmişin Gölgesi, Geleceğin Aynası; Maraş’tan Urfa’ya, Çocuklar Arasında Büyüyen Şiddet

Dr. Bahar Zeynep Barut: Geçmişin Gölgesi, Geleceğin Aynası; Maraş’tan Urfa’ya, Çocuklar Arasında Büyüyen Şiddet

20 Nisan 2026
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 20-26 Nisan 2026 Haftası-Kriz, Karar Ve Kırılma

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 20-26 Nisan 2026 Haftası-Kriz, Karar Ve Kırılma

20 Nisan 2026

Son Yazılar

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini buldu

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini buldu

20 Nisan 2026
İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren “Adaletin Sağlanmadığı Yerde Hukuk Devleti İddiası da İnandırıcılığını Kaybeder” /Ahmet Çaldıran

İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren “Adaletin Sağlanmadığı Yerde Hukuk Devleti İddiası da İnandırıcılığını Kaybeder” /Ahmet Çaldıran

20 Nisan 2026
Dr. Bahar Zeynep Barut: Geçmişin Gölgesi, Geleceğin Aynası; Maraş’tan Urfa’ya, Çocuklar Arasında Büyüyen Şiddet

Dr. Bahar Zeynep Barut: Geçmişin Gölgesi, Geleceğin Aynası; Maraş’tan Urfa’ya, Çocuklar Arasında Büyüyen Şiddet

20 Nisan 2026
Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 20-26 Nisan 2026 Haftası-Kriz, Karar Ve Kırılma

Astroloji Yolculuğu: Gökyüzünden Haberler 20-26 Nisan 2026 Haftası-Kriz, Karar Ve Kırılma

20 Nisan 2026
Güncel Kadın

Güncel Kadın

Sosyal Medya

Kategoriler

  • Anasayfa
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Genel
  • Güncel Haberler
  • Güncel Sağlık
  • Güzellik
  • İş Dünyası
  • Magazin
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Sanat
  • Yaşam
  • Yazarlar

Son Haberler

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini buldu

45. İstanbul Film Festivali Ödülleri Sahiplerini buldu

20 Nisan 2026
İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren “Adaletin Sağlanmadığı Yerde Hukuk Devleti İddiası da İnandırıcılığını Kaybeder” /Ahmet Çaldıran

İstanbul Baro Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren “Adaletin Sağlanmadığı Yerde Hukuk Devleti İddiası da İnandırıcılığını Kaybeder” /Ahmet Çaldıran

20 Nisan 2026
  • İletişim: info@guncelkadin.com.tr

© 2023 Güncel Kadın.

No Result
View All Result
  • Anasayfa
  • Güncel Haberler
  • İş Dünyası
  • Ekonomi
  • Moda
  • Güzellik
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Sanat
  • Röportaj

© 2023 Güncel Kadın.