Türkiye’de uzun süredir önemli bir toplumsal sorun olarak gündemdeki yerini koruyan şiddet, son gelişmelerin ardından kamuoyunun en sıcak başlıkları arasına girdi. Medya içeriklerinde şiddetin sunum biçimi tartışmaların merkezine taşınırken, dizi, dijital platform ve farklı yayın mecralarına yönelik düzenleme çağrıları da hız kazandı. Şiddetle mücadelenin yalnızca güvenlik önlemleriyle sınırlı kalmaması gerektiği değerlendirilirken, toplumsal bilinç ve farkındalığın artırılmasında medya araçlarının üstleneceği rol kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar, şiddetin bireysel sınırları aşarak toplumsal ve kültürel etkiler yarattığını gösteriyor. Medya içeriklerinde şiddetin sunum biçimi tartışmaların odağında yer alırken, bu alanda daha güçlü denetim ve düzenleme ihtiyacı giderek daha fazla dile getiriliyor.
İletişim dünyasının deneyimli isimlerinden, marka ve iletişim uzmanı Hatice Kumalar ise özellikle son yıllarda televizyon dizileri, dijital içerikler ve tüm yayın mecralarında artan şiddet temsillerinin hem toplumsal algıyı hem de Türkiye’nin uluslararası imajını olumsuz etkilediğini vurgulayarak, “Şiddet konusu sadece güvenlik önlemleriyle değil, toplumsal bilincin ve farkındalığın artmasıyla dizginlenebilir. Bu noktada halkın bilgi edindiği tüm medya araçlarına büyük sorumluluk düşüyor” dedi.
Dizileri gerçeği yansıtmıyor
Kurgusal içeriklerde şiddetin sunum biçimi, gerçeklik algısı açısından tartışma yaratıyor. Türk dizilerinde yer alan şiddet temsillerinin gerçeği yansıtmadığını ifade eden Hatice Kumalar, “Biz bu kadar şiddetin, silahın ve çatışmanın olduğu bir toplum değiliz. Ancak dizilerde ve diğer yayınlarda silahların havada uçuştuğu, insanların kolayca öldürüldüğü ve ardından hiçbir şey olmamış gibi hayatların devam ettiği sahneler görmek kabul edilemez” dedi.
Dizilerde Türkiye yanlış tanıtılıyor
Kültürel içeriklerin uluslararası dolaşımı, ülkelerin imajı açısından belirleyici rol oynuyor. Türk dizilerinin dünyanın dört bir yanına ihraç edildiğine dikkat çeken Kumalar, bu durumun Türkiye’nin kültürel temsili açısından büyük bir sorumluluk taşıdığını belirterek, “Bugün Türk dizileri birçok ülkede izleniyor, farklı coğrafyalarda milyonlarca insana ulaşıyor. Bu nedenle bu yapımlar yalnızca birer eğlence unsuru değil, aynı zamanda Türkiye’nin dünyaya açılan vitrini. Ancak bu vitrinde şiddetin, silahın ve çatışmanın bu denli yoğun yer alması, ülkemizi doğru yansıtmıyor.” diye ekledi.
Şiddetin sıradanlaşması gençleri etkiliyor
Bu tür içeriklerin özellikle çocuklar ve gençler üzerinde ciddi etkiler yarattığını ve özellikle gelişim çağındaki bireylerin şiddeti normal bir davranış biçimi olarak algılama riski taşıdığına dikkat çeken Kumalar, “Doğan Cüceloğlu’nun çok kıymetli bir şekilde ifade ettiği gibi; ‘Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen…’ İşte tam da bu bilinçle hareket etmek zorundayız. Şiddetin sıradanlaştırıldığı içeriklerle büyüyen bir nesilden, merhamet ve vicdan duygusunun güçlü olmasını bekleyemeyiz.” dedi.
Şiddeti normalleştiren her yayın için düzenleme şart
Şiddet içeriklerinin özellikle genç kuşaklar üzerindeki etkisi, uzmanların üzerinde durduğu kritik konular arasında yer alıyor. İlgili tüm kurum ve kuruluşlara çağrıda bulunan Kumalar, “Şiddeti normalleştiren, özendiren ve sıradanlaştıran her türlü yayın için gerekli düzenlemeler ivedilikle yapılmalı, denetim mekanizmaları etkin şekilde işletilmelidir. Toplum olarak şiddeti değil; iyiliği, dayanışmayı ve insani değerleri yücelten içeriklere ihtiyacımız var.” dedi.
Ailelerin rolü çok önemli
Toplumsal farkındalık sürecinde ailelerin rolü de belirleyici unsurlar arasında öne çıkıyor. Ailelerin de bu süreçte önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Kumalar, ebeveynlerin çocukların maruz kaldığı içerikler konusunda daha dikkatli olması gerektiğini belirten Kumalar, “Bir iletişimci olarak bu çağrım okyanusta belki bir damla olabilir… Ama biliyorum ki her şey böyle başlar. Şiddetin karşısında durmak ve bu içeriklere karşı ses yükseltmek hepimizin sorumluluğudur.” dedi.













