
Uşak’ta 45 çocuğun cinsel istismara uğradığı iddiaları için Meclis’e araştırma önergesi verildi.
Araştırılması reddedildi.
45 çocuk.
Bir ülke bunu araştırmamayı seçti.
Bu bir ihmal değildir.
Bu bir sistem tercihidir.
45 çocuk.
Bir sayı değil.
Bir dosya hiç değil.
45 ayrı hayat.
45 ayrı travma.
45 ayrı kırılmış gelecek.
Bugün konuşulan yalnızca bir önerge değildir.
Bugün konuşulan, bu ülkenin çocuklarına ne yaptığıdır.
Meclis bir karar verdi.
Araştırmama kararı.
Bu karar yalnızca siyasi değildir.
Bu karar, devletin hangi suçu görmezden geldiğinin ilanıdır.
Şimdi açık soruyorum:
45 çocuğun istismarı neden araştırılmak istenmez?
Hangi hukuk buna izin verir?
Hangi vicdan bunu taşır?
Hangi çıkar bu kararı meşrulaştırır?
Cevap ortadadır:
Bu ülkede suç yalnızca işlenmiyor.
Suç sistematik olarak korunuyor.
Gelelim hukuka.
Türk Ceza Kanunu’nda çocuk istismarı suçtur.
Ağır suçtur.
Cezası vardır.
Kâğıt üzerinde.
Gerçekte ne olur?
Fail serbest kalır.
Tutuksuz yargılama başlar.
“İyi hal” indirimi devreye girer.
Delil yetersizliği denir.
Dosya kapanır.
Sorun yasa eksikliği değildir.
Sorun, yasaların uygulanmamasıdır.
Daha net yazıyorum:
Bu ülkede artık yasa yokluğu değil,
yasasızlaştırma vardır.
Yasa vardır.
Uygulama yoktur.
Denetim yoktur.
İrade yoktur.
Fail neden cesaret eder?
Yakalanmayacağını düşünür.
Yargılansa bile kurtulacağını bilir.
Ceza alsa bile indirileceğini görür.
Cezasızlık, bu ülkenin en güçlü suç teşvikidir.
Tarikatlar…
Kurslar…
Yurtlar…
İsimler değişir.
Yer değişir.
Sonuç değişmez.
Denetim yoktur.
Sorumluluk yoktur.
Hesap sorulmaz.
Bu bir tesadüf değildir.
Bu, kurulmuş bir sistemdir.
Meclis bu sistemin dışına çıkamaz.
45 çocuk için “araştırmaya gerek yok” diyen bir Meclis…
Sadece susmamıştır.
Taraf olmuştur.
Bu ülke kendini nasıl tanımlar?
Ahlaklı.
Erdemli.
İnançlı.
Çocuklara nasıl yaşamaları gerektiği öğretilir.
Nasıl giyinecekleri söylenir.
Nasıl konuşacakları söylenir.
Nasıl davranacakları öğretilir.
Peki aynı ülke…
Çocuklara dokunanlara karşı ne yapar?
Soru açıktır:
Ahlak, çocuğu korumuyorsa nerededir?
İnanç, en zayıfı savunmuyorsa neyi savunur?
Sorun inanç değildir.
Sorun, inancın arkasına saklanarak suçun görünmez kılınmasıdır.
Bu ülke çocuklarını nasıl büyütür?
Ayıp diyerek.
Sus diyerek.
Üstünü ört diyerek.
Anadolu’da bir çocuk konuşmaz.
Çünkü ayıptır.
Çünkü “el âlem ne der” vardır.
Çünkü aile utanır.
Bir kız çocuğu susar.
Bir erkek çocuğu susmayı öğrenir.
Sonra ne olur?
Çocuk susar.
Fail konuşur.
Soruyorum:
Ayıp diye susturulan bir çocuk,
kendisine yapılanı nasıl anlatsın?
Bazı çocuklar yalnızca istismara uğramaz.
Konuşamamaya mahkûm edilir.
Sessizlik, failin en güçlü zırhıdır.
Ataerkil düzen denir.
O düzen çocuğu korumuyorsa güçlü değildir.
Suç üretir.
Ailelere bakalım.
Bir çocuk susar.
Bir anne çöker.
Bir baba yıkılır.
Çocuk anlatamaz.
Aile dayanamaz.
Devlet görmez.
Bu üçü birleştiğinde ortaya çıkan şey:
Adı konmamış bir yıkımdır.
Bu çocuklar büyür.
Ama aynı kalmaz.
Gece uyanırlar.
İnsanlara güvenemezler.
Hayata eksik başlarlar.
Bir toplumun geleceği,
çocuklarının ruhunda taşınır.
O ruh kırılmışsa…
Gelecek de kırılmıştır.
Bu mesele artık fail meselesi değildir.
Bu mesele sistem meselesidir.
Görmezden gelen herkes…
Konuyu dağıtan herkes…
“Şimdi sırası değil” diyen herkes…
Bu suça ortaktır.
Bugün buraya açıkça yazıyorum:
45 çocuğun istismarı karşısında araştırmayı reddeden bir Meclis,
tarafsız değildir.
Suçun karşısında değildir.
Suçun yanındadır.
Bu ülkede çocuklar istismar ediliyor.
Herkes biliyor.
Herkes susuyor.
Fail konuşuyor.
Sistem susuyor.
Devlet susuyor.
Toplum yaşamaya devam ediyor.
Asıl utanç suç değildir.
Asıl utanç, suçla yaşamaya alışılmasıdır.
Bu artık bir çöküş değildir.
Bu, çöküşle bilinçli olarak barışmaktır.












